İşkence ve Eziyet Suçları (TCK m. 94, 95, 96): Cezası, Unsurları, Zamanaşımı ve Yargıtay Kararları
Av. Coşkun GENÇ · LimanLegal Hukuk Bürosu · 11 Ekim 2026 · Okuma süresi: yaklaşık 45 dakika
İşkence suçu, bir kamu görevlisinin bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışları gerçekleştirmesidir ve Türk Ceza Kanunu m. 94 uyarınca üç yıldan on iki yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır; eziyet suçu ise bir kimsenin eziyet çekmesine yol açacak davranışların herhangi bir kişi tarafından gerçekleştirilmesidir ve TCK m. 96 uyarınca iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasını gerektirir. Mağdur çocuk, gebe kadın veya kendisini savunamayacak durumda bir kişi ise cezalar ağırlaşır; işkence sonucunda ölüm meydana gelmişse ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir (TCK m. 95/4). İşkence suçunda zamanaşımı işlemez (TCK m. 94/6) ve 16 Temmuz 2026 tarihli 7589 sayılı Kanun'la yeniden yazılan CMK m. 231/14 uyarınca işkence ve eziyet suçlarında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez. LimanLegal Hukuk Bürosu tarafından hazırlanan bu rehber; iki suçun unsurlarını, kasten yaralama, zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması ve kötü muamele suçlarından farkını, mağdurun ve şüphelinin izleyeceği yolu 11 Ekim 2026 itibarıyla yürürlükteki kanun metinleri ile Anayasa Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Yargıtay kararlarından birebir alıntılarla açıklar.
Kısa cevaplar
- İşkence suçunun cezası kaç yıl? Temel ceza üç yıldan on iki yıla kadar hapistir; suç kadına karşı işlenmişse alt sınır beş yıldan az olamaz (TCK m. 94/1). Çocuğa, kendisini savunamayacak kişiye, gebe kadına ya da görevi dolayısıyla avukata veya kamu görevlisine karşı işlenirse sekiz yıldan on beş yıla (m. 94/2), fiil cinsel yönden taciz şeklinde gerçekleşirse on yıldan on beş yıla kadar hapis verilir (m. 94/3).
- Eziyet suçunun cezası kaç yıl? İki yıldan beş yıla kadar hapistir; kadına karşı işlenirse alt sınır iki yıl altı aydan az olamaz (TCK m. 96/1). Çocuğa, kendisini savunamayacak kişiye, gebe kadına, üstsoya, altsoya, babalık veya analığa, eşe ya da boşanılan eşe karşı işlenirse ceza üç yıldan sekiz yıla kadar hapistir (m. 96/2).
- İşkence ile eziyetin farkı nedir? İşkenceyi yalnız kamu görevlisi, göreviyle bağlantılı olarak işleyebilir; eziyetin faili herkes olabilir. Kanun gerekçesi ve Yargıtay uygulaması iki suçta da davranışların ani değil, belli bir süreç içinde ve sistematik biçimde gerçekleşmesini arar.
- Polisin veya infaz koruma memurunun dövmesi her zaman işkence midir? Hayır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu ani ve tepki niteliğindeki şiddeti kasten yaralama saymaktadır (TCK m. 256 ve m. 86/3-d); sürece yayılan, aşağılayıcı ve sistematik şiddet ise işkencedir.
- İşkence suçunda zamanaşımı var mı? Yoktur. TCK m. 94/6 uyarınca bu suçtan dolayı zamanaşımı işlemez; ancak hüküm 30 Nisan 2013'ten önce işlenen fiillere uygulanmaz. Eziyet suçunda dava zamanaşımı m. 96/1 için sekiz yıl, m. 96/2 için on beş yıldır (TCK m. 66/1).
- İşkence ve eziyette HAGB, erteleme veya para cezası olur mu? Hükmün açıklanmasının geri bırakılması CMK m. 231/14 uyarınca yasaktır; adli para cezası bu suçlar için öngörülmemiştir. Erteleme yalnız sonuç ceza iki yıl veya altında kalırsa gündeme gelebilir (TCK m. 51).
- Bu suçlar şikâyete bağlı mı, uzlaşma olur mu? Hayır. İşkence ve eziyet resen soruşturulur, şikâyetten vazgeçme davayı düşürmez ve bu suçlar CMK m. 253'teki uzlaştırma kapsamında sayılmamıştır.
- Mobbing veya psikolojik şiddet eziyet suçu olur mu? Olabilir. Yargıtay 8. Ceza Dairesi, belirli bir süre sistematik biçimde süren, değersizleştirme ve yıldırmayı amaçlayan psikolojik saldırıları TCK m. 96/1 kapsamında eziyet saymıştır.
İşkence suçu nedir? (TCK m. 94)
İşkence suçu, kamu görevlisinin göreviyle bağlantılı olarak bir kişiye insan onuruyla bağdaşmayan, acı veren, iradesini etkileyen veya onu aşağılayan davranışlarda bulunmasıdır. Suç, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 94. maddesinde, eziyet suçundan (m. 96) ayrı olarak düzenlenmiştir. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası aynı yasağı anayasal düzeyde koyar: “Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.” Maddenin güncel metni şöyledir:
İşkence – 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 94
MADDE 94- (1) Bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışları gerçekleştiren kamu görevlisi hakkında üç yıldan oniki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (Ek cümle:12/5/2022-7406/4 md.) Suçun kadına karşı işlenmesi hâlinde cezanın alt sınırı beş yıldan az olamaz.
(2) Suçun;
a) Çocuğa, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye ya da gebe kadına karşı,
b) Avukata veya diğer kamu görevlisine karşı görevi dolayısıyla,
İşlenmesi halinde, sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(3) Fiilin cinsel yönden taciz şeklinde gerçekleşmesi halinde, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(4) Bu suçun işlenişine iştirak eden diğer kişiler de kamu görevlisi gibi cezalandırılır.
(5) Bu suçun ihmali davranışla işlenmesi halinde, verilecek cezada bu nedenle indirim yapılmaz.
(6) (Ek: 11/4/2013-6459/9 md.) Bu suçtan dolayı zamanaşımı işlemez.
Madde metni hangi davranışların işkence sayılacağını tek tek saymaz; “insan onuruyla bağdaşmayan” ve dört sonuçtan birine (bedensel acı, ruhsal acı, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesi, aşağılanma) yol açacak her davranışı kapsar. Dövme, aç ve susuz bırakma, uykusuz bırakma, soyma, tehdit, hakaret, uzun süre kelepçeli veya bağlı tutma gibi fiiller tek başlarına başka suçları oluşturabilir; işkenceyi bunlardan ayıran özellik madde gerekçesinde açıklanmıştır. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun aktardığı gerekçe metni şöyledir:
"İşkence teşkil eden fiiller, aslında kasten yaralama, hakaret, tehdit, cinsel taciz niteliği taşıyan fiillerdir. Ancak, bu fiiller, ani olarak değil, sistematik bir şekilde ve belli bir süreç içinde işlenmektedirler. Bir süreç içinde süreklilik arzeder bir tarzda işlenen işkencenin en önemli özelliği, kişinin psikolojisi, ruh sağlığı, algılama ve irade yeteneği üzerindeki tahrip edici etkilerinin olmasıdır. Bu etkilerin uzun bir süre ve hatta hayat boyu devam etmesi, işkencenin bu kapsamda işlenen fiillere nazaran daha ağır ceza yaptırımı altına alınmasını gerektirmiştir."— TCK m. 94 gerekçesi (Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 04.11.2021, E. 2018/565, K. 2021/524 kararında aktarıldığı biçimiyle)
Ceza Genel Kurulu aynı kararda bu gerekçeyi suçun maddi unsurunun yorumunda esas almış ve “sistematiklik” ölçütünün ne anlama geldiğini şöyle açıklamıştır:
"İşkence suçu, serbest hareketli bir suçtur. (...) Anılan maddenin gerekçesinde belirtildiği gibi kamu görevlisinin söz konusu davranışlarının ancak belli bir süreç içerisinde sistematik olarak gerçekleştirilmesi hâlinde işkence suçu oluşacaktır. Fiillerin belli bir süreç içerisinde sistematik olarak gerçekleştirilmemesi hâlinde ise kasten yaralama, hakaret, tehdit gibi bağımsız suçlar gündeme gelecektir. İşkence suçunun belli bir süreç içinde sistematik olarak uygulanması ölçütü aynı hareketlerin tekrarlanması olarak değerlendirilmemelidir. (...) Yine süreklilik arz eden Filistin askısı veya falakaya yatırma gibi bazı hareketler tekrarlanmasa bile sistematik uygulama özelliği taşıdıklarından işkence suçunu oluşturacaktır (...)."— Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 04.11.2021, E. 2018/565, K. 2021/524
Karardan üç pratik sonuç çıkar. Birincisi, işkence için aynı hareketin defalarca yinelenmesi şart değildir; Genel Kurula göre farklı hareketler de bir süreç içinde bir bütün oluşturuyorsa suç oluşur. İkincisi, niteliği gereği süreklilik taşıyan bazı uygulamalar tek seferde de işkencedir. Üçüncüsü, fiilin sistematik olup olmadığını ve bir sürece yayılıp yayılmadığını Genel Kurul her dosyada hâkimin takdirine bırakmıştır; bu nedenle benzer olaylarda farklı nitelendirmelerle karşılaşılabilmektedir. Bu ölçütün öğretide eleştirildiği de belirtilmelidir: Prof. Dr. Ersan Şen ve Nilüfer Yenice “İşkence” başlıklı yazılarında, sistematiklik ve süreç koşulunun kanun metninde değil yalnız gerekçede yer aldığını, bunun suçun zorunlu unsuru sayılmasının kanunilik ilkesiyle bağdaşmadığını savunur; İsa Başbüyük de “Türk Ceza Kanunu'nda İşkence Suçu” başlıklı makalesinde sistematikliği zorunlu unsur değil, yardımcı bir ölçüt olarak görür. Uygulamada belirleyici olan ise Yargıtay'ın yukarıdaki yaklaşımıdır.
İşkence suçunun unsurları ve cezası
İşkence, yalnız kamu görevlisinin işleyebildiği özgü bir suçtur; kasten işlenir, belirli bir amaç aranmaz ve şikâyete bağlı değildir. Suçun unsurları ile usule ilişkin temel bilgiler aşağıdaki tabloda toplanmıştır; her satırın dayanağı tablonun altındaki başlıklarda açıklanmaktadır.
| Unsur / konu | İşkence suçunda durum |
|---|---|
| Korunan hukuki değer | Öncelikle insan onuru; ayrıca kişinin ruh ve beden dokunulmazlığı, adil yargılanma hakkı ve kamu idaresinde disiplin (Ceza Genel Kurulunun 2021 tarihli kararı) |
| Fail | Kamu görevlisi (TCK m. 6/1-c); fiil görevle bağlantılı olarak, görevin sağladığı nüfuz kötüye kullanılarak işlenmelidir |
| İştirak | Suça iştirak eden ve kamu görevlisi olmayan kişiler de kamu görevlisi gibi cezalandırılır (m. 94/4) |
| Mağdur | Göreviyle bağlantılı olarak kamu görevlisiyle muhatap olan herkes; çocuk, gebe kadın, kendisini savunamayacak kişi, avukat ve kamu görevlisi bakımından nitelikli hâl |
| Hareket | Serbest hareketli: insan onuruyla bağdaşmayan ve acıya, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine ya da aşağılanmaya yol açacak davranışlar; gerekçe ve içtihada göre belli bir süreçte ve sistematik biçimde |
| Manevi unsur | Kast; kanun belirli bir saik veya amaç aramaz |
| İhmali davranış | Suç ihmali davranışla da işlenebilir; bu nedenle cezada indirim yapılmaz (m. 94/5) |
| Nitelikli ve ağırlaşmış hâller | m. 94/2, m. 94/3 ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış işkence (m. 95) |
| Şikâyet ve uzlaştırma | Şikâyete bağlı değildir; uzlaştırma kapsamında değildir |
| Görevli mahkeme | Ağır ceza mahkemesi (5235 sayılı Kanun m. 12) |
| Dava zamanaşımı | İşlemez (m. 94/6); 30 Nisan 2013'ten önceki fiillerde suç tarihindeki kurallar uygulanır |
| HAGB | Uygulanmaz (CMK m. 231/14) |
İşkence suçunun faili kim olabilir?
İşkence suçunun faili yalnız kamu görevlisidir; ancak kamu görevlisi olmak tek başına yeterli değildir, fiilin görevle bağlantılı olması gerekir. TCK m. 6/1-c kamu görevlisini “kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi” olarak tanımlar. Kanun faili belirli bir meslekle sınırlamamıştır; kamusal faaliyete katılan ve fiili göreviyle bağlantılı olarak işleyen her görevli bu suçun faili olabilir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, ekip aracına alınan bir kişinin araç içinde darbedilmesine ilişkin dosyada fail yönünden aranan koşulu şöyle açıklamıştır:
"Kamu görevlisinin yalnızca bu sıfata sahip olması anılan suçun faili olması için yeterli değildir. Kamu görevlisinin bu eylemi görevini yerine getirirken, göreviyle bağlantılı bir şekilde, diğer bir ifade ile görevden kaynaklanan nüfuzunu kötüye kullanarak işlemiş olması gerekmektedir. Yerine getirilen kamu görevi ile gerçekleştirilen işkence fiili arasında nedensellik bağı var ise, fail bu eylemi kamu görevlisi olmasından kaynaklanan görevini yaparken işlemiş ise işkence suçundan, davranışın görevle herhangi bir bağı yoksa TCK'nın 96. maddesinde düzenlenen eziyet suçundan söz edilebilecektir. Nitekim madde gerekçesinde de işkence suçunun kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenebileceği belirtilmiştir (...)."— Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 01.02.2023, E. 2021/90, K. 2023/60
Buna göre bir kamu görevlisinin mesai dışında, göreviyle hiçbir ilgisi bulunmayan bir ilişki içinde (örneğin eşine veya komşusuna karşı) gerçekleştirdiği sistematik şiddet işkence değil, eziyet suçunun konusudur. Öte yandan her kurum çalışanı kamu görevlisi değildir. Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 01.03.2018, E. 2018/203, K. 2018/2245 sayılı kararında, bir meslek kuruluşunun TCK m. 6/1-c anlamında kamusal faaliyet yürütmediğini, bu nedenle görevlilerinin özgü suç olan işkence suçunun faili olamayacağını belirtmiş; aynı fiilleri eziyet suçu yönünden değerlendirmiştir.
Kamu görevlisi olmayan kişi işkence suçundan ceza alır mı? (TCK m. 94/4)
Evet; işkence suçuna iştirak eden ve kamu görevlisi sıfatı taşımayan kişi de kamu görevlisi gibi cezalandırılır. Özgü suçlarda genel kural, yalnız özel fail niteliğini taşıyanın fail, diğerlerinin azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulmasıdır (TCK m. 40/2). Ceza Genel Kurulunun 2021 tarihli kararında vurgulandığı üzere m. 94/4 bu kurala istisna getirmiştir: kamu görevlisiyle birlikte hareket eden sivil kişi, yardım eden gibi indirimli değil, işkence suçunun cezasıyla karşılaşır. Kamu görevlisinin bulunmadığı, yalnız sivillerin gerçekleştirdiği sistematik şiddette ise işkence değil eziyet suçu gündeme gelir.
İşkence suçu için belirli bir amaç (ikrar, cezalandırma) aranır mı?
Hayır; TCK m. 94 işkencenin itiraf almak, cezalandırmak veya gözdağı vermek gibi belirli bir amaçla işlenmesini aramaz, genel kast yeterlidir. Ceza Genel Kurulu, 2021 tarihli kararında failin insan onuruyla bağdaşmayan ve acıya, irade yeteneğinin etkilenmesine ya da aşağılanmaya yol açacak davranışlar yaptığını bilmesini ve istemesini yeterli görmüş; bu davranışların korkutmak, otoritesini göstermek, ayrımcılık yapmak, cezalandırmak ya da benzer sebeplerle işlenmesi hâlinde de suçun oluşacağını belirtmiştir. Öğretide bu tercih tartışılmaktadır: Şen ve Yenice, Birleşmiş Milletler İşkenceye Karşı Sözleşme'deki tanımın bilgi veya itiraf elde etme, cezalandırma, gözdağı verme ve ayrımcılık amaçlarını içerdiğini hatırlatır; Başbüyük ise mülga 765 sayılı Kanun'un özel saik aradığını, 94. maddede genel kastın yeterli görüldüğünü belirtir ve işkenceyi kasten yaralamadan ayırmak için saik ölçütünün aranması gerektiğini savunur. Yürürlükteki metin karşısında mahkemelerin belirli bir amacın varlığını araması gerekmez.
İşkence suçunun cezası kaç yıl?

İşkence suçunun temel cezası üç yıldan on iki yıla kadar hapistir; mağdurun kim olduğuna, fiilin niteliğine ve doğan sonuca göre ceza ağırlaştırılmış müebbet hapse kadar çıkar. Kanundaki basamaklar şöyledir:
| Hüküm | Durum | Ceza |
|---|---|---|
| m. 94/1 | Suçun temel şekli | Üç yıldan on iki yıla kadar hapis |
| m. 94/1, son cümle | Suçun kadına karşı işlenmesi | Alt sınır beş yıldan az olamaz |
| m. 94/2-a | Çocuğa, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak kişiye ya da gebe kadına karşı | Sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis |
| m. 94/2-b | Avukata veya diğer kamu görevlisine karşı görevi dolayısıyla | Sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis |
| m. 94/3 | Fiilin cinsel yönden taciz şeklinde gerçekleşmesi | On yıldan on beş yıla kadar hapis |
| m. 95/1 | Duyu veya organın işlevinin sürekli zayıflaması, konuşmada sürekli zorluk, yüzde sabit iz, yaşamı tehlikeye sokan durum, erken doğum | m. 94'e göre belirlenen ceza yarı oranında artırılır |
| m. 95/2 | İyileşmesi olanağı bulunmayan hastalık, bitkisel hayat, duyu veya organın işlevinin yitirilmesi, konuşma ya da çocuk yapma yeteneğinin kaybı, yüzün sürekli değişikliği, çocuğun düşmesi | m. 94'e göre belirlenen ceza bir kat artırılır |
| m. 95/3 | Vücutta kemik kırılması | Kırığın hayat fonksiyonlarındaki etkisine göre sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis |
| m. 95/4 | İşkence sonucunda ölüm | Ağırlaştırılmış müebbet hapis |
Tablodaki “çocuk” kavramı TCK m. 6/1-b uyarınca henüz on sekiz yaşını doldurmamış kişiyi ifade eder. Mahkûmiyet hâlinde hükmolunan süreli hapis cezasının infazında koşullu salıverilme oranı da genel kuraldan ağırdır: 5275 sayılı Kanun m. 107/2 uyarınca işkence (m. 94 ve 95) ve eziyet (m. 96) suçlarından süreli hapis cezasına mahkûm olanlar, cezalarının üçte ikisini infaz kurumunda çektikleri takdirde koşullu salıverilmeden yararlanabilir. Ayrıca kamu görevinin sağladığı yetkinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlarda, TCK m. 53/5 gereğince cezanın infazından sonra işlemek üzere hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına da karar verilir.
Neticesi sebebiyle ağırlaşmış işkence (TCK m. 95): yaralanma ve ölüm hâlinde ceza
İşkence fiilleri mağdurda kalıcı bir bedensel zarara, kemik kırığına veya ölüme yol açmışsa TCK m. 95 uygulanır ve ceza, sonucun ağırlığına göre yarı oranında artırımdan ağırlaştırılmış müebbet hapse kadar yükselir.
Neticesi sebebiyle ağırlaşmış işkence – 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 95
MADDE 95- (1) İşkence fiilleri, mağdurun;
a) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına,
b) Konuşmasında sürekli zorluğa,
c) Yüzünde sabit ize,
d) Yaşamını tehlikeye sokan bir duruma,
e) Gebe bir kadına karşı işlenip de çocuğunun vaktinden önce doğmasına,
Neden olmuşsa, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, yarı oranında artırılır.
(2) İşkence fiilleri, mağdurun;
a) İyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata girmesine,
b) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesine,
c) Konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerinin kaybolmasına,
d) Yüzünün sürekli değişikliğine,
e) Gebe bir kadına karşı işlenip de çocuğunun düşmesine,
Neden olmuşsa, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, bir kat artırılır.
(3) İşkence fiillerinin vücutta kemik kırılmasına neden olması halinde, kırığın hayat fonksiyonlarındaki etkisine göre sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(4) İşkence sonucunda ölüm meydana gelmişse, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.
Birinci ve ikinci fıkralarda hâkim önce m. 94'e göre cezayı belirler, sonra artırımı uygular. Örneğin temel şekilde alt sınırdan belirlenen üç yıllık ceza, mağdurun yüzünde sabit iz kalmışsa yarı oranında artırılarak dört yıl altı aya, yüzün sürekli değişikliği hâlinde bir kat artırılarak altı yıla çıkar. Kemik kırığında (üçüncü fıkra) ve ölümde (dördüncü fıkra) ise kanun doğrudan bağımsız bir ceza öngörmüştür.
İşkence suçu için ağır yaralanma şart mı?
Hayır; işkence suçunun oluşması için mağdurun ağır biçimde yaralanması, hatta bedensel iz kalması gerekmez. Ağır sonuçlar suçun unsuru değil, m. 95'teki ağırlaştırma nedenidir. Yargıtay 8. Ceza Dairesi, askerlik hizmeti sırasında bir erin rütbeli personelin talimatıyla yaklaşık bir ay boyunca ranzaya kelepçelendiği, bağlandığı ve defalarca darbedildiği dosyada, yaralanmanın basit tıbbi müdahaleyle giderilebilir olmasının nitelendirmeyi değiştirmeyeceğini belirtmiş ve işkence suçundan verilen mahkûmiyetin onanmasına yönelik itirazı reddetmiştir:
"Basit tıbbi müdahale ile giderilebilir nitelikte yaralanmaların bulunması işkence suçunun oluşmasına engel değildir. Nitelikli yaralama halindeki haller 5237 sayılı Kanun'un 95. maddesinde düzenlenmiştir. 5237 sayılı Kanun'un 94. maddesine göre işkence suçunun oluşması için nitelikli yaralama şartı bulunmamaktadır; önemli olan mağdurun bedensel ve ruhsal bütünlüğüne yönelik sistematik ve sürekli ihlaldir."— Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 24.11.2025, E. 2025/7833, K. 2025/9133
Daire itirazı oybirliğiyle reddetmiş, dosya usul gereği Ceza Genel Kuruluna gönderilmiştir; Genel Kurulun bu dosyadaki kararına erişilemediğinden sonuç ayrıca izlenmelidir.
İşkence sonucu ölümde hangi koşullar aranır?
Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının uygulanabilmesi için işkence fiili ile ölüm arasında nedensellik bağı bulunmalı ve fail ölüm sonucu bakımından en az taksirle hareket etmiş olmalıdır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, bir ceza infaz kurumunda tutuklunun darbedilmesi sonucu hayatını kaybettiği olayda, olaya müdahale etmeyen amir konumundaki görevlinin TCK m. 94/5 yollamasıyla m. 95/4 uyarınca cezalandırılmasına ilişkin hükme yönelik itirazı oyçokluğuyla reddederken bu koşulu şöyle ifade etmiştir:
"(...) TCK'nun 95. maddesinin dördüncü fıkrasının uygulanması için, failin eylemi ile ölüm arasında illiyet bağı ve failin meydana gelen ölüm sonucuna ilişkin en az taksir derecesinde bir kusurunun bulunması gerekmektedir."— Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 28.02.2017, E. 2014/269, K. 2017/108
Eziyet suçu nedir, cezası kaç yıl? (TCK m. 96)
Eziyet suçu, bir kimsenin eziyet çekmesine yol açacak davranışların gerçekleştirilmesidir; temel cezası iki yıldan beş yıla kadar hapis, nitelikli hâllerde üç yıldan sekiz yıla kadar hapistir. İşkenceden farklı olarak fail bakımından bir sınırlama yoktur: eş, anne, baba, bakıcı, işveren, oda arkadaşı veya göreviyle bağlantısız hareket eden bir kamu görevlisi bu suçun faili olabilir.
Eziyet – 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 96
MADDE 96- (1) Bir kimsenin eziyet çekmesine yol açacak davranışları gerçekleştiren kişi hakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (Ek cümle:12/5/2022-7406/5 md.) Suçun kadına karşı işlenmesi hâlinde cezanın alt sınırı iki yıl altı aydan az olamaz.
(2) Yukarıdaki fıkra kapsamına giren fiillerin;
a) Çocuğa, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye ya da gebe kadına karşı,
b) Üstsoy veya altsoya, babalık veya analığa ya da eşe veya boşandığı eşe karşı,
İşlenmesi halinde, kişi hakkında üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
Kanun “eziyet çekmesine yol açacak davranış” ifadesiyle yetinmiş, eziyetin ne olduğunu tanımlamamıştır. Madde gerekçesi eziyeti, bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışlar olarak açıklar ve işkencede olduğu gibi bu fiillerin ani değil, sistematik biçimde ve belli bir süreç içinde işlenmesini arar.
Yargıtay 8. Ceza Dairesi, bir ceza infaz kurumu koğuşunda diğer çocuklara yönelik yakma, darp ve aşağılayıcı eylemlerin konu edildiği dosyada eziyet suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünü düzelterek onarken, suçun hareket unsurunu ve “sistematik” sözcüğünün içeriğini ayrıntılı biçimde açıklamıştır:
"Eziyet serbest hareketli bir suçtur. Mağdurun gerek bedensel gerek ise ruhsal yönden acı çekmesine neden olacak, mağdurda utanma, korku, acizlik ve değersizlik duygusu uyandırıp onurunu zedeleyecek hareketler eziyet kapsamındadır. (...) Eziyet teşkil eden fiiller, kasten yaralama, hakaret, tehdit, cinsel taciz niteliği taşıyabilirler. Ancak, bu fiiller, ani olarak değil, sistematik bir şekilde ve belli bir süreç içinde işlenmektedir. (...) Sistematik olmaktan kastedilen, mağdura karşı yapılan birden fazla saldırının, genel bir tutum çerçevesinde gerçekleştirilen davranışların bir parçası olması ya da önceden kararlaştırılmış, organize ve düzenli bir seyir izlemesidir. (...)"— Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 22.02.2024, E. 2021/8858, K. 2024/1671
Buna göre eziyet; tek bir tokat, bir kavga veya öfke anında söylenen sözlerle değil, mağdurun üzerinde baskı kuran ve bir bütün oluşturan davranışlar dizisiyle işlenir. Sürecin yıllarca sürmesi gerekmez: Daire bu kararda kısa bir zaman diliminde art arda gerçekleştirilen ağır ve aşağılayıcı eylemleri, iki gün süren darp ve tehdidi konu alan bir başka dosyada ise bu iki günlük süreci eziyet olarak nitelendirmiştir. Av. Feyzullah Cihangir de “Eziyet Suçu (T.C.K. m. 96)” başlıklı yazısında suçun uzun bir süreyi zorunlu kılmadığını, birkaç saat içinde art arda işlenen fiillerin de bu suçu oluşturabileceğini belirtir.
| Unsur / konu | Eziyet suçunda durum |
|---|---|
| Korunan hukuki değer | İnsan onuru ile kişinin beden ve ruh bütünlüğü |
| Fail | Herkes; kamu görevlisi de göreviyle bağlantısı olmayan fiiller bakımından |
| Mağdur | Herkes; çocuk, kendisini savunamayacak kişi, gebe kadın, üstsoy, altsoy, babalık, analık, eş ve boşanılan eş bakımından nitelikli hâl (m. 96/2) |
| Hareket | Serbest hareketli: bedensel veya ruhsal acıya, utanma, korku, acizlik ve değersizlik duygusuna yol açan, onuru zedeleyen davranışlar; belli bir süreçte ve sistematik biçimde |
| Manevi unsur | Kast; taksirle işlenemez |
| Temel ceza | İki yıldan beş yıla kadar hapis; kadına karşı alt sınır iki yıl altı ay (m. 96/1) |
| Nitelikli hâl | Üç yıldan sekiz yıla kadar hapis (m. 96/2) |
| Şikâyet ve uzlaştırma | Şikâyete bağlı değildir; uzlaştırma kapsamında değildir |
| Görevli mahkeme | Asliye ceza mahkemesi (5235 sayılı Kanun m. 11) |
| Dava zamanaşımı | m. 96/1 için sekiz yıl, m. 96/2 için on beş yıl (TCK m. 66/1-e ve d) |
| HAGB | Uygulanmaz (CMK m. 231/14) |
Eziyet suçunun nitelikli hâlleri nelerdir?
Eziyet suçunun cezası iki grupta ağırlaşır: mağdurun korunmaya muhtaç olması (çocuk, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak kişi, gebe kadın) ve fail ile mağdur arasındaki aile bağı (üstsoy, altsoy, babalık, analık, eş, boşanılan eş). İki hâlde de ceza üç yıldan sekiz yıla kadar hapistir. “Boşandığı eşe” ibaresi maddeye 8 Temmuz 2021 tarihli 7331 sayılı Kanun'la, kadına karşı işlenen suçta alt sınırı iki yıl altı aya çıkaran cümle ise 12 Mayıs 2022 tarihli 7406 sayılı Kanun'la eklenmiştir; bu hükümler yürürlüğe girdikleri tarihten sonra işlenen fiillere uygulanır. Madde yalnız “eş” ve “boşandığı eş”ten söz ettiğinden, resmî nikâh bulunmayan birlikteliklerde (b) bendinin uygulanması ceza hukukundaki kıyas yasağı karşısında tartışmalıdır; bu durumda mağdur kadınsa birinci fıkranın son cümlesi, gebe ise veya kendisini savunamayacak durumdaysa ikinci fıkranın (a) bendi gündeme gelir.
Eziyet suçu kaç kez oluşur, yaralamadan ayrıca ceza verilir mi?
Eziyet suçu mağdur sayısınca oluşur; aynı süreçte birden fazla kişiye eziyet eden fail her mağdur için ayrı ayrı cezalandırılır. Yargıtay 8. Ceza Dairesi yukarıdaki koğuş kararında, suçun mağdur sayısınca oluşacağını ve zincirleme suç hükmünün uygulanmasının hatalı olduğunu açıkça belirtmiş; ancak aleyhe temyiz bulunmadığından bu yanlışlığı bozma nedeni yapmamıştır. Eziyeti oluşturan darp, tehdit ve hakaret gibi fiillerden ayrıca ceza verilip verilmeyeceği ise daha tartışmalıdır. Cihangir, Yargıtay'ın eziyeti oluşturan yaralama gibi fiillerden ayrıca hüküm kurulmamasını, bunun yerine temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesini benimsediğini aktarır ve fikri içtima kurallarının uygulanmasının daha adil olacağını savunur. Buna karşılık 8. Ceza Dairesi, eziyet sürecinde mağdurun ağır biçimde yaralandığı bir dosyada, neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçunun bağımsızlığını koruduğuna ve bu suçtan ayrıca ceza verilmesi gerektiğine hükmetmiştir (karar aile içi şiddet bölümünde aktarılmaktadır). Eziyette işkencedeki m. 95'e benzer bir “neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâl” bulunmadığından, ağır yaralanma veya ölümle sonuçlanan olaylarda bu ayrım cezayı doğrudan etkiler.
Öğretide maddenin soyutluğu da eleştirilmektedir. Doç. Dr. Handan Yokuş Sevük, “5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu'nda Eziyet Suçu” başlıklı makalesinde, suçun unsurlarının madde metninden değil gerekçeden çıkarılmak zorunda kalınmasının kanunilik ve belirlilik ilkeleri bakımından sorunlu olduğunu, sistematiklik ve süreklilik koşulunun metinde yer almamasının teşebbüs ve içtima konularında belirsizlik doğurduğunu belirtir.
Hayvana eziyet bu maddeye girer mi?
Hayır; TCK m. 96 “bir kimsenin” eziyet çekmesinden söz eder ve mağduru yalnız insandır. Hayvanlara yönelik fiiller 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu'nda düzenlenmiştir: bu Kanun'un 28/A maddesine göre bir ev hayvanına veya evcil hayvana işkence eden veya acımasız ve zalimce muamelede bulunan kişi altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
İşkence ile eziyet arasındaki fark nedir?

İşkence ile eziyet arasındaki temel fark faildedir: işkenceyi yalnız kamu görevlisi, göreviyle bağlantılı olarak işleyebilir; eziyeti ise herkes işleyebilir. İki suçun hareket unsuru büyük ölçüde örtüşür ve her ikisinde de davranışların belli bir süreç içinde, sistematik biçimde gerçekleşmesi aranır. Yargıtay 8. Ceza Dairesi maddi unsur bakımından tek ayrımı şöyle belirtmiştir:
"Bu durumda eziyet suçu ile işkence suçu, maddi unsuru bakımından benzerlik göstermektedir. Ancak eziyet suçu bakımından maddenin gerekçesinde, işkence suçunda öngörülen “algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine” yol açacak hareketten söz edilmemektedir."— Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 22.02.2024, E. 2021/8858, K. 2024/1671
| Ölçüt | İşkence (TCK m. 94-95) | Eziyet (TCK m. 96) |
|---|---|---|
| Fail | Kamu görevlisi; fiil görevle bağlantılı olmalı. İştirak eden siviller de kamu görevlisi gibi cezalandırılır | Herkes; göreviyle bağlantısız hareket eden kamu görevlisi dâhil |
| Davranış | İnsan onuruyla bağdaşmayan; acıya, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmaya yol açan davranışlar | Eziyet çekmeye yol açan; bedensel veya ruhsal acı veren, aşağılayan davranışlar |
| Süreç ve sistematiklik | Aranır (gerekçe ve içtihat) | Aranır (gerekçe ve içtihat) |
| Temel ceza | Üç yıldan on iki yıla kadar hapis | İki yıldan beş yıla kadar hapis |
| Nitelikli hâl | Sekiz yıldan on beş yıla; cinsel yönden tacizde on yıldan on beş yıla kadar hapis | Üç yıldan sekiz yıla kadar hapis |
| Ağır yaralanma ve ölüm | m. 95'te özel olarak düzenlenmiştir; ölümde ağırlaştırılmış müebbet hapis | Özel düzenleme yoktur; yaralama veya öldürme hükümleri ayrıca tartışılır |
| İhmali davranış | Açıkça düzenlenmiştir (m. 94/5) | Maddede özel hüküm yoktur |
| Dava zamanaşımı | İşlemez (m. 94/6) | Sekiz yıl (m. 96/1) veya on beş yıl (m. 96/2) |
| Görevli mahkeme | Ağır ceza mahkemesi | Asliye ceza mahkemesi |
| Tutuklama bakımından katalog suç | Evet (CMK m. 100/3-a-5) | Hayır |
Örneğin bir kolluk görevlisinin gözaltındaki kişiye yönelik sistematik şiddeti işkence, aynı görevlinin kendi evinde eşine yönelik sistematik şiddeti eziyettir. Kamu görevlisi olmayan bakıcı veya özel kurum çalışanı kural olarak eziyet suçunun faili olur; bir kamu görevlisinin işkence fiiline katılmışsa m. 94/4 gereğince işkenceden cezalandırılır. Nitelendirmenin yargılamada değişmesi görevli mahkemeyi, zamanaşımını ve tutuklama rejimini birlikte değiştirir.
Polisin, jandarmanın veya infaz koruma memurunun dövmesi işkence mi, kasten yaralama mı? (TCK m. 256 farkı)
Kolluk veya infaz koruma görevlisinin şiddeti her durumda işkence sayılmaz: Yargıtay, sürece yayılan ve sistematik nitelik taşıyan davranışları işkence, görev sırasında ölçüyü aşan ani ve tepki niteliğindeki kuvveti ise kasten yaralama (TCK m. 86/3-d) veya zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması (TCK m. 256) olarak nitelendirmektedir. Ayrımın sonucu ağırdır; çünkü kasten yaralamada ceza çok daha düşüktür ve dava zamanaşımı işler. İlgili iki hüküm şöyledir:
Zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması – 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 256
MADDE 256- (1) Zor kullanma yetkisine sahip kamu görevlisinin, görevini yaptığı sırada, kişilere karşı görevinin gerektirdiği ölçünün dışında kuvvet kullanması halinde, kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.
Kasten yaralama – 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 86 (ilgili hükümler)
MADDE 86- (1) Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıl altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) (Ek fıkra: 31/3/2005 – 5328/4 md.) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbî müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması hâlinde, mağdurun şikâyeti üzerine, altı aydan bir yıl altı aya kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur. (Ek cümle:12/5/2022-7406/3 md.) Suçun kadına karşı işlenmesi hâlinde cezanın alt sınırı dokuz aydan az olamaz.
(3) Kasten yaralama suçunun; (...)
d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle, (...)
İşlenmesi halinde, şikâyet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında, (f) bendi bakımından ise bir kat artırılır.
Ceza Genel Kurulunun ölçütü: ani tepki mi, sistematik süreç mi?
Ceza Genel Kurulu iki ayrı dosyada aynı ölçütü uygulamıştır. İlkinde, bir ceza infaz kurumunda sayım için aşağı inmeyi reddeden hükümlü, çıkan tartışma sırasında infaz koruma memurlarınca tekme ve yumrukla darbedilmiştir. Yerel mahkeme sanıkları işkence suçundan mahkûm etmiş, Özel Daire hükmü onamış; Genel Kurul ise itirazdan sonra ölen bir sanık bakımından itirazı konusuz kaldığı gerekçesiyle reddetmiş, diğer iki sanık yönünden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazını kabul ederek fiili kasten yaralama saymış ve dava zamanaşımının dolması nedeniyle davanın düşmesine karar vermiştir. Nitelendirmeye ilişkin gerekçe şöyledir:
"(...) sayım için yemekhane bölümüne inmeyi reddetmesi üzerine çıkan tartışma sırasında tekme ve yumruk vurmak suretiyle katılanın basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralanmasına neden olan bu eylemlerinin sistematik bir şekilde ve belli bir süreç içinde değil katılanın eylemine tepki niteliğinde ve ani olarak işlenmesi nedeniyle kasten yaralama suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir."— Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 04.11.2021, E. 2018/565, K. 2021/524
Bu kararda suç vasfına ilişkin sonuca oyçokluğuyla ulaşılmış, üç üye fiilin işkence olduğu görüşüyle karşı oy kullanmıştır. İkinci dosyada devriye görevlileri kimlik göstermeyen on sekiz yaşından küçük bir kişiyi ekip aracına almış; görevlilerden biri araç içinde mağdurun yüzüne biber gazı sıkmış, yumrukla vurmuş, diğeri ise müdahale etmeden aracı sürmeye devam etmiştir. Yerel mahkemenin beraat kararı üzerine Özel Daire bir sanık yönünden işkenceden mahkûmiyet gerektiği görüşüyle bozma kararı vermiş; Genel Kurul bu kararı kaldırarak beraat hükümlerini farklı bir gerekçeyle bozmuştur. Genel Kurul, yaraların sayısı ve niteliği gözetildiğinde eylemlerin sistematik biçimde ve belli bir süreç içinde değil, mağdurun davranışına tepki niteliğinde ve ani olarak işlendiği gerekçesiyle işkence suçunun unsurlarının oluşmadığı sonucuna varmıştır.
Kurul, darbeden görevlinin fiilini silahla ve kamu görevlisinin nüfuzu kötüye kullanılarak işlenen basit kasten yaralama (TCK m. 86/2, 86/3-d ve e), müdahale etmeyip aracı sürmeye devam eden görevlinin fiilini ise bu suça yardım etme olarak nitelendirmiştir. Kararın pratik anlamı şudur: “beraat” ile “işkence” arasında üçüncü bir ihtimal vardır ve savunma da iddia da bu ihtimali gözeterek kurulmalıdır.
Karakola götürülürken veya gözaltında uygulanan şiddet
Yakalama ve nakil sırasında gerekmediği hâlde uygulanan kuvvet, Yargıtay 8. Ceza Dairesinin çoğunluk görüşüne göre TCK m. 256 kapsamındadır ve aynı zamanda m. 86/3-d'deki nitelikli hâli oluşturur. Daire, 1 Mayıs etkinliğine katılmak üzere yürürken yakalanan kişinin zor kullanılarak ve zaman zaman gerekmediği hâlde tekme tokat vurularak emniyet birimine götürüldüğü dosyada, yerel mahkemenin beraat kararını iki sanık yönünden bozmuş, ancak olağanüstü zamanaşımı dolduğu için davanın düşmesine karar vermiştir:
"(...) bu suçun cezalandırılması bakımından kasten yaralama suçuna ilişkin hükümlere gönderme yapılmıştır. Bu nedenle atılı suçun kovuşturma yönüyle yaralama suçuna ilişkin hükümlere tabi olacağı gibi, fiilin yol açtığı yaralamanın derecesine göre fail 5237 sayılı Kanun'un 86 ve 87 nci maddeleri uyarınca cezalandırılacaktır. Ancak görevin icrası sırasında gereksiz kuvvet kullanımı sonucunda kişinin yaralanması eylemi aynı zamanda nüfuzun kötüye kullanılması niteliğinde olup 5237 sayılı Kanun'un 86 ncı maddesinin üçüncü fıkrasının (d) bendi kapsamına girmektedir."— Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 28.02.2023, E. 2021/13666, K. 2023/928
Karar oyçokluğuyla verilmiştir. Karşı oy kullanan iki üyeye göre kişi emniyet birimine götürüldükten sonra artık direnç göstermediğinden, bu aşamadaki şiddet kuvvet kullanımının aşılması değil işkencedir. Çoğunluğun benimsemediği bu görüş, tümüyle denetim altına alınmış kişiye uygulanan şiddetin nitelendirilmesinde Yargıtay içinde görüş birliği bulunmadığını gösterir.
Buna karşılık şiddet sürece yayılmışsa nitelendirme değişir. Yukarıda aktarılan 2025 tarihli kararda yaklaşık bir ay süren kelepçeleme, bağlama ve darp işkence sayılmıştır. Ceza Genel Kurulu da niteliği gereği süreklilik taşıyan Filistin askısı ve falaka gibi uygulamaların tekrarlanmasa bile işkence oluşturacağını kabul etmektedir.
TCK m. 256 hakaret ve tehdidi kapsar mı?
Hayır; m. 256 yalnız yaralama niteliğindeki fiilleri kapsar, görevlinin hakaret ve tehdit içeren davranışları ayrı suç olarak soruşturulur. Yargıtay 4. Ceza Dairesi, kolluk görevlileri hakkındaki hakaret ve tehdit şikâyetinin, zor kullanma sınırının aşılması suçundan verilen karar gerekçe gösterilerek soruşturulmamasını kanun yararına bozma yoluyla hukuka aykırı bulmuştur:
"(...) Kanun metninden de anlaşılacağı üzere, bu suç kasten yaralama eylemine vücut verecek fiilleri kapsamakta olup, kamu görevlisinin gerçekleştireceği tehdit veya hakaret eylemlerini kapsamamaktadır."— Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 16.09.2020, E. 2020/1444, K. 2020/10194
| Ölçüt | İşkence (TCK m. 94) | Sınırın aşılması ve kasten yaralama (TCK m. 256, m. 86) |
|---|---|---|
| Tipik durum | Sürece yayılan, bir bütün oluşturan, insan onuruyla bağdaşmayan davranışlar | Görev sırasında, bir tartışma veya direnç anında ölçüyü aşan, ani ve tepki niteliğindeki kuvvet |
| Kapsanan fiiller | Darp, tehdit, hakaret, aşağılama gibi fiiller bir bütün olarak | Yalnız yaralama niteliğindeki fiiller; tehdit ve hakaret ayrı suçtur |
| Yaralanmanın ağırlığı | Suçun oluşması için önemsiz; ağır sonuçlar m. 95'e göre cezayı artırır | Cezayı doğrudan belirler (m. 86/1, m. 86/2, m. 87) |
| Ceza | Üç yıldan on iki yıla kadar hapis; nitelikli hâllerde on beş yıla kadar | m. 86/1: bir yıl altı aydan üç yıla; m. 86/2: altı aydan bir yıl altı aya kadar hapis veya adli para cezası; m. 86/3-d ile yarı oranında artırım |
| Dava zamanaşımı | İşlemez | Sekiz yıl; kesilme hâlinde en fazla on iki yıl |
| HAGB | Uygulanmaz | Görev sebebiyle işlenen ve Anayasa m. 17 kapsamında kötü muamele kabul edilebilecek suçlarda uygulanmaz (CMK m. 231/14) |
Nitelendirme tartışması Anayasa ve Sözleşme bakımından devletin yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Aşağıda görüleceği üzere Anayasa Mahkemesi ve AİHM, fiil ceza mahkemesince kasten yaralama olarak nitelendirilse dahi, kamu görevlisinin kişinin davranışının kesinlikle gerekli kılmadığı fiziksel güce başvurmasını kötü muamele yasağı kapsamında incelemekte ve sorumluların caydırıcı biçimde cezalandırılmasını aramaktadır.
Eşe, çocuğa veya anne babaya şiddet: eziyet mi, kötü muamele mi, kasten yaralama mı?

Aile içindeki şiddet belli bir süreçte ve sistematik biçimde sürmüşse eziyet (TCK m. 96/2), tek veya birbirinden kopuk olaylardan ibaretse kasten yaralama (TCK m. 86), yaralama düzeyine varmayan ancak merhamet ve şefkatle bağdaşmayan davranışlardan oluşuyorsa kötü muamele (TCK m. 232) suçunu oluşturur. Üç suç arasındaki ceza farkı büyüktür: eşe veya çocuğa karşı eziyetin alt sınırı üç yıl hapis iken kötü muamelenin üst sınırı bir yıldır. Kötü muamele suçu şöyle düzenlenmiştir:
Kötü muamele – 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 232
MADDE 232- (1) Aynı konutta birlikte yaşadığı kişilerden birine karşı kötü muamelede bulunan kimse, iki aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) İdaresi altında bulunan veya büyütmek, okutmak, bakmak, muhafaza etmek veya bir meslek veya sanat öğretmekle yükümlü olduğu kişi üzerinde, sahibi bulunduğu terbiye hakkından doğan disiplin yetkisini kötüye kullanan kişiye, bir yıla kadar hapis cezası verilir.
| Ölçüt | Eziyet (m. 96) | Kötü muamele (m. 232) | Kasten yaralama (m. 86) |
|---|---|---|---|
| Fail ve mağdur | Herkes; aile bağı ve korunmaya muhtaçlık nitelikli hâl | Aynı konutta birlikte yaşayanlar (f. 1); idaresi altındaki ya da büyütmek, okutmak, bakmakla yükümlü olunan kişi (f. 2) | Herkes; üstsoy, altsoy, eş, boşanılan eş, kardeş ve kendisini savunamayacak kişi bakımından nitelikli hâl |
| Davranış | Bedensel veya ruhsal acı veren, aşağılayan, onuru zedeleyen davranışlar bütünü | Merhamet, acıma ve şefkatle bağdaşmayan muamele; aç veya susuz bırakma, zor koşullarda çalıştırma, alay etme, korkutma gibi | Vücuda acı verme, sağlığın veya algılama yeteneğinin bozulmasına neden olma |
| Süreç ve sistematiklik | Aranır | Şart değildir; ani bir fiille de işlenebilir | Aranmaz; tek fiil yeterlidir |
| Ceza | İki yıldan beş yıla; nitelikli hâlde üç yıldan sekiz yıla kadar hapis | İki aydan bir yıla kadar (f. 1); bir yıla kadar hapis (f. 2) | Bir yıl altı aydan üç yıla; basit yaralamada altı aydan bir yıl altı aya kadar hapis veya adli para cezası; m. 86/3 ile artırım |
Tablodaki ayrımın düğüm noktası fiilin kendisi değil, işleniş biçimidir. Av. Yağmur Arıcak, “Kasten Yaralama ve Eziyet Suçunun Ayrımı” başlıklı yazısında, iki suçun hareketlerinin büyük ölçüde örtüştüğünü, nitelendirmede fiillerin tekil mi yinelenen mi olduğuna, aralarındaki zaman bağına, yoğunluğuna ve failin süregelen bir baskı kurma iradesiyle hareket edip etmediğine bakılması gerektiğini belirtir. Yargıtay kararları da aynı ölçütleri kullanmaktadır.
Eşe karşı eziyet: Yargıtay hangi olayları eziyet saydı?
Yargıtay 8. Ceza Dairesi, evlilik süresince tekrarlanan dövme, üzerinde sigara söndürme, bağlayarak soğuk suya sokma ve öldürmekle tehdit gibi davranışları eşe karşı eziyet saymış ve dört yıl hapis cezasına ilişkin mahkûmiyet hükmünü onamıştır. Kararda mağdurun ruh sağlığındaki bozulmanın sağlık kurulu raporuyla saptanmış olması da gözetilmiştir:
"(...) katılanda yaşadığı olaylara bağlı olarak post travmatik stres bozukluğu olduğuna ve katılanın ruh sağlığının bozulduğuna dair (...) Sağlık Kurulu Raporu'na göre sabit olduğu ve sanığın, katılana karşı sistematik bir şekilde ve belirli bir süreçte gerçekleştirdiği fiziksel ve manevi cebirlerin eşe karşı eziyet suçunu oluşturması şeklindeki kabulün isabetli olduğu anlaşılmakla, sanık müdafiinin temyiz istemleri yerinde görülmemiş, Mahkemesince verilen kararda hukuka aykırılık bulunmamıştır."— Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 04.06.2025, E. 2025/22, K. 2025/4632
Sürecin aylarca sürmesi şart değildir. Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 13.02.2024, E. 2022/5269, K. 2024/1208 sayılı kararında, iki gün boyunca süren darp, tehdit, hakaret ve evden çıkmaya izin vermeme eylemlerini eşe karşı eziyet saymış; mağdurun pencereden kaçarken yaklaşık beş metre yükseklikten düşerek ağır kemik kırığı oluşacak biçimde yaralanması nedeniyle neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçunun bağımsızlığını koruduğunu ve sanığın bu suçtan ayrıca cezalandırılması gerektiğini belirterek hükmü bozmuştur.
Bu dosyada mağdur yargılama aşamasında eşini kurtarmaya yönelik biçimde beyanını değiştirmiş, mahkeme ise olayın hemen ardından alınan ilk beyanı esas almıştır. Eziyet şikâyete bağlı olmadığından, mağdurun sonradan şikâyetinden vazgeçmesi veya beyanını değiştirmesi davayı kendiliğinden sona erdirmez; mahkeme tüm delilleri birlikte değerlendirir. Eşe ve kıza yönelik, uzun yıllara yayılacak şekilde sürekli işlenen kasten yaralama ve insan onuruyla bağdaşmayan kötü muamele eylemleri de Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 21.03.2024, E. 2022/1732, K. 2024/2657 sayılı kararında eziyet (m. 96/2-b) olarak nitelendirilmiş, yaralama suçu yönünden kurulan hüküm suç vasfındaki yanılgı nedeniyle bozulmuştur (sanık hakkında akıl hastalığı nedeniyle TCK m. 32/1 uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmiş bir dosyadır).
Çocuğa şiddet: tek olay mı, süreç mi?
Çocuğa yönelik şiddette nitelendirmeyi belirleyen, davranışların bir süreç içinde bütünlük oluşturup oluşturmadığıdır. Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 03.07.2025, E. 2025/2287, K. 2025/5618 sayılı kararında, eziyet suçunu kasten yaralama ve kötü muamele gibi suçlardan ayıran unsurun süreklilik ve sistematiklik olduğunu yinelemiş; bir çocuğun eline ve kalçasına oklavayla vurulmasından ibaret tek olayın bu unsurları taşımadığı gerekçesiyle fiilin kasten yaralama olarak nitelendirilmesini hukuka uygun bulmuştur. Yaralama boyutuna varmayan, ancak çocuğun yaşına ve gücüne uygun düşmeyen davranışlar ise kötü muamele suçunu oluşturabilir. Daire, üvey annenin dokuz yaşındaki çocuğa yönelik davranışlarını konu alan dosyada, darp iddiaları kanıtlanamadığı hâlde beraat kararını şu gerekçeyle bozmuştur:
"(...) sanığın, suç tarihinde dokuz yaşında olan katılan çocuğa taşıyamayacağı ağırlıkta su ve çöp taşıttığına, okula okul saatinden çok önce göndererek dışarıda kalmasına neden olduğuna ilişkindir. (...) Bu cihetle; sanığın sistematik ve sürekli olduğuna dair delil bulunmayan eylemlerinin; 5237 sayılı Kanun'un 232 nci maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen aynı konutta birlikte yaşadığı kişilerden birine karşı kötü muamelede bulunma suçunu oluşturduğu gözetilmeden yazılı şekilde eziyet suçundan beraat kararı verilmesi,"— Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 19.03.2024, E. 2021/15975, K. 2024/2507
Kötü muamele suçunda sürekliliğin aranıp aranmayacağı Yargıtay içinde tartışılmış ve Ceza Genel Kurulu tarafından karara bağlanmıştır. Evden kaçan kız kardeşinin saçlarını cezalandırmak amacıyla rastgele kesen ağabeyin fiilini Özel Daire kasten yaralama saymış; Genel Kurul ise Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazını oyçokluğuyla kabul ederek fiili kötü muamele olarak nitelendirmiştir:
"(...) Dolayısıyla bir eylemde kötü muamele kastının şüpheden uzak bir biçimde ortaya konulabildiği durumda süreklilik şart değildir. Somut olayın özelliğine göre merhamet, acıma ve şefkatle bağdaştırılamayacak ani bir fille de söz konusu suçun işlenmesi mümkündür."— Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 16.01.2020, E. 2016/1412, K. 2020/8
Çocuğa yönelik eziyete göz yuman ebeveynin sorumluluğu da gündeme gelebilir. Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 05.03.2024, E. 2024/1531, K. 2024/2761 sayılı kararında, eve aldıkları kişinin çocuklarını sürekli dövdüğünü ve aç bıraktığını bildikleri hâlde engel olmayan, durumu kolluğa bildirmeyen anne ve babanın yalnız kötü muameleden değil, eziyet suçundan müşterek fail olarak ve mağdur sayısınca ayrı ayrı cezalandırılmaları gerektiğine oybirliğiyle karar vermiştir. Anne babanın “terbiye hakkı” ise sınırsız değildir: TCK m. 232/2 terbiye hakkından doğan disiplin yetkisinin kötüye kullanılmasını ayrıca suç saymıştır ve Sevük'ün belirttiği gibi tedip hakkı eziyet suçu bakımından hukuka uygunluk nedeni oluşturmaz.
Yaşlı anne babaya veya bakıma muhtaç kişiye kötü davranış
Yaşlı, hasta veya engelli bir aile bireyine yönelik sistematik şiddet iki ayrı nitelikli hâle birden girebilir: mağdur üstsoy ise m. 96/2-b, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumdaysa m. 96/2-a uygulanır; ceza her iki hâlde üç yıldan sekiz yıla kadar hapistir. Davranışlar bir süreç oluşturmuyorsa üstsoya veya kendisini savunamayacak kişiye karşı kasten yaralama (m. 86/3-a ve b) gündeme gelir ve bu hâllerde soruşturma şikâyete bağlı değildir. Aynı evde yaşanan kişinin aç bırakılması veya ilaçlarının verilmemesi gibi yaralama boyutuna varmayan davranışlar kötü muamele (m. 232/1) kapsamında değerlendirilebilir; bunlar bir süreç içinde onur kırıcı bir bütün hâline gelmişse eziyet suçu oluşur.
Psikolojik şiddet tek başına eziyet suçu oluşturur mu?
Evet; eziyet suçu için bedensel bir yaralanma şart değildir, sistematik biçimde uygulanan psikolojik şiddet de bu suçu oluşturabilir. Yukarıda aktarılan kararlarda Yargıtay, mağdurda utanma, korku, acizlik ve değersizlik duygusu uyandıran hareketleri eziyet kapsamında saymış, eşe karşı eziyet dosyasında “fiziksel ve manevi cebir”den birlikte söz etmiştir. Sürekli aşağılama, tehdit, uykusuz bırakma, evden çıkmayı ve yakınlarla görüşmeyi engelleme gibi davranışlar bir bütün oluşturduğunda m. 96 uygulanabilir. İspatta mesaj kayıtları, tanık anlatımları, kolluk ve hastane başvuru kayıtları ile ruh sağlığındaki etkiyi gösteren uzman raporları belirleyicidir. Tek seferlik hakaret veya tehdit ise kendi suç tiplerine göre değerlendirilir; tehdit suçunun koşulları için tehdit suçu ve cezası (TCK m. 106) başlıklı yazıya bakılabilir.
Ceza soruşturmasından bağımsız olarak 6284 sayılı Kanun'daki önleyici tedbirlere başvurulabilir; bu Kanun şiddeti psikolojik, sözlü ve ekonomik davranışları da kapsayacak biçimde tanımlar (m. 2/1-d). Hâkim, şiddet uygulayanın mağdura yönelik tehdit, hakaret ve aşağılama içeren söz ve davranışlarda bulunmamasına, müşterek konuttan derhâl uzaklaştırılmasına ve korunan kişiye, konutuna, okuluna ve işyerine yaklaşmamasına karar verebilir (m. 5/1-a, b, c); gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde bu tedbirler kolluk amirince de alınabilir (m. 5/2). Tedbire aykırı davranan kişi üç günden on güne kadar zorlama hapsine tabi tutulur (m. 13/1).
Okulda, kreşte, yurtta veya bakımevinde kötü davranış hangi suçu oluşturur?
Eğitim ve bakım kurumlarındaki kötü davranışın nitelendirilmesi üç soruya bağlıdır: fail kamu görevlisi mi, davranış sistematik mi ve yaralama boyutuna ulaşmış mı? Kamu görevlisi olan öğretmen veya bakım personelinin göreviyle bağlantılı sistematik şiddeti işkence suçunu (çocuğa karşı işlendiğinde m. 94/2-a, sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis); kamu görevlisi olmayan özel kurum çalışanının aynı nitelikteki davranışı eziyet suçunu (m. 96/2-a, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis) oluşturabilir. Sistematik olmayan fiiller kasten yaralama, disiplin yetkisinin kötüye kullanılmasından ibaret davranışlar ise m. 232/2'deki kötü muamele suçudur. Yargıtay kararları bu basamakları şöyle uygulamıştır:
- Öğrencilere farklı tarihlerde tokat atılması: Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 16.11.2021, E. 2021/22, K. 2021/21039 sayılı kararında, hafızlık eğitimi veren sanığın on üç yaşındaki öğrencilerine derslerini çalışmadıkları farklı tarihlerde, sistematik ve süreklilik arz etmeyecek biçimde tokat atmasını eziyet değil, kendisini savunamayacak kişiye karşı kasten yaralama (m. 86/3-b) saymış ve iki mağdur yönünden eziyet hükmünü bozmuştur. Aynı dosyada diğer mağdurlara yönelik eziyet mahkûmiyetleri ise temyizde değişmemiştir.
- Çocukların “ceza” olarak bir yere kapatılması: Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 20.02.2024, E. 2021/4351, K. 2024/1541 sayılı kararında, tartışan yedi ve sekiz yaşlarındaki iki öğrencinin okul müdürünün talimatıyla öğretmen tarafından yaklaşık yirmi dakika kalorifer dairesinde bırakılmasını kişiyi hürriyetinden yoksun kılma değil, disiplin yetkisinin kötüye kullanılması suretiyle kötü muamele (m. 232/2) olarak nitelendirmiştir. Daire Başkanı fiilin hürriyetten yoksun kılma oluşturduğu görüşündedir.
- Devlet okulunda öğretmenin öğrencisine tekrarlanan şiddeti: Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 11.03.2020, E. 2019/28227, K. 2020/11318 sayılı kararına konu olayda, öğrencisini farklı tarihlerde arkadaşlarının önünde darbettiği ileri sürülen ilköğretim öğretmeni hakkında TCK m. 94/2-a uyarınca işkence suçundan dava açılmıştır. Daire, yerel mahkemenin suç vasfını ikiye bölerek hem işkenceden beraat hem kasten yaralamadan mahkûmiyet kararı vermesini hükmün karıştırılması sayarak bozmuştur.
Kreş, yurt ve bakımevi dosyalarında delilin büyük kısmı kurum kamera kayıtlarıdır; kayıtların silinmeden muhafaza altına alınmasının savcılıktan istenmesi ve muayenenin gecikmeden yaptırılması soruşturmanın seyrini belirler.
Mobbing (işyerinde psikolojik taciz) eziyet suçu olur mu?
Mobbing, belirli bir süre sistematik biçimde sürdürülen ve çalışanı değersizleştirmeyi, yıldırmayı amaçlayan psikolojik saldırılar eziyet boyutuna ulaştığında TCK m. 96/1 kapsamında eziyet suçunu oluşturabilir. Türk Ceza Kanunu'nda “mobbing” adıyla bağımsız bir suç tipi yoktur; nitelendirme genel hükümlere göre yapılır. Yargıtay 8. Ceza Dairesi, bir meslek kuruluşunda çalışanın sözleşmesinin feshedildiği, idare mahkemesinin iptal kararlarına rağmen art arda geçici görevlendirmelerle uzaklaştırıldığı ve bodrum katta araç gereç bulunmayan bir odada çalışmaya zorlandığı dosyada, yerel mahkemenin beraat kararını bir sanık yönünden şu gerekçeyle bozmuştur:
"(...) katılana, tecrübesine ve iş yerindeki pozisyonuna uygun şekilde görev vermeyerek sırf sıkıntı vermek, onu rencide ve pasifize etmek kastıyla binanın bodrum katında kurum şoförlerinin kullandığı telefon ve bilgisayar gibi gereçlerin bulunmadığı odada mesai yaptırmaya zorlamak suretiyle belirli bir süre sistematik biçimde devam eden, değersizleştirme, yıldırma ve işten uzaklaştırmayı amaçlayan; psikolojik saldırıya konu eylemlerinin işleniş biçimleri ve sonuçlarına göre eziyet boyutuna vardığı bu sebeple yüklenen eylemlerin bir bütün halinde 5237 sayılı TCK'nun 96/1. maddesinde düzenlenen “eziyet” suçunu oluşturduğu gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması (...)"— Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 01.03.2018, E. 2018/203, K. 2018/2245
Daire aynı kararda “sadece fiziksel değil ruh sağlığına yönelen ihlaller de eziyet suçu kapsamında değerlendirilmektedir” tespitine yer vermiştir. Karar bu yönüyle oyçokluğuyla alınmıştır; karşı oyda, mobbing olarak kabul edilen hareketlerin tek başına eziyet kapsamında değerlendirilemeyeceği, yargı kararlarını etkisiz kılan görevlendirmelerin kamu görevlisi bakımından görevi kötüye kullanma niteliğinde olacağı, ancak meslek kuruluşu yöneticisi kamu görevlisi sayılmadığından bu suçun da uygulanamayacağı, şoförler odasında çalışmaya zorlamanın ise ancak TCK m. 117/2'deki kişiyi insan onuruyla bağdaşmayacak çalışma koşullarına tabi kılma suçunu oluşturabileceği savunulmuştur. Bu nedenle mobbing dosyalarında eziyet nitelendirmesi tartışmasız bir uygulama olarak görülmemelidir; Sevük ise eziyetin işyerinde psikolojik taciz yoluyla işlenebileceğini kabul eder.
Aranan eşik yüksektir: tek tek olumsuz davranışlar, görev değişiklikleri veya sert eleştiriler eziyet sayılmaz; davranışların belli bir süreye yayılması, bir bütün oluşturması ve çalışanı onur kırıcı biçimde yıldırmaya yönelmesi gerekir. Şikâyetten önce görevlendirme yazıları, yazışmalar, tanık isimleri, sağlık raporları ve varsa mahkeme kararları derlenmelidir. Ceza şikâyeti, iş hukukundan veya idare hukukundan doğan dava ve tazminat yollarının yerine geçmez.
Amirin sorumluluğu, seyirci kalan görevli ve “emir aldım” savunması
İşkenceye bizzat katılmayan, ancak önleme yükümlülüğü ve imkânı bulunduğu hâlde müdahale etmeyen amir işkence suçundan indirimsiz cezalandırılır (TCK m. 94/5); konusu suç oluşturan bir emri yerine getiren görevli de “emir aldım” diyerek sorumluluktan kurtulamaz (TCK m. 24/3). Anayasa'nın 137. maddesinin ikinci fıkrası aynı kuralı şöyle koyar: “Konusu suç teşkil eden emir, hiçbir suretle yerine getirilmez; yerine getiren kimse sorumluluktan kurtulamaz.” Türk Ceza Kanunu'ndaki hüküm şöyledir:
Kanunun hükmü ve amirin emri – 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 24
MADDE 24- (1) Kanunun hükmünü yerine getiren kimseye ceza verilmez.
(2) Yetkili bir merciden verilip, yerine getirilmesi görev gereği zorunlu olan bir emri uygulayan sorumlu olmaz.
(3) Konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. Aksi takdirde yerine getiren ile emri veren sorumlu olur.
(4) Emrin, hukuka uygunluğunun denetlenmesinin kanun tarafından engellendiği hallerde, yerine getirilmesinden emri veren sorumlu olur.
İhmali davranışla işkence: amir ne zaman sorumlu olur?
Amir, astlarının işkence yaptığını gördüğü veya öngördüğü hâlde müdahale etmezse ihmali davranışla işkence suçunu işlemiş sayılır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, bir ceza infaz kurumunda tutuklunun görevlilerce darbedilmesi sonucu hayatını kaybettiği olayda, kurumun amir konumundaki görevlisi hakkında TCK m. 94/5 yollamasıyla m. 95/4 uyarınca kurulan mahkûmiyet hükmüne yönelik itirazı oyçokluğuyla reddetmiş ve hükmün niteliğini şöyle açıklamıştır:
"TCK'nun 94/5. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere işkence suçu, çoğu zaman amir mevkiindeki kamu görevlilerinin zımni muvafakatiyle gerçekleştirilmektedir. Örneğin amir konumundaki kamu görevlisi, kendi gözetim yükümlülüğü altında yürütülmekte olan bir soruşturma işlemi sırasında kişilere işkence yapıldığını öngörmesine rağmen bu konuda gerekli müdahalede bulunmamak suretiyle işkence yapılmasına zımnen rıza gösterirse ihmali davranışla işkence suçunu işlemiş kabul edilecek ve bu nedenle cezasında indirim yapılmaksızın sorumlu tutulacaktır. (...) İhmali bir hareket olduğu zaman sorumluluğun doğması için, failin neticeyi önleme hukuksal yükümlülüğü altında olması gerekir. Karakolda astlarının bir vatandaşı öldüresiye dövdüklerini gören amirin, hiçbir şey demeden uzaklaşması örneğinde olduğu gibi neticeyi önleme yönünde maddi olanak sahibi olan amirin ihmali hareketi bu madde kapsamında değerlendirilecektir. (...)"— Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 28.02.2017, E. 2014/269, K. 2017/108
Genel Kurul bu hükmü “gerçek olmayan veya görünüşte ihmali suç” olarak nitelendirmiştir. Sorumluluk için iki koşul birlikte aranır: görevlinin neticeyi önleme yönünde hukuki bir yükümlülüğü ve bunu yerine getirme imkânı bulunmalıdır. Olay yerinde bulunmayan, olaydan haberdar olmayan veya müdahale imkânı olmayan görevli bu hükme göre cezalandırılamaz; savunmada da iddiada da tartışma çoğu zaman bu iki koşulun kanıtlanmasında toplanır. Kararın bu bölümü oyçokluğuyla verilmiştir. Başbüyük, gerekçede “amir”den söz edilmekle birlikte önleme yükümlülüğü bulunan her kamu görevlisinin suçu ihmali davranışla işleyebileceğini savunur.
Amir olmayan ve olaya müdahale etmeyen görevlinin durumu, fiilin nitelendirilmesine ve katkısına göre belirlenir. Yukarıda aktarılan Ceza Genel Kurulunun 2023 tarihli kararında, meslektaşı araç içinde bir kişiyi darbederken müdahale etmeyen ve aracı sürmeye devam eden görevli, gerçekleşen kasten yaralama suçuna yardım eden olarak sorumlu tutulmuştur.
“Emir aldım” savunması geçerli mi?
Hayır; işkence veya eziyet niteliğindeki bir davranışı emreden talimat “konusu suç teşkil eden emir”dir ve yerine getiren görevli fail olarak sorumlu olur, emri veren de ayrıca sorumludur. Yargıtay 8. Ceza Dairesi, rütbeli personelin talimatıyla bir eri yaklaşık bir ay boyunca kelepçeleyen ve darbeden erlerin, eylemlerinin emirle gerçekleştiği yolundaki savunmasını şu gerekçeyle kabul etmemiştir:
"(...) dosya kapsamı, er olan sanıkların eylemlerinin rütbeli sanıkların talimatları üzerine gerçekleştiğini, ancak bu talimatların konusu suç olan emir niteliğinde olduğunu ve 5237 sayılı Kanun'un 24. maddesi gereği bu emirlerin yerine getirilemeyeceğini göstermektedir. Er olan sanıkların fiilleri bizzat icra etmeleri nedeniyle doğrudan fail sıfatıyla sorumlulukları bulunmaktadır."— Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 24.11.2025, E. 2025/7833, K. 2025/9133
Emir savunması sorumluluğu kaldırmasa da talimatı kimin verdiğinin ortaya konulması emri verenin de yargılanmasını sağlar; bu nedenle talimatın izleri (telsiz ve telefon kayıtları, nöbet çizelgeleri, tanık anlatımları) soruşturmanın başında toplanmalıdır.
Anayasa Mahkemesi ve AİHM'e göre işkence yasağı: hangi ölçütler uygulanıyor?
Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kötü muamele yasağını mutlak bir yasak olarak kabul eder ve iki yönden inceler: devlet görevlilerinin kişiye kötü muamelede bulunmaması (maddi boyut) ve kötü muamele iddialarının etkili biçimde soruşturulup sorumluların fiilleriyle orantılı biçimde cezalandırılması (usul boyutu). Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 3. maddesi, AİHM'in Işık/Türkiye kararının Türkçe çevirisinde şöyle aktarılmaktadır: “Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.”
Anayasa'nın 17. maddesindeki “işkence”, “eziyet” ve “insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele” kavramları Türk Ceza Kanunu'ndaki suç adlarıyla aynı anlama gelmez. Anayasa Mahkemesi, Cezmi Demir ve diğerleri kararında bu ifadelerin TCK'daki işkence, eziyet ve hakaret suçlarının unsurlarından daha geniş ve farklı bir anlam taşıdığını belirtmiştir. Bu nedenle ceza mahkemesinin fiili “kasten yaralama” olarak nitelendirmesi, aynı fiilin Anayasa m. 17 bakımından kötü muamele sayılmasına engel değildir. Mahkemeye göre işkence, çok ağır ve zalimane acılara neden olan kasti insanlık dışı muameledir; eziyet, işkence seviyesine varmayan ancak önceden tasarlanmış, uzun bir dönem içinde saatlerce uygulanmış ve fiziki yaralanmaya veya yoğun ıstıraba sebep olan muameledir ve belirli bir amaç aranmaz; insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele ise mağdurda korku, küçültülme ve aşağılanma duygusu uyandıran daha hafif nitelikteki davranışlardır.
Her olumsuz davranış bu yasağın kapsamına girmez. Jandarma gözaltında tutulan başvurucuların şikâyetini inceleyerek işkence yasağının maddi ve usul boyutlarının ihlal edildiğine karar veren Mahkemeye göre muamelenin asgari bir ağırlık derecesine ulaşması gerekir; bu eşik muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi etkenlere göre her olayda ayrıca değerlendirilir.
Kişi kolluğun veya infaz kurumunun denetimi altındayken ölçüt daha katıdır. AİHM, kimlik kontrolü sırasında yakalanan başvurucunun polis memurunca darbedildiği, memurun mahkûm edildiği ancak davanın sonradan zamanaşımından düştüğü Akın/Türkiye kararında Sözleşme'nin 3. maddesinin hem esas hem usul yönünden ihlal edildiğine hükmetmiş ve şu ilkeyi yinelemiştir:
"(...) Mahkeme özellikle, kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılması veya daha genel olarak, güvenlik güçleriyle karşı karşıya kalması durumunda, kişinin davranışının kesinlikle gerekli kılmadığı halde kendisine karşı fiziksel güç kullanılmasının, insan onuruna zarar verdiğini ve ilke olarak, Sözleşme’nin 3. maddesiyle güvence altına alınan hakkın ihlalini teşkil ettiğinin vurgulanmasının önem arz ettiği kanaatindedir. (...)"— AİHM, Akın/Türkiye, B. No: 58026/12, 17.11.2020, § 50
AİHM aynı yaklaşımı toplumsal olaylara müdahale bakımından da sürdürmektedir. Bir kavgaya müdahale sırasında savunma tüfeğiyle yaralanan başvurucunun şikâyetini inceleyen ve 3. maddenin ihlal edildiği sonucuna varan Mahkeme, Işık/Türkiye, B. No: 42202/20, 08.10.2024 tarihli kararında, kolluk kuvvetleriyle karşılaşma hâlinde incelemenin muamelenin ciddiyetinden çok gerekliliğine yöneldiğini belirtmiştir. Sözleşme'nin 3. maddesinin istisna tanımayan niteliği ve “işkence” nitelendirmesinin yalnız çok ağır ve zalimane acıya yol açan kasti insanlık dışı muameleler için kullanıldığı ise AİHM'in Aksoy/Türkiye, B. No: 21987/93, 18.12.1996 tarihli kararında ortaya konulmuştur; Mahkeme bu kararda gözaltındaki kişiye uygulanan askı yöntemini işkence olarak nitelendirmiş ve sağlıklı biçimde gözaltına alınan kişinin salıverildiğinde yaralı olması hâlinde açıklama yükünün devlete ait olduğunu belirtmiştir.
Anayasa Mahkemesinin yakın tarihli iki kararı usul boyutunun uygulamadaki anlamını gösterir. Kemal Şengül [GK] kararında, yaralı olarak gözaltına alınan kişinin hekimlerin sevkine rağmen tedaviye götürülmemesi nedeniyle görevi kötüye kullanmadan adli para cezasına mahkûm edilen polis memuru hakkındaki davanın temyiz incelemesinin yaklaşık altı yıl sürmesi ve bu sırada zamanaşımından düşmesi gerekçesiyle insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi ve usul boyutlarının ihlal edildiğine hükmedilmiştir; diğer üç sanık hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları ise başvuru süresi gözetilerek ayrıca değerlendirilmemiştir. Onur Ateş kararında ise yakalanmış, kelepçeli ve dizleri üzerindeki kişiye tekme ve tokat atan görevli hakkında zor kullanma sınırının aşılması yoluyla kasten yaralamadan adli para cezası verilip hükmün açıklanmasının geri bırakılması aynı yasağın ihlali sayılmış ve yeniden yargılama yapılmasına karar verilmiştir. Bu kararlar, 2026 yılında CMK m. 231'de yapılan değişikliğin arka planını oluşturur.
İşkence ve eziyet suçlarında zamanaşımı var mı?
İşkence suçunda dava zamanaşımı işlemez (TCK m. 94/6); eziyet suçunda ise temel şekil için sekiz yıl, nitelikli hâl için on beş yıllık dava zamanaşımı uygulanır (TCK m. 66/1). İşkencede zamanaşımını kaldıran altıncı fıkra maddeye 11 Nisan 2013 tarihli 6459 sayılı Kanun'la eklenmiş ve 30 Nisan 2013'te yürürlüğe girmiştir. Neticesi sebebiyle ağırlaşmış işkence (m. 95) işkence fiillerinin ağır sonuçlarını düzenleyen hükümdür; bu hâl için kanunda ayrı bir zamanaşımı süresi öngörülmemiştir.
2013'ten önce işlenen işkence fiillerinde zamanaşımı işler mi?
Evet; zamanaşımını kaldıran hüküm sanık aleyhine olduğundan yürürlüğe girdiği tarihten önce işlenen fiillere uygulanmaz. Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 1999 yılında işlendiği ileri sürülen fiillere ilişkin dosyada, yerel mahkemenin zamanaşımı nedeniyle verdiği düşme kararını onarken bu sonucu şöyle gerekçelendirmiştir:
"(...) 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK.nın 94. maddesinde, yasanın kabul edildiği ilk şeklinde zamanaşımına ilişkin bir hüküm bulunmadığı halde, 11.04.2013 gün, 6459 sayılı Yasanın 9. maddesi ile 94. maddeye eklenen 6. fıkrada ''Bu suçtan dolayı zamanaşımı işlemez'' hükmü kabul edilmiştir. Dava zamanaşımının uygulanmayacağını kabul etmesi nedeniyle aleyhe olan bu hüküm, yürürlüğe girdiği tarihten sonra işlenen suçlarda uygulanacak, geçmişe etkili olmayacaktır."— Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 30.05.2019, E. 2019/9943, K. 2019/7851
Daire bu sonucu, dava zamanaşımının sonuçları itibarıyla maddi ceza hukukuna ilişkin olduğu ve suç tarihinden sonra yürürlüğe giren aleyhe düzenlemelerin uygulanamayacağı ilkesine dayandırmıştır. Dolayısıyla 30 Nisan 2013'ten önceki fiillerde suç tarihinde yürürlükte olan zamanaşımı süreleri geçerlidir; bu tarihten sonraki işkence fiilleri ise aradan ne kadar süre geçerse geçsin soruşturulabilir.
Eziyet, kasten yaralama ve kötü muamelede zamanaşımı süreleri
İşkence dışındaki suçlarda süre, kanundaki cezanın üst sınırına göre belirlenir (TCK m. 66/4): beş yıldan fazla olmamak üzere hapis cezasını gerektiren suçlarda sekiz yıl, beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda on beş yıldır (TCK m. 66/1-e ve d). Zamanaşımını kesen işlemler hâlinde süre en fazla yarısı kadar uzar (TCK m. 67/4).
| Suç | Cezanın üst sınırı | Dava zamanaşımı | Kesilme hâlinde en fazla |
|---|---|---|---|
| İşkence (m. 94) | On iki yıl; nitelikli hâllerde on beş yıl | İşlemez (m. 94/6) | Uygulanmaz |
| Eziyet, temel şekil (m. 96/1) | Beş yıl | Sekiz yıl (m. 66/1-e) | On iki yıl |
| Eziyet, nitelikli hâl (m. 96/2) | Sekiz yıl | On beş yıl (m. 66/1-d) | Yirmi iki yıl altı ay |
| Kasten yaralama (m. 86/1, m. 86/3 ile birlikte) | Beş yılı aşmaz | Sekiz yıl (m. 66/1-e) | On iki yıl |
| Kötü muamele (m. 232) | Bir yıl | Sekiz yıl (m. 66/1-e) | On iki yıl |
Çocuğa karşı anne, baba veya çocuk üzerinde hüküm ve nüfuzu bulunan bir kişi tarafından işlenen eziyet suçunda süre, TCK m. 66/6 uyarınca çocuğun on sekiz yaşını bitirdiği günden itibaren işlemeye başlar. Bu kural, çocukluğunda aile içinde veya bir kurumda eziyet gören kişinin erişkin olduktan sonra şikâyetçi olabilmesini sağlar. Sürece yayılan fiillerde sürenin başlangıcı son davranışın tarihi esas alınarak tartışılır; Sevük eziyeti kesintisiz suç olarak değerlendirir.
Suç vasfı kasten yaralamaya dönerse dava zamanaşımından düşer mi?
Evet, düşebilir; bu durum uygulamada en sık karşılaşılan sonuçlardan biridir. İşkence iddiasıyla açılan davada fiil kasten yaralama veya zor kullanma sınırının aşılması olarak nitelendirildiğinde m. 94/6 uygulanmaz ve sekiz yıllık (kesilme hâlinde on iki yıllık) süre işler. Yukarıda aktarılan Ceza Genel Kurulunun 2021 tarihli kararında ve Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 2023 tarihli kararında dava bu nedenle düşmüştür. Anayasa Mahkemesi ve AİHM ise kamu görevlilerinin kötü muamele fiillerinin zamanaşımına uğramasını devletin usul yükümlülüğünün ihlali saymaktadır:
"Bütün kovuşturmaların mahkûmiyet veya belirli bir cezayla sonuçlanmasına yönelik kesin bir zorunluluk bulunmamaktadır ancak mahkemeler, hiçbir koşul altında yaşamı tehdit eden suçlar ile fiziksel ve ruhsal bütünlüğe yapılan ağır saldırıların cezasız kalmasına veya af ya da zamanaşımına uğramasına izin vermemeli; sorumlulara yaptırım uygulamakta kararlı olmalı ve suçun ağırlık derecesi ile verdikleri ceza arasında açık bir orantısızlığın bulunmamasına dikkat etmelidir (...)."— Anayasa Mahkemesi, Kemal Şengül [GK], B. No: 2021/27249, 20/11/2025, § 35
AİHM de Akın/Türkiye kararında, güvenlik görevlisinin Sözleşme'nin 3. maddesine aykırı fiillerle suçlandığı davaların zamanaşımı nedeniyle sonuçsuz bırakılamayacağına, af veya cezanın infazının ertelenmesi gibi tedbirlere izin verilemeyeceğine ilişkin yerleşik içtihadını yinelemiştir.
Mağdur bakımından pratik sonuç şudur: iddianamede işkence nitelendirmesi yapılmış olsa bile yargılamanın uzaması risk taşır; delillerin erken toplanması ve dosyanın yakından takibi gerekir.
İşkence ve eziyet suçlarında HAGB, erteleme ve adli para cezası mümkün mü?
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) işkence ve eziyet suçlarında kanunen yasaktır; erteleme yalnız sonuç cezanın iki yıl veya altında kaldığı sınırlı durumlarda gündeme gelebilir, adli para cezası ise bu suçlar için seçenek yaptırım olarak öngörülmemiştir. HAGB yasağı, 16 Temmuz 2026 tarihli ve 7589 sayılı Kanun'la (Resmî Gazete: 31 Temmuz 2026) Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231. maddesinin yeniden yazılması sırasında getirilmiştir. İlgili fıkraların güncel metni şöyledir:
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması – 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 231/5 ve 231/14
(5) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) (Değişik:16/7/2026-7589/15 md.) Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. Uzlaşmaya ilişkin hükümler saklıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, müsadereye ilişkin hükümler hariç, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder.
(14) (Değişik:2/3/2024-7499/15 md.) (Değişik:16/7/2026-7589/15 md.) Bu maddenin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümleri, işkence ve eziyet suçları ile kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasanın 17 nci maddesi kapsamında kötü muamele kabul edilebilecek suçlar hakkında uygulanmaz.
HAGB yasağı nereden çıktı? Anayasa Mahkemesinin iki iptal kararı
Yasak, HAGB kurumunun iki kez iptal edilmesinin sonucudur. İlk iptal Anayasa Mahkemesi, 01.06.2023, E. 2022/120, K. 2023/107 sayılı kararıyla oyçokluğuyla gerçekleşmiş ve CMK m. 231/5'in birinci cümlesi, iptal hükmü bir yıl sonra yürürlüğe girmek üzere iptal edilmiştir. Mahkeme bu kararında, işkence veya kötü muamele gerçekleştirdiği tespit edilen kamu görevlisinin fiilen cezasız bırakılmaması gerektiğini, HAGB kurumunun kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasa m. 17 anlamında işkence, eziyet ve kötü muamele kabul edilen suçlar bakımından uygulanmayacağına dair yasal düzenlemenin bulunmamasının devletin usul yükümlülüğüyle bağdaşmadığını belirtmiştir.
Bu kararın ardından 2 Mart 2024 tarihli 7499 sayılı Kanun'la madde yeniden düzenlenmiş, ancak kötü muamele suçları bakımından bir istisna getirilmemiştir. Anayasa Mahkemesi bunun üzerine yeni düzenlemeyi de oybirliğiyle iptal etmiş ve iptal hükmünün Resmî Gazete'de yayımlanmasından (31 Aralık 2025) başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir. İkinci iptalin gerekçesi şöyledir:
"Bununla birlikte iptal kararında belirtildiği şekilde HAGB kurumunun kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasa’nın 17. maddesi bağlamında işkence, eziyet ve kötü muamele kabul edilen suçlar bakımından uygulanmayacağına dair yasal bir düzenleme bulunmamaktadır. (...) Bu itibarla kural Anayasa’nın 17. maddesinin devlete yüklemiş olduğu faillere fiilleriyle orantılı cezalar verilmesi ve mağdurlar açısından uygun giderimin sağlanması şeklindeki usul yükümlülüğüyle bağdaşmamaktadır."— Anayasa Mahkemesi, 10.07.2025, E. 2024/98, K. 2025/149, § 59
Kanun koyucu dokuz aylık süre dolmadan 7589 sayılı Kanun'u çıkarmış ve HAGB kurumunu korurken on dördüncü fıkrayla yukarıdaki istisnayı getirmiştir. Prof. Dr. Ersan Şen ve Doç. Dr. Erkan Duymaz, “AYM'nin HAGB'ye İlişkin Yeni İptal Kararı” başlıklı yazılarında ikinci iptalin 2023 kararının gerekçesi karşısında öngörülebilir olduğunu belirtmiş ve kurumdan tümüyle vazgeçilmesini önermişti; kanun koyucu ise istisna getirme yolunu seçmiştir. Değişikliğin bütünü için 12. Yargı Paketi (7589 sayılı Kanun) madde madde ne getirdi başlıklı yazıya bakılabilir.
Yasak hangi suçları kapsıyor?
CMK m. 231/14 iki grup suçu kapsar. Birinci grup “işkence ve eziyet suçları”dır; hükmün lafzı fail ayrımı yapmadığından, metne göre kamu görevlisi olmayan kişilerin işlediği eziyet suçunda da (örneğin eşe veya çocuğa karşı eziyette) HAGB kararı verilemez. İkinci grup, kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasa m. 17 kapsamında kötü muamele kabul edilebilecek suçlardır; zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması yoluyla kasten yaralama bunun tipik örneğidir. Anayasa Mahkemesi, böyle bir dosyada adli para cezası verilip hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını şu gerekçeyle Anayasa'ya aykırı bulmuştu:
"Anayasa Mahkemesine göre HAGB'ye karar verilmesi veya sonuç ceza olarak adli para cezasına hükmedilmesi benzer kötü muamele fiillerinin önlenmesinde caydırıcı bir etki doğurmadığı gibi kamu görevlilerinin karıştığı bu tür eylemlere müsamaha gösterildiği veya kayıtsız kalındığı izlenimi oluşmasına da sebebiyet verebilmektedir (...)."— Anayasa Mahkemesi, Onur Ateş, B. No: 2022/27749, 28/1/2026, § 28
İkinci grubun sınırları henüz içtihatla belirlenmiş değildir. Hâkim Eyüp Kara, “Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Hükümlerinin Uygulanmasına Engel Kötü Muamele Kabul Edilebilecek Suçlardan Ne Anlaşılmalıdır?” başlıklı yazısında bu ifadenin farklı yorumlara açık olduğunu, yasağın uygulanması için failin kamu görevlisi olmasının ve suçun görev sebebiyle işlenmesinin yanında fiilin işleniş biçiminin de kötü muamele niteliği taşımasının aranması gerektiğini; kasten yaralama, hakaret, tehdit ve zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması gibi suçların bu kapsamda değerlendirilebileceğini belirtir. Değişiklikten önce işlenen fiillerde yeni yasağın uygulanıp uygulanmayacağı da, HAGB'nin sanık lehine sonuç doğuran niteliği nedeniyle tartışmaya açıktır; bu konuda yerleşik bir içtihat oluşmamıştır.
Erteleme ve adli para cezası
Hapis cezasının ertelenmesi TCK m. 51/1 uyarınca iki yıl veya daha az süreli hapis cezaları için mümkündür; bu sınır, fiili işlediği sırada on sekiz yaşını doldurmamış veya altmış beş yaşını bitirmiş kişiler bakımından üç yıldır. Ayrıca kişinin daha önce kasıtlı bir suçtan üç aydan fazla hapis cezasına mahkûm edilmemiş olması ve yeniden suç işlemeyeceği konusunda mahkemede kanaat oluşması gerekir. İşkence suçunda alt sınır üç yıl (kadına karşı beş yıl), eşe veya çocuğa karşı eziyette üç yıl olduğundan, bu suçlarda erteleme ancak sonuç cezanın kanuni indirim nedenleriyle sınırın altına inmesi hâlinde gündeme gelir. Eziyetin temel şeklinde alt sınır iki yıl olduğundan erteleme ihtimali daha yüksektir; kadına karşı işlenen eziyette ise alt sınır iki yıl altı aydır.
Adli para cezası bakımından TCK m. 94 ve m. 96 yalnız hapis cezası öngörür. Kısa süreli hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi (TCK m. 50/1-a) bir yıl veya daha az süreli cezalar için mümkündür (TCK m. 49/2); işkence ve eziyette alt sınırlar bunun çok üzerindedir. Fiilin kasten yaralama olarak nitelendirildiği dosyalarda adli para cezası kanunen mümkündür; ancak Onur Ateş ve Akın/Türkiye kararları, kamu görevlilerinin kötü muamele fiillerinde adli para cezası ve erteleme gibi sonuçların caydırıcılık bakımından Anayasa ve Sözleşme'ye aykırı bulunabildiğini göstermektedir.
Gözaltında, karakolda veya cezaevinde kötü muamele gören kişi ne yapmalı?
Kötü muameleye uğrayan kişi en kısa sürede hekim muayenesiyle durumunu belgeletmeli, mümkünse avukatı aracılığıyla doğrudan Cumhuriyet başsavcılığına şikâyette bulunmalı ve olayın geçtiği yerdeki kamera kayıtlarının korunmasını yazılı olarak istemelidir. İşkence ve kötü muamele dosyalarında sonucu çoğu zaman ilk günlerde toplanan deliller belirler; iz ve kayıtlar zamanla kaybolur.
Şikâyet nereye yapılır, soruşturmayı kim yürütür?
Şikâyet Cumhuriyet başsavcılığına veya kolluk makamlarına yapılabilir (CMK m. 158/1); bir kamu görevinin yürütülmesiyle bağlantılı olarak işlendiği iddia edilen suç nedeniyle ilgili kurum idaresine yapılan ihbar veya şikâyet de gecikmeksizin Cumhuriyet başsavcılığına gönderilir (CMK m. 158/4). Şikâyet edilenler kolluk görevlisi ise başvurunun doğrudan başsavcılığa yapılması daha uygundur. Kolluk görevlilerinin adli görevleriyle ilgili suçlarında soruşturmayı Cumhuriyet savcısı doğrudan yürütür:
Cumhuriyet savcısının görev ve yetkileri – 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 161/5
(5) Kanun tarafından kendilerine verilen veya kanun dairesinde kendilerinden istenen adliye ile ilgili görev veya işlerde kötüye kullanma veya ihmalleri görülen kamu görevlileri ile Cumhuriyet savcılarının sözlü veya yazılı istem ve emirlerini yapmakta kötüye kullanma veya ihmalleri görülen kolluk âmir ve memurları hakkında Cumhuriyet savcılarınca doğrudan doğruya soruşturma yapılır. Vali ve kaymakamlar hakkında 2.12.1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun hükümleri, en üst dereceli kolluk amirleri hakkında ise, hâkimlerin görevlerinden dolayı tâbi oldukları yargılama usulü uygulanır.
İşkence soruşturması için idari izin (4483 sayılı Kanun) gerekir mi?
Hayır; işkence suçunda soruşturma, kamu görevlilerinin yargılanması için öngörülen idari izin sistemine tabi değildir. 4483 sayılı Kanun'un kapsam maddesine 2003 yılında eklenen fıkra bu istisnayı açıkça düzenler:
Kapsam – 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun m. 2 (son fıkra)
(Ek: 2/1/2003-4778/33 md.) 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 243 ve 245 inci maddeleri ile 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 154 üncü maddesinin dördüncü fıkrası kapsamında açılacak soruşturma ve kovuşturmalarda bu Kanun hükümleri uygulanmaz.
Fıkra, mülga 765 sayılı Kanun'un maddelerine yollama yapmaktadır; anılan Kanun'un 243. maddesi işkence suçunu düzenliyordu. 5252 sayılı Kanun'un 3. maddesinin birinci fıkrasına göre “Mevzuatta, yürürlükten kaldırılan Türk Ceza Kanununa yapılan yollamalar, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelere yapılmış sayılır.” Bu nedenle TCK m. 94 kapsamındaki işkence iddialarında savcılık izin beklemeden soruşturma yürütür. Fiilin başka bir suç olarak nitelendirildiği dosyalarda izin gerekip gerekmediği ise nitelendirmeye, görevlinin sıfatına ve fiilin adli görevle ilgisine göre ayrıca tartışılır.
Kötü muamele nasıl ispatlanır? Doktor raporu, kamera ve tanık
Kişi devletin denetimi altındayken yaralanmışsa, yaralanmanın nasıl meydana geldiğini açıklama yükü yetkili makamlara geçer; bu ilke hem Anayasa Mahkemesi hem AİHM kararlarında yerleşiktir. Anayasa Mahkemesi, gözaltına sağlıklı alınan başvurucuların gözaltı sonrasında yaralı oldukları saptanan dosyada şu değerlendirmeyi yapmıştır:
"(...) Sağlıklı bir şekilde gözaltına alınan başvurucuların, gözaltından çıkarıldıktan sonra yaralanmış oldukları ya da fiziksel iz bırakmayan kötü muamele gördüklerinin tutarlı ifadeleri ve doktor raporları ile saptanmış olması karşısında, artık bunun kolluk görevlilerinin eylemleri sonucu olmadığına ilişkin ispat yükümlülüğü idareye aittir. Ancak, idarenin ispat yükümlülüğünü yerine getirmediği görülmüştür."— Anayasa Mahkemesi, Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 100
Bu ilkenin işleyebilmesi için mağdurun iddiasını “tutarlı ifadeler ve doktor raporları” ile desteklemesi gerekir. AİHM de Işık/Türkiye kararında kötü muamele iddialarının uygun kanıtlarla desteklenmesi gerektiğini, bununla birlikte yeterince güçlü, açık ve uyumlu çıkarımların bir arada bulunmasının da kanıt oluşturabileceğini belirtmiştir. Uygulamada şu adımlar belirleyicidir:
- Hekim muayenesi: Gözaltına giriş ve çıkış muayenelerinde bütün şikâyetler hekime anlatılmalı, izlerin rapora yazılması ve muayenenin görevliler bulunmadan yapılması istenmelidir. Serbest kalınınca gecikmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalı, ruhsal etkiler için de değerlendirme talep edilmelidir.
- Kamera kayıtları: Karakol, nezarethane, ekip aracı, infaz kurumu ve çevredeki kameraların kayıtları kısa sürede silinebilir; dilekçede tarih ve saat aralığı belirtilerek kayıtların muhafaza altına alınması istenmelidir. Dijital kayıtların delil değeri için CMK m. 134'e göre elektronik delillerin hukuka uygunluğu yazısına bakılabilir.
- Tanıklar ve kayıtlar: Aynı nezarethanede veya koğuşta bulunan kişiler, müdafi ve yakınların gözlemleri ile gözaltı kayıtları, nöbet çizelgeleri ve telsiz kayıtları dosyaya kazandırılmalıdır.
- Avukat: Kötü muamele iddiasının ifade ve sorgu tutanağına geçirilmesi, iddianın ilk andan itibaren kayıt altına alınmasını sağlar.
Cumhuriyet savcıları nezarethaneleri, ifade alma odalarını ve gözaltına ilişkin tüm kayıt ve işlemleri denetlemekle de görevlidir (CMK m. 92). Soruşturma makamlarının şikâyeti beklemesi gerekmez; Anayasa Mahkemesi, Cezmi Demir ve diğerleri kararında, şikâyet yapılmadığında bile işkence veya kötü muamele olduğunu gösteren yeterli belirtiler bulunduğunda soruşturma açılması gerektiğini ve soruşturmanın bağımsız, hızlı ve derinlikli yürütülmesi gerektiğini belirtmiştir. Soruşturma kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla sonuçlanırsa bu karara karşı süresinde itiraz edilmeli; itiraz da reddedilirse otuz gün içinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolu değerlendirilmelidir (6216 sayılı Kanun m. 47/5).
İşkenceyle veya kötü muameleyle alınan ifade delil olur mu?
Hayır; yasak usullerle elde edilen ifade, kişi sonradan rıza gösterse bile delil olarak değerlendirilemez. Anayasa'nın 38. maddesine göre “Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz” ve “Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.” Ceza Muhakemesi Kanunu bu kuralı ifade ve sorgu bakımından şöyle somutlaştırır:
İfade alma ve sorguda yasak usuller – 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 148
MADDE 148- (1) Şüphelinin ve sanığın beyanı özgür iradesine dayanmalıdır. Bunu engelleyici nitelikte kötü davranma, işkence, ilâç verme, yorma, aldatma, cebir veya tehditte bulunma, bazı araçları kullanma gibi bedensel veya ruhsal müdahaleler yapılamaz.
(2) Kanuna aykırı bir yarar vaat edilemez.
(3) Yasak usullerle elde edilen ifadeler rıza ile verilmiş olsa da delil olarak değerlendirilemez.
(4) Müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hâkim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz.
(5) Şüphelinin aynı olayla ilgili olarak yeniden ifadesinin alınması ihtiyacı ortaya çıktığında, bu işlem ancak Cumhuriyet savcısı tarafından yapılabilir.
CMK m. 217/2 de yüklenen suçun ancak hukuka uygun biçimde elde edilmiş delillerle ispat edilebileceğini öngörür. Baskı altında alındığı ileri sürülen ifade bakımından mahkeme iddiayı araştırmalıdır; sağlık raporları, gözaltı süresi ve müdafiin hazır bulunup bulunmadığı bu incelemede belirleyicidir. İfadenin delil olmaktan çıkarılması, yasak usule başvuran görevliler hakkındaki soruşturmanın yerine geçmez. Savunma bakımından iddianın ilk fırsatta, somut tarih, yer ve kişi bilgileriyle dile getirilmesi önemlidir.
Şikâyet, uzlaştırma, görevli mahkeme ve tutuklama
İşkence ve eziyet suçları resen soruşturulur, uzlaştırma kapsamında değildir; işkence davalarına ağır ceza mahkemesi, eziyet davalarına asliye ceza mahkemesi bakar ve işkence suçu tutuklama bakımından katalog suçlar arasındadır.
İşkence ve eziyet şikâyete bağlı mı, şikâyetten vazgeçilirse ne olur?
TCK m. 94 ve m. 96'da soruşturma ve kovuşturma şikâyet koşuluna bağlanmamıştır. Savcılık suçu herhangi bir yolla öğrendiğinde soruşturmayı kendiliğinden yürütür. Mağdurun şikâyetçi olmaması veya sonradan şikâyetinden vazgeçmesi davayı düşürmez; mahkeme beyan değişikliğini diğer delillerle birlikte değerlendirir. Şikâyete bağlı suçlardaki şikâyet süresi de bu suçlar bakımından söz konusu değildir; süre bakımından sınır yalnız eziyet suçundaki dava zamanaşımıdır.
Uzlaştırma mümkün mü?
Hayır; işkence ve eziyet suçları CMK m. 253'te uzlaştırma kapsamında sayılan suçlar arasında değildir. Kasten yaralamanın TCK m. 86/3'teki nitelikli hâlleri de (kamu görevlisinin nüfuzunu kötüye kullanması, eşe veya altsoya karşı işlenmesi gibi) uzlaştırma kapsamı dışındadır. Ayrıca CMK m. 253/3 uyarınca uzlaştırma kapsamına giren bir suçun kapsama girmeyen başka bir suçla birlikte aynı mağdura karşı işlenmesi hâlinde uzlaşma hükümleri uygulanmaz.
Hangi mahkeme görevlidir?
5235 sayılı Kanun'un 12. maddesi ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçlarla ilgili davaları ağır ceza mahkemesinin görevine verir. İşkence suçunun temel şeklinde cezanın üst sınırı on iki yıl olduğundan görevli mahkeme ağır ceza mahkemesidir. Eziyet suçunda üst sınır beş yıl (nitelikli hâlde sekiz yıl) olduğundan dava, aynı Kanun'un 11. maddesi gereğince asliye ceza mahkemesinde görülür. Fiilin kasten yaralama veya kötü muamele olarak nitelendirilmesi hâlinde de kural olarak asliye ceza mahkemesi görevlidir.
İşkence ve eziyet suçlarında tutuklama
İşkence suçu (m. 94 ve m. 95), CMK m. 100/3-a'da tutuklama nedeninin var sayılabileceği suçlar arasında açıkça sayılmıştır; kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delillerin bulunması hâlinde bu suçta tutuklama nedeni var sayılabilir. Eziyet suçu bu listede yer almaz; ancak cezasının üst sınırı iki yılı aştığından CMK m. 100/4'teki tutuklama yasağı kapsamında da değildir ve genel koşulların (kaçma şüphesi, delilleri karartma veya tanıklar üzerinde baskı kurma girişimi) varlığı hâlinde tutuklama kararı verilebilir. Tutuklama yerine adli kontrol uygulanan dosyalarda sürelerin hesabı için azami adli kontrol süresi yazısına bakılabilir.
Tazminat hakkı: tam yargı davası, bireysel başvuru ve AİHM
Kamu görevlisinin kötü muamelesinden doğan maddi ve manevi zarar için tazminat davası görevlinin kendisine değil idareye karşı, idari yargıda tam yargı davası olarak açılır. Anayasa'nın 129. maddesinin beşinci fıkrası bu kuralı şöyle koyar: “Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir.” Anayasa'nın 40. ve 125. maddeleri de resmî görevlilerin haksız işlemlerinden ve idarenin eylemlerinden doğan zararın devletçe karşılanacağını düzenler.
Süreler kısadır. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesine göre idari eylemlerden hakları ihlal edilenler, dava açmadan önce eylemi öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemelidir; istemin reddi veya otuz gün içinde cevap verilmemesi hâlinde dava açma süresi içinde idari yargıda dava açılabilir. Ceza davasının sonucunu beklemek sürelerin kaçırılması riskini doğurabileceğinden, idareye başvuru ve dava süreleri ceza sürecinden bağımsız olarak takip edilmelidir; Anayasa Mahkemesi, Kemal Şengül [GK] kararında tam yargı davasını, soruşturma ve kovuşturma makamlarından bağımsız olarak hizmet kusurunun bulunup bulunmadığını değerlendiren bir yol olarak nitelendirmiştir.
Tazminat tek başına yeterli giderim sayılmaz. Anayasa Mahkemesi, Cezmi Demir ve diğerleri kararında, kötü muamele olaylarında yalnız tazminat ödenmesinin hak ihlalini gidermek ve mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli olmadığını belirtmiştir; sorumluların etkili biçimde soruşturulup cezalandırılması ayrıca gerekir. Ceza süreci etkisiz kalmışsa başvuru yolları tüketildikten sonra otuz gün içinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapılabilir (6216 sayılı Kanun m. 45 ve m. 47/5). Mahkeme ihlal tespit ederse yeniden yargılama yapılmasına veya tazminata hükmedebilir (6216 sayılı Kanun m. 50); yukarıda aktarılan Kemal Şengül kararında 225.000 TL, Onur Ateş kararında 100.000 TL manevi tazminata karar verilmiştir. İç hukuk yolları sonuçsuz kalırsa AİHM'e başvuru gündeme gelir; Akın/Türkiye kararında başvurucuya 6.500 avro ödenmesine hükmedilmiştir.
Eziyet suçunun faili kamu görevlisi değilse (eş, akraba, bakıcı, işveren gibi) tazminat genel hükümlere göre hukuk mahkemesinde faile karşı istenir. Her iki durumda mağdur, ceza davasına katılma talebinde bulunarak yargılamayı taraf sıfatıyla izleyebilir.
İşkence ve eziyet dosyalarında mağdur ve şüpheli için yol haritası
İşkence ve eziyet dosyalarında sonucu erken toplanan delil, doğru suç nitelendirmesi ve sürelerin takibi belirler. Listenin ilk dokuz maddesi mağduru ve yakınlarını, son dört maddesi hakkında soruşturma yürütülen kişiyi ilgilendirir.
- Hemen hekime görünün. Bütün şikâyetlerinizi anlatın, izlerin rapora yazılmasını ve fotoğraflanmasını isteyin; ruhsal etkiler için de değerlendirme talep edin. Raporların birer örneğini saklayın.
- Olayı yazıya dökün. Tarih, saat, yer, davranışların sırası, faillerin eşkâli ve tanıkları not edin; yaraları fotoğraflayın, giysi ve eşyaları saklayın.
- Şikâyeti doğrudan Cumhuriyet başsavcılığına yapın. Görevliler hakkındaki şikâyetin savcılığa verilmesi soruşturmanın bağımsızlığı bakımından önemlidir; işkence suçunda idari izin aranmaz (4483 sayılı Kanun m. 2).
- Kamera kayıtlarının korunmasını isteyin. Dilekçede kamera yerlerini ve saat aralığını belirtin; kayıtlar kısa sürede silinebilir.
- Süreci ve bütünlüğü anlatın. Yargıtay işkence ve eziyet için davranışların belli bir süreçte ve sistematik biçimde gerçekleşmesini aradığından, olayın ne kadar sürdüğünü ve kaç ayrı davranış içerdiğini somut biçimde ortaya koyun.
- Aile içi şiddette koruma tedbiri isteyin. 6284 sayılı Kanun uyarınca uzaklaştırma ve yaklaşmama tedbirleri ceza soruşturmasından bağımsız olarak talep edilebilir.
- Kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz edin. İtirazın reddinden sonra otuz gün içinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapılabilir (6216 sayılı Kanun m. 47/5).
- Davaya katılın ve süreleri izleyin. Fiil kasten yaralama olarak nitelendirilirse sekiz yıllık, kesilme hâlinde on iki yıllık zamanaşımı işler; duruşmaların ve dosyanın takibi bu nedenle önemlidir.
- Tazminat sürelerini kaçırmayın. Kamu görevlisinin fiilinde idareye başvuru için eylemin öğrenilmesinden itibaren bir yıl ve her hâlde beş yıllık süre vardır (2577 sayılı Kanun m. 13).
- Şüpheli iseniz ifade vermeden önce müdafiinizle görüşün. Suçlamanın hangi madde üzerinden yapıldığını, hangi tarih ve davranışların isnat edildiğini öğrenin.
- Lehe delillerin toplanmasını isteyin. Görev kayıtları, tutanaklar, telsiz ve kamera kayıtları; zor kullanmayı gerektiren bir direnç bulunup bulunmadığı ve kuvvetin ölçüsü bu delillerle ortaya konur.
- Suç vasfını tartışın. İşkence, zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması, kasten yaralama ve kötü muamele arasındaki ayrım cezayı, görevli mahkemeyi ve zamanaşımını değiştirir; ihmali davranış isnadında önleme yükümlülüğünün ve imkânının bulunup bulunmadığı ayrıca incelenmelidir.
- Savunmayı HAGB beklentisi üzerine kurmayın. CMK m. 231/14 uyarınca işkence ve eziyet suçları ile görev sebebiyle işlenen kötü muamele niteliğindeki suçlarda hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez.
Kadıköy, Kartal ve Anadolu Yakası'nda işkence ve eziyet suçu dosyaları
Kadıköy, Ataşehir, Kartal, Maltepe, Ümraniye, Üsküdar, Pendik ve Tuzla'da işlenen suçlara ilişkin soruşturmalar İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülür; davalar Kartal'da bulunan İstanbul Anadolu Adliyesindeki ağır ceza ve asliye ceza mahkemelerinde görülür. Bu ilçelerde karakolda, gözaltında veya ceza infaz kurumunda kötü muamele gördüğünü ileri süren kişilerin şikâyetleri ile eşe, çocuğa veya yaşlı aile bireyine yönelik eziyet iddiaları aynı adliyede soruşturulur; 6284 sayılı Kanun kapsamındaki koruma tedbirleri için de aynı adliyeye başvurulabilir. LimanLegal Hukuk Bürosu Kartal Cevizli'de, adliyeye yakın konumdadır; işkence ve eziyet suçu dosyalarında şikâyet dilekçesinin hazırlanması, delillerin muhafazası için taleplerin sunulması, duruşmaların takibi, suç vasfına ve zamanaşımına ilişkin itirazlar ile bireysel başvuru ve tazminat süreçlerinde mağdur ve sanık tarafına hukuki destek verir.
Yazar Hakkında
Av. Coşkun GENÇ, İstanbul Barosuna kayıtlı (Sicil No: 71680) avukattır ve LimanLegal Hukuk Bürosunda ceza hukuku ile ceza muhakemesi hukuku alanlarında çalışmaktadır. Bu yazıdaki kanun maddeleri resmî mevzuat metinlerinden, yargı kararı alıntıları Anayasa Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Yargıtay kararlarının tam metinlerinden birebir aktarılmıştır; kararlardaki kişi adlarına yer verilmemiş, öğreti görüşleri yazar ve eser adıyla, kendi cümlelerimizle özetlenmiştir.
İşkence, eziyet veya kötü muamele dosyanız için hukuki destek
Gözaltında veya ceza infaz kurumunda kötü muamele, aile içinde süregelen şiddet ya da hakkınızda işkence veya eziyet suçlamasıyla yürütülen bir soruşturma varsa, ilk günlerde atılan adımlar dosyanın seyrini belirler.
Delillerin korunması, suç vasfının doğru ortaya konulması ve sürelerin kaçırılmaması için dosyanızı birlikte değerlendirelim.
Hemen İletişime GeçinSıkça Sorulan Sorular (SSS)
İşkence suçu nedir?
İşkence suçu, kamu görevlisinin göreviyle bağlantılı olarak bir kişiye insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışlarda bulunmasıdır (TCK m. 94). Madde gerekçesi ve Yargıtay kararları bu davranışların ani değil, belli bir süreç içinde ve sistematik biçimde gerçekleşmesini arar.
İşkence suçunun cezası kaç yıldır?
Temel ceza TCK m. 94/1 uyarınca üç yıldan on iki yıla kadar hapistir; suç kadına karşı işlenmişse alt sınır beş yıldır. Çocuğa, kendisini savunamayacak kişiye veya gebe kadına karşı işlenirse sekiz yıldan on beş yıla, cinsel yönden taciz şeklinde gerçekleşirse on yıldan on beş yıla kadar hapis verilir. Ölüm hâlinde TCK m. 95/4 uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.
Eziyet suçu nedir ve cezası ne kadardır?
Eziyet suçu, bir kimseye bedensel veya ruhsal acı veren ve onurunu zedeleyen davranışların belli bir süreç içinde sistematik biçimde gerçekleştirilmesidir. TCK m. 96/1 uyarınca cezası iki yıldan beş yıla kadar hapistir; kadına karşı işlenirse alt sınır iki yıl altı aydır. Çocuğa, gebe kadına, üstsoya, altsoya, eşe veya boşanılan eşe karşı işlenirse üç yıldan sekiz yıla kadar hapis verilir.
İşkence ile eziyet suçu arasındaki fark nedir?
Temel fark faildedir. İşkenceyi yalnız kamu görevlisi, göreviyle bağlantılı olarak işleyebilir; eziyetin faili herkes olabilir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 01.02.2023, E. 2021/90, K. 2023/60 sayılı kararına göre kamu görevlisinin davranışının görevle bağı yoksa eziyet suçu gündeme gelir. İşkencede ceza daha ağırdır, zamanaşımı işlemez ve görevli mahkeme ağır ceza mahkemesidir.
Polisin dövmesi işkence suçu mudur?
Her olayda değil. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 04.11.2021, E. 2018/565, K. 2021/524 sayılı kararında, bir tartışma sırasında tepki niteliğinde ve ani olarak gerçekleşen tekme ve yumruk darbelerini işkence değil kasten yaralama saymıştır. Şiddet sürece yayılmışsa veya Filistin askısı ve falaka gibi niteliği gereği süreklilik taşıyan bir yöntem uygulanmışsa işkence suçu oluşur.
İşkence ve eziyet suçlarında zamanaşımı var mı?
İşkence suçunda zamanaşımı işlemez (TCK m. 94/6). Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 30.05.2019, E. 2019/9943, K. 2019/7851 sayılı kararına göre sanık aleyhine olan bu hüküm yalnız yürürlüğe girdiği 30 Nisan 2013'ten sonra işlenen suçlarda uygulanır. Eziyet suçunda dava zamanaşımı temel şekilde sekiz yıl, nitelikli hâlde on beş yıldır (TCK m. 66/1).
İşkence ve eziyet suçlarında HAGB kararı verilebilir mi?
Hayır. 7589 sayılı Kanun'la yeniden yazılan CMK m. 231/14 uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılması, işkence ve eziyet suçları ile kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasa'nın 17. maddesi kapsamında kötü muamele kabul edilebilecek suçlarda uygulanmaz. Düzenleme, Anayasa Mahkemesi, 10.07.2025, E. 2024/98, K. 2025/149 sayılı iptal kararının ardından getirilmiştir.
İşkence ve eziyet suçlarında ceza ertelenir mi veya para cezasına çevrilir mi?
TCK m. 51 uyarınca erteleme yalnız iki yıl veya daha az süreli hapis cezalarında mümkündür. İşkencede ve eşe veya çocuğa karşı eziyette alt sınır üç yıl olduğundan erteleme ancak sonuç cezanın kanuni indirimlerle bu sınırın altına inmesi hâlinde gündeme gelir. Her iki suç için kanunda adli para cezası öngörülmemiştir.
İşkence ve eziyet suçları şikâyete bağlı mı?
Hayır. TCK m. 94 ve m. 96'da soruşturma ve kovuşturma şikâyet koşuluna bağlanmamıştır; savcılık suçu öğrendiğinde kendiliğinden soruşturma yürütür. Mağdurun şikâyetçi olmaması veya şikâyetinden sonradan vazgeçmesi davayı düşürmez; mahkeme beyan değişikliğini diğer delillerle birlikte değerlendirir. Bu suçlar CMK m. 253'teki uzlaştırma kapsamında da sayılmamıştır.
Eşe şiddet eziyet suçu sayılır mı?
Şiddet belli bir süreçte ve sistematik biçimde sürmüşse evet. Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 04.06.2025, E. 2025/22, K. 2025/4632 sayılı kararında, evlilik süresince tekrarlanan dövme, üzerinde sigara söndürme ve öldürmekle tehdit gibi davranışları eşe karşı eziyet saymıştır. Ceza TCK m. 96/2-b uyarınca üç yıldan sekiz yıla kadar hapistir; tek olaydan ibaret şiddet ise kasten yaralamadır.
Çocuğa şiddet eziyet mi, kötü muamele mi, kasten yaralama mı?
Davranışlar bir süreçte bütünlük oluşturuyorsa çocuğa karşı eziyet (TCK m. 96/2-a), tek veya kopuk olaylardan ibaretse kasten yaralama, yaralama boyutuna varmayan ancak merhametle bağdaşmayan muamele ise kötü muamele (TCK m. 232) söz konusudur. Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 19.03.2024, E. 2021/15975, K. 2024/2507 sayılı kararında çocuğa ağır yük taşıtılmasını kötü muamele saymıştır.
Psikolojik şiddet eziyet suçu oluşturur mu?
Evet, sistematik biçimde uygulanmışsa oluşturabilir. Eziyet suçu için bedensel yaralanma şart değildir; Yargıtay, mağdurda utanma, korku, acizlik ve değersizlik duygusu uyandıran ve onurunu zedeleyen hareketleri eziyet kapsamında saymaktadır. İspat için mesaj kayıtları, tanık anlatımları ve ruh sağlığındaki etkiyi gösteren uzman raporları önemlidir; tek seferlik hakaret veya tehdit ayrı suçlardır.
Mobbing eziyet suçu olur mu?
Olabilir. Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 01.03.2018, E. 2018/203, K. 2018/2245 sayılı kararında, çalışanı değersizleştirmeyi ve yıldırmayı amaçlayan, belirli bir süre sistematik biçimde süren psikolojik saldırıların TCK m. 96/1 kapsamında eziyet oluşturduğuna oyçokluğuyla karar vermiştir. Karşı oyda mobbing hareketlerinin tek başına eziyet sayılamayacağı savunulmuştur; tek tek olumsuz davranışlar bu suçu oluşturmaz.
Öğretmenin veya kreş çalışanının çocuğa kötü davranması hangi suçu oluşturur?
Sistematik şiddet, kamu görevlisi bakımından işkence, özel kurum çalışanı bakımından çocuğa karşı eziyet suçunu oluşturabilir. Sistematik olmayan tokat gibi fiilleri Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 16.11.2021, E. 2021/22, K. 2021/21039 sayılı kararında kasten yaralama saymıştır. Disiplin yetkisinin kötüye kullanılmasından ibaret davranışlar ise TCK m. 232/2 kapsamında kötü muameledir.
Emir aldım savunması işkence suçunda geçerli midir?
Hayır. TCK m. 24/3 ve Anayasa m. 137 uyarınca konusu suç teşkil eden emir yerine getirilemez; yerine getiren de emri veren de sorumludur. Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 24.11.2025, E. 2025/7833, K. 2025/9133 sayılı kararı bu yöndedir. Önleme yükümlülüğü ve imkânı bulunduğu hâlde müdahale etmeyen amir de TCK m. 94/5 uyarınca indirimsiz cezalandırılır.
İşkenceyle alınan ifade delil olarak kullanılabilir mi?
Hayır. CMK m. 148 uyarınca kötü davranma, işkence, cebir veya tehdit gibi yasak usullerle elde edilen ifadeler rıza ile verilmiş olsa da delil olarak değerlendirilemez. Anayasa'nın 38. maddesi de kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil kabul edilemeyeceğini öngörür. Müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hâkim huzurunda doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz.
Gözaltında veya cezaevinde kötü muamele gören kişi ne yapmalı?
Önce hekim muayenesinde bütün şikâyetlerini anlatmalı ve izlerin rapora yazılmasını sağlamalıdır. Ardından mümkünse avukatı aracılığıyla doğrudan Cumhuriyet başsavcılığına şikâyette bulunmalı, kamera kayıtlarının korunmasını yazılı olarak istemeli ve tanıkları bildirmelidir. İşkence suçunda soruşturma için idari izin aranmaz; kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz edilebilir.
Kötü muamele nedeniyle devletten tazminat istenebilir mi?
Evet. Anayasa'nın 129. maddesi uyarınca kamu görevlilerinin kusurlarından doğan tazminat davaları ancak idare aleyhine açılabilir. 2577 sayılı Kanun m. 13 gereğince eylemin öğrenilmesinden itibaren bir yıl ve her hâlde beş yıl içinde idareye başvurulur, ardından tam yargı davası açılır. Anayasa Mahkemesi yakın tarihli bireysel başvuru kararlarında 100.000 TL ve 225.000 TL manevi tazminata hükmetmiştir.
Önemli: Bu yazı 11 Ekim 2026 itibarıyla yürürlükte olan mevzuata ve erişilebilen yargı kararlarına göre hazırlanmış genel bilgilendirme metnidir; hukuki tavsiye niteliği taşımaz. CMK m. 231'de 7589 sayılı Kanun'la yapılan değişikliğin uygulaması yenidir ve içtihat henüz oluşmaktadır. Suç nitelendirmesi, zamanaşımı ve ceza miktarı her dosyanın özelliklerine göre değişir; somut olayınız için bir avukattan destek alınız.
Kaynaklar ve dayanaklar
— 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 6, 24, 49, 50, 51, 53, 66, 67, 86, 94, 95, 96, 232, 256 (m. 94/6: 6459 sayılı Kanun m. 9; m. 94/1 ve m. 96/1 ek cümleler: 7406 sayılı Kanun; m. 96/2-b: 7331 sayılı Kanun)
— 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 92, 100, 148, 158, 161, 217, 231, 253 (m. 231/5 ve 231/14: 16.07.2026 tarihli 7589 sayılı Kanun m. 15, Resmî Gazete 31.07.2026)
— Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 17, 38, 40, 125, 129, 137; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 3
— 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun m. 2; 5252 sayılı Kanun m. 3
— 5235 sayılı Kanun m. 11, 12; 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun m. 107
— 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun m. 2, 5, 13; 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu m. 14, 28/A
— 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m. 13; 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun m. 45, 47, 50
— Anayasa Mahkemesi, 10.07.2025, E. 2024/98, K. 2025/149 (Resmî Gazete 31.12.2025, sayı 33124)
— Anayasa Mahkemesi, 01.06.2023, E. 2022/120, K. 2023/107 (Resmî Gazete 01.08.2023, sayı 32266)
— Anayasa Mahkemesi, Onur Ateş, B. No: 2022/27749, 28/1/2026
— Anayasa Mahkemesi, Kemal Şengül [GK], B. No: 2021/27249, 20/11/2025
— Anayasa Mahkemesi, Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014
— AİHM, Işık/Türkiye, B. No: 42202/20, 08.10.2024
— AİHM, Akın/Türkiye, B. No: 58026/12, 17.11.2020
— AİHM, Aksoy/Türkiye, B. No: 21987/93, 18.12.1996
— Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 24.11.2025, E. 2025/7833, K. 2025/9133
— Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 03.07.2025, E. 2025/2287, K. 2025/5618
— Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 04.06.2025, E. 2025/22, K. 2025/4632
— Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 21.03.2024, E. 2022/1732, K. 2024/2657
— Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 19.03.2024, E. 2021/15975, K. 2024/2507
— Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 05.03.2024, E. 2024/1531, K. 2024/2761
— Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 22.02.2024, E. 2021/8858, K. 2024/1671
— Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 20.02.2024, E. 2021/4351, K. 2024/1541
— Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 13.02.2024, E. 2022/5269, K. 2024/1208
— Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 28.02.2023, E. 2021/13666, K. 2023/928
— Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 01.02.2023, E. 2021/90, K. 2023/60
— Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 16.11.2021, E. 2021/22, K. 2021/21039
— Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 04.11.2021, E. 2018/565, K. 2021/524
— Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 16.09.2020, E. 2020/1444, K. 2020/10194
— Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 11.03.2020, E. 2019/28227, K. 2020/11318
— Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 16.01.2020, E. 2016/1412, K. 2020/8
— Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 30.05.2019, E. 2019/9943, K. 2019/7851
— Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 01.03.2018, E. 2018/203, K. 2018/2245
— Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 28.02.2017, E. 2014/269, K. 2017/108
— İsa Başbüyük, “Türk Ceza Kanunu'nda İşkence Suçu”, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 12, Özel Sayı, 2010, s. 1443-1485: dergipark.org.tr
— Handan Yokuş Sevük, “5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu'nda Eziyet Suçu”, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, C. LXXI, S. 1, 2013, s. 1273-1290: dergipark.org.tr
— Ersan Şen / Nilüfer Yenice, “İşkence”, Hukuki Haber, 30.01.2015: hukukihaber.net
— Feyzullah Cihangir, “Eziyet Suçu (T.C.K. m. 96)”, Hukuki Haber, 22.06.2022: hukukihaber.net
— Yağmur Arıcak, “Kasten Yaralama ve Eziyet Suçunun Ayrımı”, Hukuki Haber, 10.04.2026: hukukihaber.net
— Ersan Şen / Erkan Duymaz, “AYM'nin HAGB'ye İlişkin Yeni İptal Kararı”, Hukuki Haber, 26.01.2026: hukukihaber.net
— Eyüp Kara, “Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Hükümlerinin Uygulanmasına Engel Kötü Muamele Kabul Edilebilecek Suçlardan Ne Anlaşılmalıdır?”, Hukuki Haber, 31.07.2026: hukukihaber.net
Bu yazı Av. Coşkun GENÇ tarafından genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Somut olayınıza ilişkin değerlendirme için LimanLegal Hukuk Bürosu ile iletişime geçebilirsiniz.
ChatGPT
Gemini
Claude
Grok
Perplexity



