Azami Adli Kontrol Süresi Ne Kadar? Azami Süre Hesabı ve AYM'nin Emsal Kararı

Makaleler/Ceza Hukuku/Azami Adli Kontrol Süresi Ne Kadar? Azami Süre Hesabı ve AYM'nin Emsal Kararı
Yazar: Coşkun Genç
Bu İçeriği Yapay Zeka İle Özetle

 

Hakkında yurt dışına çıkış yasağı bulunan bir kişinin en sık sorduğu soru şudur: bu yasak ne zamana kadar sürecek? Cevabı, 1/1/2022 tarihinde yürürlüğe giren Ceza Muhakemesi Kanunu m. 110/A vermektedir: adli kontrol süresiz değildir, kanunda gösterilen azami süreye tabidir. Ancak uygulamada bu sürenin nasıl hesaplanacağı — özellikle istinaf ve temyizde (kanun yolunda) geçen sürenin hesaba dâhil olup olmadığı — mahkemeler arasında derin bir görüş ayrılığı yaratmıştır. Bazı ağır ceza mahkemeleri, 2011 tarihli bir Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararına dayanarak kanun yolunda geçen süreyi hesaba katmamış; sonuçta hakkında yıllar önce yurt dışına çıkış yasağı konulan kişiler, azami süre çoktan dolmuşken tedbire tabi kalmaya devam etmiştir. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, 16/12/2025 tarihli ve 2023/95649 başvuru numaralı kararıyla (Resmî Gazete: 16/04/2026-33226) bu tartışmayı sonlandırmıştır. Bu rehberde, İstanbul'da ceza hukuku alanında çalışan LimanLegal Hukuk Bürosu olarak adli kontrolde azami süre rejimini kanun metinleri ve yargı kararları ışığında ele alıyoruz.

 

Kısa cevaplar

·       Adli kontrol süresizdir sanılıyor; değildir. CMK m. 110/A, 8/7/2021 tarihli ve 7331 sayılı Kanun'un 17. maddesiyle eklenmiş ve 1/1/2022 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

·       Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde adli kontrol süresi en çok 2 yıldır; zorunlu hâllerde gerekçesi gösterilerek 1 yıl daha uzatılabilir. Toplam: 3 yıl.

·       Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde süre en çok 3 yıldır; uzatma süresi toplam 3 yılı geçemez. Toplam: 6 yıl.

·       TCK'nın İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlarda uzatma süresi 4 yılı geçemez. Toplam: 7 yıl.

·       Çocuklar bakımından bu süreler yarı oranında uygulanır (CMK m. 110/A-3): 1,5 yıl / 3 yıl / 3,5 yıl.

·       Süre, tedbire karar verildiği tarihten işlemeye başlar — kanunun yürürlüğe girdiği 1/1/2022 tarihinden değil. AYM, 1/1/2022 öncesinde verilmiş adli kontrol kararlarında da süreyi tedbir tarihinden başlatmıştır.

·       Kanun yolunda (istinaf/temyiz) geçen süre azami sürenin hesabına DÂHİLDİR. AYM'ye göre kanunda soruşturma-kovuşturma ve hüküm öncesi-hüküm sonrası ayrımı yapılmamıştır.

·       Azami süresi dolmuş bir adli kontrole uymamak, tutuklama sebebi olamaz. AYM, böyle bir tutuklamanın kanuni bir temelinin bulunmadığını tespit etmiştir.

·       Mahkemeler süreyi re'sen hesaplamak zorundadır. CMK m. 110/4 uyarınca adli kontrolün devamının gerekip gerekmediği en geç dört aylık aralıklarla incelenir; kovuşturma evresinde bu inceleme re'sen yapılır.

·       2011 tarihli Yargıtay CGK kararı bu konuda dayanak olamaz. O karar tutukluluk süresine (CMK m. 102) ilişkindir, adli kontrole değil; üstelik CMK m. 110/A o tarihte henüz mevcut değildir ve karar oy birliğiyle de alınmamıştır.

·       AYM kararları ve gerekçeleri tüm mahkemeleri bağlar (Anayasa m. 11, 138/4, 153/6). Bu bağlayıcılık, yalnızca ihlal kararı verilen başvurucunun dosyasıyla sınırlı değildir.

 

Adli Kontrol Nedir? Hangi Yükümlülükleri İçerir?

Adli kontrol, tutuklamanın şartları oluştuğu hâlde kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmaması için öngörülmüş bir alternatif koruma tedbiridir. Kişi serbest kalır; ancak kanunda sayılan bir veya birden fazla yükümlülüğe tabi tutulur. En sık uygulanan yükümlülük yurt dışına çıkamamaktır.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 109 — Adlî kontrol

"(1) (Değişik: 2/7/2012-6352/98 md.) Bir suç sebebiyle yürütülen soruşturmada, 100 üncü maddede belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığı halinde, şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol altına alınmasına karar verilebilir.

(2) Kanunda tutuklama yasağı öngörülen hallerde de, adlî kontrole ilişkin hükümler uygulanabilir.

(3) Adlî kontrol, şüphelinin aşağıda gösterilen bir veya birden fazla yükümlülüğe tabi tutulmasını içerir:

a) Yurt dışına çıkamamak.

b) Hâkim tarafından belirlenen yerlere, belirtilen süreler içinde düzenli olarak başvurmak.

c) Hâkimin belirttiği merci veya kişilerin çağrılarına ve gerektiğinde meslekî uğraşlarına ilişkin veya eğitime devam konularındaki kontrol tedbirlerine uymak.

d) Her türlü taşıtları veya bunlardan bazılarını kullanamamak ve gerektiğinde kaleme, makbuz karşılığında sürücü belgesini teslim etmek.

e) Özellikle uyuşturucu, uyarıcı veya uçucu maddeler ile alkol bağımlılığından arınmak amacıyla, hastaneye yatmak dahil, tedavi veya muayene tedbirlerine tâbi olmak ve bunları kabul etmek.

f) Şüphelinin parasal durumu göz önünde bulundurularak, miktarı ve bir defada veya birden çok taksitlerle ödeme süreleri, Cumhuriyet savcısının isteği üzerine hâkimce belirlenecek bir güvence miktarını yatırmak.

g) Silâh bulunduramamak veya taşıyamamak, gerektiğinde sahip olunan silâhları makbuz karşılığında adlî emanete teslim etmek.

h) Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim tarafından miktarı ve ödeme süresi belirlenecek parayı suç mağdurunun haklarını güvence altına almak üzere aynî veya kişisel güvenceye bağlamak.

i) Aile yükümlülüklerini yerine getireceğine ve adlî kararlar gereğince ödemeye mahkûm edildiği nafakayı düzenli olarak ödeyeceğine dair güvence vermek.

j) (Ek: 2/7/2012-6352/98 md.) Konutunu terk etmemek.

k) (Ek: 2/7/2012-6352/98 md.) Belirli bir yerleşim bölgesini terk etmemek.

l) (Ek: 2/7/2012-6352/98 md.) Belirlenen yer veya bölgelere gitmemek.

[…]

(6) Adlî kontrol altında geçen süre, şahsî hürriyeti sınırlama sebebi sayılarak cezadan mahsup edilemez. Bu hüküm, maddenin üçüncü fıkrasının (e) ve (j) bentlerinde belirtilen hallerde uygulanmaz. (Ek cümle:8/7/2021-7331/15 md.) Ancak, (j) bendinde belirtilen konutunu terk etmemek yükümlülüğü altında geçen her iki gün, cezanın mahsubunda bir gün olarak dikkate alınır.

(7) (Ek: 6/12/2006 – 5560/19 md.) Kanunlarda öngörülen tutukluluk sürelerinin dolması nedeniyle salıverilenler hakkında adlî kontrole ilişkin hükümler uygulanabilir."

 

Adli kontrol kararının hangi mercilerce verileceği ve periyodik olarak denetleneceği ise CMK m. 110'da düzenlenmiştir. Uygulamada en çok gözden kaçan hüküm, 2021 yılında eklenen dördüncü fıkradır:

CMK m. 110 — Adlî kontrol kararı ve hükmedecek merciler

"(1) Şüpheli, Cumhuriyet savcısının istemi ve sulh ceza hâkiminin kararı ile soruşturma evresinin her aşamasında adlî kontrol altına alınabilir.

(2) Hâkim, Cumhuriyet savcısının istemiyle, adlî kontrol uygulamasında şüpheliyi bir veya birden çok yeni yükümlülük altına koyabilir; kontrolun içeriğini oluşturan yükümlülükleri bütünüyle veya kısmen kaldırabilir, değiştirebilir veya şüpheliyi bunlardan bazılarına uymaktan geçici olarak muaf tutabilir.

(3) 109 uncu madde ile bu maddenin birinci ve ikinci fıkra hükümleri, gerekli görüldüğünde, görevli ve yetkili diğer yargı mercileri tarafından da, kovuşturma evresinin her aşamasında uygulanır.

(4) (Ek:8/7/2021-7331/16 md.) Şüpheli veya sanığın adli kontrol yükümlülüğünün devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda en geç dört aylık aralıklarla; soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi, kovuşturma evresinde ise resen mahkeme tarafından 109 uncu madde hükümleri göz önünde bulundurularak karar verilir."

 

Dikkat: CMK m. 110/4, kovuşturma evresinde mahkemeye re'sen inceleme yükümlülüğü yüklemektedir. Yani sanığın veya müdafiin talebi olmasa dahi, mahkeme en geç dört ayda bir adli kontrolün devam edip etmeyeceğini değerlendirmek zorundadır. Bu değerlendirme, doğal olarak, azami sürenin dolup dolmadığının hesaplanmasını da içerir. Uygulamada bu dört aylık denetimin yapılmaması başlı başına bir usul aykırılığıdır.

 

Adli Kontrolde Azami Süre: CMK m. 110/A

Adli kontrolün süreye bağlanması, ceza muhakemesi hukukumuzda görece yenidir. 8/7/2021 tarihli ve 7331 sayılı Kanun'un 17. maddesiyle eklenen ve aynı Kanun'un 27. maddesi gereğince 1/1/2022 tarihinde yürürlüğe giren CMK m. 110/A, bu boşluğu doldurmuştur.

CMK m. 110/A — Adli kontrol altında geçecek süre (Ek:8/7/2021-7331/17 md.)

"(1) Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde adli kontrol süresi en çok iki yıldır. Ancak bu süre, zorunlu hâllerde gerekçesi gösterilerek bir yıl daha uzatılabilir.

(2) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, adli kontrol süresi en çok üç yıldır. Bu süre, zorunlu hâllerde, gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı, Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlarda dört yılı geçemez.

(3) Bu maddede öngörülen adli kontrol süreleri, çocuklar bakımından yarı oranında uygulanır."

 

İşin niteliği

Asıl süre

Uzatma

Toplam azami süre

Çocuklarda (yarı oran)

Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işler

2 yıl

1 yıl

3 yıl

1 yıl 6 ay

Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işler (genel)

3 yıl

3 yıl

6 yıl

3 yıl

TCK İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölüm suçları ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamındaki suçlar

3 yıl

4 yıl

7 yıl

3 yıl 6 ay

 

TCK'nın İkinci Kitap Dördüncü Kısmındaki ilgili bölümler şunlardır: Dördüncü Bölüm — Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar (m. 302 vd.); Beşinci Bölüm — Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (m. 309-316); Altıncı Bölüm — Millî Savunmaya Karşı Suçlar; Yedinci Bölüm — Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk. Silahlı terör örgütüne üye olma suçu (TCK m. 314), Beşinci Bölümde yer aldığından ve aynı zamanda 3713 sayılı Kanun kapsamına girdiğinden, bu suçtan yürütülen dosyalarda azami adli kontrol süresi yedi yıldır.

Süre Ne Zaman Başlar? Kanunun Yürürlüğü mü, Tedbir Tarihi mi?

CMK m. 110/A 1/1/2022 tarihinde yürürlüğe girdiğinden, daha önce verilmiş adli kontrol kararlarında sürenin hangi tarihten başlayacağı tartışılmıştır. İki olasılık vardır: (i) kanunun yürürlüğe girdiği tarih, (ii) adli kontrol tedbirine karar verilen tarih. Anayasa Mahkemesi ikinci görüşü benimsemiştir:

 "Bu sürenin Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren mi yoksa adli kontrol tedbiri tarihinden itibaren mi başlayacağının da belirlenmesi gerekir. Anayasa Mahkemesi azami tutukluluk süresinin beş yıldan yedi yıla çıkarıldığı dönemde incelediği başvurularda azami süreyi hesaplarken kanun değişikliğinin yürürlüğe girdiği tarihi değil tutuklama tarihini esas almıştır (Ömer Köse (2) [2. B.], B. No: 2017/34237, 23/10/2019, §§ 65, 66; Selahattin Demirtaş (3) [1. B.], B. No: 2017/38610, 9/6/2020, §§ 162-173). Aynı durumun adli kontrol tedbiri için de geçerli olduğunu kabul etmek gerekir. Kanunda azami sürelerin bu Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten önceki adli kontrol tedbirlerine uygulanmayacağına ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Ayrıca başvurucunun yedi yıllık azami sürenin aşıldığı yönündeki itirazının kanun yolunda geçen sürelerin azami sürenin hesabına dâhil olmadığı gerekçesiyle reddedilmesi de Ağır Ceza Mahkemesinin kanun değişikliğinin yürürlüğe girdiği tarihi dikkate almadığını göstermektedir. Dolayısıyla somut olayda adli kontrol tedbirine karar verildiği tarihten itibaren sürenin başlatılması gerektiği sonucuna varılmıştır." 

— Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, Veysel Kuşçu , B. No: 2023/95649 , 16/12/2025, § 39 (RG: 16/4/2026-33226)

 

Pratik sonuç: 2016 yılında hakkında yurt dışına çıkış yasağı konulmuş ve ağır ceza mahkemesinin görevine giren bir terör suçundan yargılanan kişi bakımından yedi yıllık azami süre, 2022'de değil 2023 yılında dolmuş sayılır. Dosyanızda tedbir kararının tarihini mutlaka tespit edin; süre hesabının başlangıç noktası budur.

 

Asıl Tartışma: Kanun Yolunda Geçen Süre Hesaba Dâhil midir?

Uygulamadaki kilit soru budur. Bazı ağır ceza mahkemeleri, tutukluluk süresinin hesabına ilişkin yerleşik anlayışı adli kontrole de taşıyarak, ilk derece mahkemesinin hüküm tarihinden sonra istinaf ve temyizde geçen süreyi azami sürenin hesabından düşmüştür. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu bu yaklaşımı açıkça reddetmiştir.

AYM'nin gerekçesi: kanunda ayrım yoktur

 "Ağır Ceza Mahkemesinin kanun yolunda geçen sürelerin azami sürenin hesabına dâhil olmadığı yönündeki tespitin de değerlendirilmesi gerekir. Adli kontrolle ilgili azami süreler belirlenirken 5271 sayılı Kanun'da soruşturma ve kovuşturma evreleri arasında bir ayrım yapılmadığı gibi hüküm öncesi ve hüküm sonrası şeklinde bir ayrım da yapılmamıştır. Kanun yolunda geçen sürelerin azami sürenin hesaplanmasında dikkate alınmaması suç isnadına bağlı tutuklama ile ilgilidir. Anayasa Mahkemesinin de kabul ettiği gibi kişi serbest bırakılmadan yargılanmakta olduğu davada ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûm olmuşsa mahkûmiyet tarihi itibarıyla suç isnadına bağlı tutukluluk hâli sona erer. Çünkü bu durumda kişinin hukuki durumu bir suç isnadına bağlı olarak tutuklu olma kapsamından çıkmaktadır. Bireysel başvuru incelemesi açısından tutuklamanın şartları ile mahkûmiyete hükmedilmesi arasındaki esaslı fark bunu gerektirir. Zira mahkûmiyete karar verilmiş olmakla isnat olunan suçun işlendiği, bundan failin sorumlu olduğunun sübuta erdiği kabul edilmekte ve bu nedenle sanık hakkında hürriyeti bağlayıcı cezaya ve/veya para cezasına hükmedilmektedir. Mahkûmiyetle birlikte kişinin kuvvetli suç şüphesi ve bir tutuklama nedenine bağlı olarak tutukluluk hâli sona ermektedir (Korcan Pulatsü [2. B.], B. No: 2012/726, 2/7/2013, § 33)." 

— AYM Genel Kurulu, Veysel Kuşçu , B. No: 2023/95649, 16/12/2025, § 40

 

Tutuklama ile adli kontrolün niteliği aynı değildir

Anayasa Mahkemesi, kanun yolunda geçen sürenin hesaba katılmamasına ilişkin kuralın yalnızca tutuklamaya özgü olduğunu, özgürlükten yoksun bırakma niteliği dahi taşımayan bir adli kontrol tedbirine genişletilemeyeceğini belirtmiştir:

 "Mahkûmiyete bağlı tutma ile suç isnadına bağlı tutmanın nitelik farkından kaynaklanan bu tespitin özgürlükten yoksun bırakma niteliğinde dahi olmayan yurt dışına çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol tedbiri için de geçerli olduğunu söylemek mümkün değildir. Bu nedenle hüküm verildikten sonra adli kontrol tedbirinde geçen sürenin de hesaba katılması gerekmektedir. Somut olayda başvurucu hakkında 21/8/2016 tarihinde adli kontrol tedbirine karar verilmiştir. Yedi yıllık azami süre 21/8/2023 tarihinde dolmuştur. Bu durumda başvurucu, esasında kanunda öngörülen azami süresi aşılmış bir adli kontrol tedbirine uymadığı için tutuklanmıştır. Azami süresi dolmuş olan bir adli kontrol tedbirine uyulmaması nedeniyle tutuklama kararı verilmesinin kanuni bir temelinin bulunmadığı değerlendirilmiştir." 

— AYM Genel Kurulu, Veysel Kuşçu , B. No: 2023/95649, 16/12/2025, § 41

 

Mahkeme ayrıca, adli kontrol tedbirine dayanan tutuklamanın hukukiliğinin, dayanağı olan adli kontrol kararının hukuka uygunluğuna bağlı olduğunu ilke olarak ortaya koymuştur:

 "5271 sayılı Kanun'un 112. maddesi adli kontrol tedbirine uyulmaması hâlinde tutuklamaya izin verse de bu yetkinin kullanımı, uyulmadığı iddia edilen adli kontrol tedbirine ilişkin kararların hukuka uygun olmasına bağlıdır. Tutuklamanın dayanağı olan adli kontrol kararı kanuna aykırı ise bu karara uyulmadığı gerekçesiyle verilen tutuklama da hukuki temelden yoksun kalacaktır." 

— AYM Genel Kurulu, Veysel Kuşçu , B. No: 2023/95649, 16/12/2025, § 37

 

Kanun yolu aşamasında ilk derece mahkemesinin CMK m. 100 uyarınca tutuklama yetkisi

Karar, ikinci bir önemli tespit daha içermektedir. CMK m. 112, adli kontrole uyulmaması hâlinde ilk derece mahkemesine tutuklama yetkisi tanımaktadır; ancak dosya kanun yolundayken ilk derece mahkemesinin CMK m. 100 kapsamında (kuvvetli suç şüphesi ve tutuklama nedeni gerekçesiyle) tutuklama kararı vermesine imkân tanıyan açık bir hüküm yoktur:

 "Öte yandan yukarıda belirtildiği üzere başvurucu 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca da tutuklanmıştır ancak bu karar, dosya kanun yolu aşamasındayken ilk derece mahkemesince verilmiştir. Anılan Kanun'un 112. maddesi, kişiye adli kontrol tedbiri kapsamında yüklenen yükümlülüklere uyulmaması hâlinde ilk derece mahkemesine tutuklama yetkisi tanımaktadır […]. Buna karşın kanun yolu aşamasında ilk derece mahkemesinin 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi kapsamında tutuklama kararı vermesine imkân tanıyan açık bir kanun hükmünün bulunmadığı görülmüştür. Bu konuda açık bir hüküm bulunmadığından ilk derece mahkemesince 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi kapsamında verilen tutuklama kararının da kanuni bir dayanağının bulunmadığı sonucuna varılmıştır." 

— AYM Genel Kurulu, Veysel Kuşçu , B. No: 2023/95649, 16/12/2025, § 42

 

Kararın Künyesi ve Olay Örgüsü

Unsur

Bilgi

Mahkeme / Birim

Anayasa Mahkemesi — Genel Kurul

Başvuru numarası

2023/95649 (Veysel Kuşçu)

Karar tarihi

16/12/2025

Resmî Gazete

16/4/2026 tarihli ve 33226 sayılı

İhlal edilen hak

Anayasa m. 19 — kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

Oy durumu

Kabul edilebilirlik oybirliğiyle; esas yönünden oyçokluğuyla (Üye Ömer ÇINAR karşıoy)

Giderim

Net 167.000 TL manevi tazminat; 42.220,60 TL yargılama gideri

 

Olay özetle şöyledir: Başvurucu hakkında 21/8/2016 tarihinde terör örgütüne üye olma suçundan yürütülen soruşturma kapsamında sulh ceza hâkimliğince yurt dışına çıkış yasağı şeklinde adli kontrol tedbiri uygulanmıştır. Ağır ceza mahkemesi 4/10/2018 tarihinde 7 yıl 6 ay hapis cezasına hükmetmiş, kararda adli kontrol tedbiriyle ilgili bir değerlendirme yapmamıştır. İstinaf başvurusu 7/10/2019 tarihinde esastan reddedilmiş; bölge adliye mahkemesi de adli kontrol konusunda bir değerlendirmede bulunmamıştır. Dosya temyiz incelemesindeyken başvurucu, 5/10/2023 tarihinde Bodrum açıklarında bir teknede yakalanmış ve 6/10/2023 tarihinde adli kontrole uymadığı gerekçesiyle tutuklanmıştır. Müdafi, sorguda azami yedi yıllık sürenin dolduğunu ileri sürmüş; ağır ceza mahkemesi ise kararında açıkça "dosyanın kanun yolunda olduğu sürelerin bu sürelere dahil olmadığı" gerekçesine dayanmıştır. Başvurucu 7/2/2025 tarihinde tahliye edilmiştir.

Kararın kapsamı hakkında dürüst bir not: Somut olayda AYM, tutuklamanın hem CMK m. 112 hem de CMK m. 100 ayağının kanuni dayanaktan yoksun olduğunu tespit ederek ihlal kararı vermiştir. Karara, Üye Ömer ÇINAR karşıoy yazmıştır. Karşıoyda, mahkemelerin salt adli kontrole uyulmamasına değil, başvurucunun kaçarken yakalanmasına da dayandığı ve CMK m. 100 uyarınca tutuklamanın ölçülü olduğu savunulmuştur. Ancak azami sürenin 21/8/2023 tarihinde dolduğu tespiti karşıoyda da paylaşılmaktadır. Dolayısıyla "kanun yolunda geçen süre azami sürenin hesabına dâhildir" sonucu bakımından karar, Genel Kurul içinde dahi tartışmalı değildir.

 

2011 Tarihli Yargıtay CGK Kararı Neden Dayanak Olamaz?

Bazı yerel mahkemeler, AYM kararı kapsamında yapılan adli kontrolün kaldırılması taleplerini reddederken, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 12.04.2011 tarihli, E. 2011/1-51, K. 2011/42 sayılı kararına atıf yapmaktadır. Ret gerekçeleri tipik olarak şu kalıptadır: "… Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 12/04/2011 Tarihli, 2011/1-51 Esas ve 2011/42 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere kanun yolu aşamasında geçen sürelerin adli kontrol süresinden sayılamayacağı nazara alındığında…"

Bu gerekçenin hukuken savunulabilir olmadığı kanaatindeyiz. Üç ayrı ve birbirinden bağımsız sebep bulunmaktadır.

1. Anılan karar tutuklama süresine ilişkindir, adli kontrole değil

Söz konusu Ceza Genel Kurulu kararı, Mersin 1. Ağır Ceza Mahkemesinin kasten öldürme suçuna ilişkin direnme hükmünün incelendiği bir dosyada verilmiştir. Kararın tartışma konusu, CMK m. 102'de düzenlenen azami tutukluluk süresidir. Kararın ilgili bölümü şöyledir:

 "Ancak anılan maddede belirtilen tutukluluk sürelerinin hesabında yerel mahkeme tarafından hüküm verilinceye kadar geçen süre dikkate alınmalı, buna karşın yerel mahkeme tarafından hükmün verilmesinden sonra tutuklu sanığın hükmen tutuklu hale gelmesi nedeniyle temyizde geçen süre hesaba katılmamalıdır. Zira, hakkında mahkumiyet hükmü kurulmakla sanığın atılı suçu işlediği yerel mahkeme tarafından sabit görülmekte ve bu aşamadan sonra tutukluluğun dayanağı mahkumiyet hükmü olmaktadır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de AİHS'nin 5. maddesinin uygulamasına ilişkin olarak verdiği kararlarda tutuklulukla ilgili makul sürenin hesabında, ilk derece mahkemesinin mahkumiyet hükmünden sonra geçen süreyi dikkate almamaktadır." 

— Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 12.04.2011 tarihli, E. 2011/1-51, K. 2011/42 sayılı karar

 

Görüldüğü üzere kararda adli kontrol süresinin hesabına ilişkin tek bir cümle dahi bulunmamaktadır. Kararda "adli kontrol" ifadesi yalnızca karşıoylardan birinde, CMK m. 102'deki tutuklama yasağının bir istisnası olarak (CMK m. 112 bağlamında) geçmektedir. Kararın dayandığı gerekçe — "hükmen tutukluluk", yani tutukluluğun dayanağının mahkûmiyet hükmü hâline gelmesi — niteliği gereği yalnızca özgürlükten yoksun bırakan tutuklama tedbirine özgüdür. Anayasa Mahkemesi de tam olarak bunu söylemektedir: bu tespit, "özgürlükten yoksun bırakma niteliğinde dahi olmayan yurt dışına çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol tedbiri için" geçerli değildir.

2. Karar 2011 tarihlidir; CMK m. 110/A o tarihte mevcut değildir

Bu, belki de en açık sebeptir. Adli kontrolde azami süreyi düzenleyen CMK m. 110/A, 8/7/2021 tarihli ve 7331 sayılı Kanun'un 17. maddesiyle eklenmiş ve 1/1/2022 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 2011 yılında verilmiş bir kararın, on bir yıl sonra yürürlüğe girecek bir hükmün yorumunu içermesi maddeten mümkün değildir. Henüz var olmayan bir kanun maddesinin nasıl hesaplanacağına dair "yerleşik içtihat" bulunamaz.

Karşılaştırma

Yargıtay CGK, 12.04.2011, E. 2011/1-51, K. 2011/42

AYM GK, 16/12/2025, B. No: 2023/95649

Konu

Azami tutukluluk süresi

Azami adli kontrol süresi

Dayanak hüküm

CMK m. 102 (o tarihte yürürlükte)

CMK m. 110/A (1/1/2022'de yürürlüğe girdi)

Tedbirin niteliği

Özgürlükten yoksun bırakma

Özgürlükten yoksun bırakma niteliğinde değil

Karar tarihinde m. 110/A

Mevcut değil

Yürürlükte

Oy durumu

Tutukluluk yönünden oyçokluğu; CGK Başkanı dâhil üyeler karşıoy

Esas yönünden oyçokluğu; azami sürenin dolduğu tespiti karşıoyda da paylaşılıyor

Bağlayıcılık

İçtihadi değer (aynı konuda)

Anayasa m. 153/6 uyarınca bağlayıcı

 

3. Karar oy birliğiyle alınmamıştır; CGK Başkanı dâhil üyeler karşıoy kullanmıştır

Anılan CGK kararında sanığın tutukluluk durumuna ilişkin bölüm, 05.04.2011 günü yapılan birinci müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığı için 12.04.2011 günü yapılan ikinci müzakerede oyçokluğuyla karara bağlanmıştır. Karşıoy yazan üyeler arasında Ceza Genel Kurulu Başkanı da yer almaktadır:

 "Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Başkanı ve diğer bir kısım Genel Kurul Üyesi de; '5271 sayılı CYY'nın 102. maddesinde tutuklulukta geçecek azami sürelerin gösterildiği, buna göre ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda bu sürenin zorunlu hallerdeki uzatmalar ile birlikte beş yılı geçemeyeceği, aynı yasanın 2/1-f maddesinde kovuşturma aşamasının iddianamenin kabulüyle başlayıp, hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreyi ifade ettiği, bu bağlamda yerel mahkeme tarafından hüküm verildikten sonra temyizde geçen sürenin de kovuşturma evresine dahil olduğunda kuşku bulunmadığı, bu nedenle CYY'nın 102/2. maddesinde belirlenen sürenin hesabında temyizde geçen sürenin esas alınmamasının yasal bir dayanağının bulunmadığı, böyle bir uygulamaya Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarının dayanak olamayacağı […]' düşüncesiyle Karşıoy kullanmışlardır." 

— Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 12.04.2011 tarihli, E. 2011/1-51, K. 2011/42 sayılı karar (karşıoy)

 

Bir başka karşıoyda ise, kovuşturma evresinin kanun yollarını da kapsadığı daha da açık biçimde ifade edilmiştir:

 "Yine 5271 sayılı CMK'nın tanımlar başlıklı 2. maddesinde; kovuşturmanın, iddianamenin kabulüyle başlayıp, hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreyi ifade ettiği açıkça belirtilmiş olup, kovuşturma evresi anılan hüküm uyarınca olağan yasa yollarına ilişkin süreci de kapsamaktadır. Bu nedenle, azami sürelerin ancak ilk derece mahkemelerince hüküm verilinceye kadar geçen süreyi kapsadığı ve bu mahkemelerce göz önünde bulundurulacağı, Yargıtay denetiminde dikkate alınamayacağı yönündeki çoğunluk kabulü Yasanın 2. maddesine de açıkça aykırıdır." 

— Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 12.04.2011, E. 2011/1-51, K. 2011/42 (Genel Kurul Üyesi G.Y.'nin karşıoyu)

 

Yani bazı yerel mahkemelerce emsal gösterilen karar, hem güncel değildir, hem farklı bir koruma tedbirine ilişkindir, hem de kendi içinde oy birliğiyle alınmış bir karar değildir.

Anayasal Çerçeve: AYM Kararları Tüm Mahkemeleri Bağlar

Yukarıdaki tartışmaların hiçbirine girilmeksizin dahi varılacak sonuç aynıdır. Anayasa Mahkemesi kararlarına uymak, mahkemeler bakımından bir tercih değil anayasal zorunluluktur.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 153/6 — Anayasa Mahkemesinin kararları

"Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar."

 

Anayasa m. 138/4 — Mahkemelerin bağımsızlığı

"Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez."

 

Anayasa m. 11 — Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü

"Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.

Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz."

 

Anayasa Mahkemesi de bu bağlayıcılığın dayanağını açıkça ortaya koymuştur:

 "Anayasa'nın 11. maddesine göre Anayasa hükümleri; yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Kamu makamlarının yargı kararlarına uyma zorunluluğunun dayanağı ise Anayasa'nın emredici nitelikteki 138. maddesinin dördüncü fıkrası hükmüdür. Bu bağlamda Anayasa'nın anılan hükümleri uyarınca devletin yargı kararlarına uyulmasını sağlayacak tedbirleri sağlaması ve gerekli mekanizmaları oluşturması zorunludur (Erol Aksoy [GK], B. No: 2016/11026, 12/12/2019, § 81)." 

— Anayasa Mahkemesi, Derya Koparan ve Sümeyya Erdem , B. No: 2020/25089 , 11/7/2024, § 29

 

İdari yargı da aynı sonuçtadır

 "Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı yukarıda anılan 153. maddede yer aldığı gibi ayrıca 'Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü' başlığı altında 11. maddede de düzenlenmiştir. Anılan hükümler karşısında, yargı yerleri Anayasa Mahkemesi kararlarını dikkate almak ve gereklerini yerine getirmek durumundadırlar." 

— Danıştay 8. Dairesi, 17/11/2022 tarihli, E. 2020/6550, K. 2022/6643 sayılı karar

 

Kararın gerekçesi de bağlayıcıdır

Uygulamada sıkça karşılaşılan bir savunma, AYM kararının yalnızca hüküm fıkrasının ve yalnızca başvurucunun dosyası bakımından sonuç doğuracağı yönündedir. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu bu yaklaşımı açıkça reddetmiştir:

 "Öte yandan, yargı kararları yalnızca hüküm fıkrası ile anlam ifade etmemekte olup, gerekçeleriyle bir bütün oluşturmaktadır. Gerekçenin bir nevi, mahkemece tespit edilen maddi olgular ile hüküm fıkrası arasında bir köprü olduğu söylenebilir. […] Tüm bu açıklamalar doğrultusunda, Anayasa Mahkemesinin karar gerekçelerinin de, hüküm fıkrasıyla bir bütün oluşturmasından dolayı bağlayıcı olduğu söylenebilir. Nitekim, Anayasa Mahkemesi de yerleşik içtihat haline gelen birçok kararında gerekçelerinin bağlayıcı olduğunu belirtmiştir (Örneğin; AYM Kararı: E:1988/11, K:1988/11, T:24/05/1988 ve E:2011/60, K:2011/147, T:27/10/2011)." 

— Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, 04/10/2021 tarihli, E. 2021/1828, K. 2021/1630 sayılı karar

 

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun kendisi de bunu kabul etmektedir

Farazi olarak, AYM kararı karşısında Yargıtay CGK kararına üstünlük tanınabileceği varsayılsa dahi (bunun hukuken hiçbir temeli bulunmadığını belirtmek isteriz), Ceza Genel Kurulunun çok daha güncel kararlarında AYM kararlarının bağlayıcılığı ve içtihadi anlamda yol gösterici niteliği açıkça kabul edilmektedir:

 "Anayasa Mahkemesince bireysel başvuru üzerine verilen kararların bağlayıcılığını değerlendiren Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 28.04.2015 tarihli ve 469-132 sayılı kararında; 'Bilindiği üzere Anayasanın 148. maddesi uyarınca herkesin Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunma hakkı bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesinin diğer kararları gibi bireysel başvuruları inceleyen Bölüm kararları da yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlamaktadır. Bu itibarla Anayasa Mahkemesinin emsal nitelikteki bu kararı karşısında mevcut içtihatların yeniden gözden geçirilmesi gerekmiştir.' şeklinde açıklandığı üzere Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı ve içtihadi anlamda yol gösterici niteliği tartışmasızdır." 

— Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 26.10.2022 tarihli, E. 2020/462, K. 2022/671 sayılı karar

 

Kaldı ki söz konusu karar, bir Genel Kurul kararıdır. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü uyarınca Genel Kurul kararları, ilke niteliğindeki tespitleri bakımından Bölüm kararlarından daha güçlü bir emsal değer taşır. Bu kararın Resmî Gazete'de yayımlanmış olması da, Anayasa m. 153/6'daki bağlayıcılığın tüm unsurlarının gerçekleştiğini gösterir.

Özetle: AYM kararlarına karşı dolaylı bir şekilde üstünlük tanınan Yargıtay Ceza Genel Kurulunun güncel içtihatlarında, Anayasa'ya uygun olarak AYM kararlarının bağlayıcılığı açıkça kabul edilmesine rağmen, bu yöndeki açıklayıcı ve öğretici kararlar göz ardı edilerek muhakeme yapılması hatalı sonuçlara götürmektedir.

 

Azami Süre Dolduğunda Ne Olur?

Azami sürenin dolmasının doğurduğu sonuçlar şunlardır:

1.     Tedbir, kanunî dayanağını kaybeder. CMK m. 110/A'da öngörülen süre bir üst sınırdır; aşılması hâlinde tedbirin sürdürülmesinin kanuni bir temeli kalmaz.

2.     Mahkeme süreyi re'sen hesaplamak zorundadır. CMK m. 110/4 uyarınca kovuşturma evresinde mahkeme, en geç dört aylık aralıklarla adli kontrolün devamının gerekip gerekmediğine re'sen karar verir. Anayasa m. 153/6 ve 138/4 kapsamında da mahkemelerin uygulanmakta olan adli kontrol sürelerinin azami süreye ulaşıp ulaşmadığını kendiliğinden hesaplaması gerekir.

3.     Süresi dolmuş tedbire uymamak tutuklama sebebi olamaz. AYM'nin tespitiyle: "Azami süresi dolmuş olan bir adli kontrol tedbirine uyulmaması nedeniyle tutuklama kararı verilmesinin kanuni bir temelinin bulunmadığı değerlendirilmiştir."

4.     Hukuka aykırı tutuklama, tazminat hakkı doğurur. Somut olayda AYM, başvurucuya net 167.000 TL manevi tazminat ödenmesine hükmetmiştir. Ayrıca CMK m. 141 vd. uyarınca koruma tedbirleri nedeniyle tazminat yolu da ayrıca değerlendirilmelidir.

5.     Kanun yararına bozma yolu açıktır. Adli kontrolün kaldırılması talebinin reddine ilişkin kararlara yapılan itirazın reddi, kesin nitelikte olsa dahi CMK m. 309 uyarınca kanun yararına bozma konusu edilebilmektedir.

Adli kontrolün kendiliğinden sona ermesi

Azami sürenin dolmasından bağımsız olarak, adli kontrol tedbiri kovuşturmanın sona ermesiyle de kendiliğinden ortadan kalkar. Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 2025 tarihli bir kanun yararına bozma kararında bu hususu açıkça hükme bağlamıştır:

 "Somut olayda; 5271 sayılı Kanun'un 110/A maddesinde adli kontrol altında geçecek azami süreye ilişkin düzenleme, ayrıca hükümlü hakkında verilen hükmün kesinleşmesi ve almış olduğu cezanın infazı sırasında 26.09.2023 tarihinden geçerli olmak üzere şartla tahliyesine karar verilmiş olması dikkate alındığında, hükümlü hakkında yargılama sırasında verilen yurt dışına çıkamama adli kontrol tedbirinin kendiliğinden sona erdiğinin ve devamında herhangi bir hukuki yararın bulunmadığının kabulü gerektiğinden, talebin kabulü yerine reddine dair verilen karara karşı yaptığı itirazın kabulü yerine reddine dair itiraz merciince verilen karar Kanun'a aykırı olup, kanun yararına bozma talebi yerinde görülmüştür." 

— Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 10.02.2025 tarihli, E. 2024/9285, K. 2025/2304 sayılı karar

 

Aynı kararda, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminde, CMK m. 103/2'deki "Kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiğinde şüpheli serbest kalır" hükmünden hareketle, usul hükümlerinde kıyasın mümkün olduğuna ilişkin genel hukuk kaidesi uyarınca, kovuşturmanın beraat, mahkûmiyet, düşme vb. bir kararla sona ermesi hâlinde de adli kontrol tedbirinin kendiliğinden sona ereceğinin kabulünün zorunlu olduğu belirtilmiştir. Aynı yöndeki değerlendirmeler için ayrıca bkz. Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 24.11.2023, E. 2023/5005, K. 2023/7173.

CMK m. 112'nin Sınırları

CMK m. 112 — Tedbirlere uymama

"(1) Adlî kontrol hükümlerini isteyerek yerine getirmeyen şüpheli veya sanık hakkında, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun, yetkili yargı mercii hemen tutuklama kararı verebilir. (Ek cümle:14/4/2020-7242/16 md.) Hakkında mahkûmiyet hükmü verilmiş ve bu hükümle ilgili olarak istinaf veya temyiz kanun yoluna başvurulmuş olması hâlinde, UYAP kayıtlarını incelemek suretiyle hükmü veren ilk derece mahkemesi de tutuklama kararı verebilir.

(2) (Ek: 24/11/2016-6763/24 md.) Birinci fıkra hükmü, azami tutukluluk süresinin dolması nedeniyle verilen adli kontrol tedbirinin ihlali hâlinde de uygulanabilir. Ancak, bu durumda tutuklama süresi ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde dokuz aydan, diğer işlerde iki aydan fazla olamaz."

 

CMK m. 112, adli kontrole uyulmaması hâlinde tutuklamaya izin verir. Ancak AYM'nin ortaya koyduğu ilke uyarınca, bu yetkinin kullanılabilmesi için ihlal edildiği ileri sürülen adli kontrol kararının hukuka uygun olması gerekir. Azami süresi dolmuş, dolayısıyla hukuken artık var olmayan bir tedbirin "ihlal edilmesi" kavramsal olarak mümkün değildir.

Ayrıca m. 112/2, azami tutukluluk süresinin dolması nedeniyle verilen adli kontrol tedbirinin ihlali hâlinde dahi tutuklama süresine üst sınır getirmektedir: ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde dokuz ay, diğer işlerde iki ay. Bu hüküm, kanun koyucunun adli kontrol ihlaline bağlı tutuklamayı da sınırsız görmediğini gösterir.

Uygulama Rehberi: Adli Kontrolün Kaldırılması İçin Kontrol Listesi

6.     Tedbir kararının tarihini tespit edin. UYAP'tan sulh ceza hâkimliği veya mahkeme kararının tarihini çıkarın; süre bu tarihten işlemeye başlar.

7.     İşin ağır ceza mahkemesinin görevine girip girmediğini belirleyin. Azami süre buna göre 3, 6 veya 7 yıldır.

8.     Suçun TCK İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü-Yedinci Bölüm veya 3713 sayılı Kanun kapsamında olup olmadığını kontrol edin. Yedi yıllık üst sınır yalnızca bu suçlara özgüdür; aksi hâlde altı yıl uygulanır.

9.     Şüpheli/sanık çocuksa süreleri yarıya indirin. CMK m. 110/A-3 açıktır.

10.   Kanun yolunda geçen süreyi hesaba katın. İstinaf ve temyizde geçen süre azami sürenin hesabına dâhildir (AYM GK, B. No: 2023/95649, § 40-41).

11.   Uzatma kararlarının gerekçeli olup olmadığını denetleyin. Kanun, uzatmayı "zorunlu hâllerde, gerekçesi gösterilerek" mümkün kılmaktadır. Gerekçesiz uzatma kararları ayrı bir hukuka aykırılık sebebidir.

12.   Dört aylık periyodik incelemelerin yapılıp yapılmadığını inceleyin. CMK m. 110/4 uyarınca kovuşturma evresinde mahkemenin re'sen karar vermesi gerekir; bu incelemelerin hiç yapılmamış olması dosyada sıkça rastlanan bir eksikliktir.

13.   Talebinizi CMK m. 111 uyarınca yazılı olarak sunun. Şüpheli veya sanığın istemi üzerine, Cumhuriyet savcısının görüşü alındıktan sonra hâkim veya mahkeme beş gün içinde karar verebilir.

14.   Dilekçenize AYM kararının künyesini ve ilgili paragraflarını ekleyin. Genel Kurul, B. No: 2023/95649, 16/12/2025, §§ 37-42; RG: 16/4/2026-33226.

15.   Anayasa m. 153/6, 138/4 ve 11'e açıkça dayanın. AYM kararlarının bağlayıcılığı ve gerekçelerinin de bağlayıcı olduğu, Danıştay 8. D. ve İDDK kararlarıyla desteklenmiştir.

16.   2011 tarihli CGK kararına dayanan ret kararlarına karşı üç sebebi birlikte ileri sürün: karar tutuklamaya ilişkindir; CMK m. 110/A o tarihte mevcut değildir; karar oy birliğiyle alınmamıştır.

17.   Ret kararına CMK m. 111/2 uyarınca itiraz edin. Adlî kontrole ilişkin kararlara itiraz edilebilir.

18.   İtirazın reddi hâlinde kanun yararına bozma yolunu değerlendirin. Adalet Bakanlığından CMK m. 309 uyarınca kanun yararına bozma talebinde bulunulması istenebilir.

19.   Bireysel başvuru süresini kaçırmayın. Olağan kanun yolları tüketildikten sonra, nihai kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulabilir.

20.   Tazminat yolunu ayrıca değerlendirin. Hukuka aykırı tutuklama hâlinde CMK m. 141 vd. uyarınca koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davası açılabilir.

 

Önemli: Bu yazıdaki açıklamalar genel bilgilendirme amaçlıdır ve kişiye özel hukuki görüş yerine geçmez. Adli kontrolde azami sürenin hesabı, tedbir kararının tarihine, işin ağır ceza mahkemesinin görevine girip girmediğine, isnat edilen suçun niteliğine ve şüpheli/sanığın yaşına göre değişir. Anayasa Mahkemesinin kararına rağmen bazı derece mahkemelerinin farklı yönde karar verebildiği dikkate alınarak, taleplerin ve itirazların dayanaklarıyla birlikte usulüne uygun şekilde ileri sürülmesi gerekir. Somut durumunuza özgü değerlendirme için bir avukattan destek almanızı öneririz.

 

Adli Kontrol, Yurt Dışı Yasağı ve Tutuklama Uyuşmazlıklarında Hukuki Destek — LimanLegal Hukuk Bürosu

Yurt dışına çıkış yasağı, "önemsiz" bir tedbir gibi görünse de; işini, ailesini veya tedavisini yurt dışında sürdürmek zorunda olan bir kişi için yıllara yayılan ağır bir kısıtlamadır. Üstelik azami süre dolmuşken sürdürülen bir tedbir, hukuken var olmayan bir yükümlülüğün ihlali gerekçesiyle kişinin tutuklanmasına kadar varabilmektedir. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun 2026 yılında Resmî Gazete'de yayımlanan kararı, bu tabloyu değiştirecek niteliktedir — ancak kararın dosyanıza yansıması için doğru zamanda, doğru dayanaklarla başvurulması gerekir.

İstanbul Kartal'da bulunan LimanLegal Hukuk Bürosu, adli kontrolün kaldırılması taleplerinin hazırlanması, tutuklamaya ve tutukluluğun devamına itiraz, kanun yararına bozma başvuruları, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru ve koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davalarında hukuki destek sunmaktadır.

Hemen İletişime Geçin — https://www.limanlegal.com/iletisim