Deepfake ve 1971 Tarihli Anayasa Mahkemesi Kararı: Delil Otantikliğine İlişkin Yarım Asırlık Bir Öngörü
Bir ses veya görüntü kaydı hangi koşullarda hükme esas alınabilir? Kısa cevap: Kayıt, tek başına değil; hukuka uygun elde edilmiş olması, duruşmada tartışılması (CMK m. 217), aidiyetinin ve otantikliğinin teknik olarak doğrulanması (ses analizi, montaj incelemesi) ve dışsal, bağımsız delillerle desteklenmesi koşuluyla delil değeri kazanır. Anayasa Mahkemesi bu ölçütü, yapay zekânın adı bile anılmazken, 1971 yılında verdiği E. 1971/41, K. 1971/67 sayılı kararında ortaya koymuştur. Bu yazıda, İstanbul'da ceza ve bilişim hukuku alanında çalışan LimanLegal Hukuk Bürosu olarak söz konusu kararı, deepfake (derin sahtecilik) çağındaki anlamını, güncel Yargıtay içtihatlarını, ilgili TCK hükümlerini ve 1 Ağustos 2026'da yürürlüğe giren yapay zekâ etiketleme kurallarını birlikte değerlendiriyoruz.
I. Giriş: Deepfake nedir?
Derin sahte (deepfake), insanların yüz, hareket ve sesini gerçeğe uygun olacak şekilde taklit etmek veya değiştirmek için yapay zekâ teknikleri aracılığıyla fotoğrafların, videoların veya seslerin kullanılmasıdır. Kavram, Kasım 2017'de Reddit isimli sosyal medya platformunda bir kullanıcının derin sahtecilik üretiminde kullanılabilecek kodları paylaşmasının ardından ortaya çıkmış ve kısa sürede geniş kitlelere yayılmıştır. Bu teknoloji, gerçek kişileri aslında hiçbir zaman söylemedikleri sözleri söylemiş ya da yapmadıkları eylemleri yapmış gibi gösteren ses ve video kayıtlarının oluşturulmasını mümkün kılmaktadır. Ceza muhakemesi bakımından meselenin kalbinde ise şu soru yer almaktadır: Bir ses veya görüntü kaydı, hangi koşullar altında gerçekliğin belgesi olarak hükme esas alınabilir?
Görsel ve işitsel medyanın nesnel bir gerçeklik belgesi olarak ele alınması, esasen on dokuzuncu yüzyıl hukukunun bir inşasıdır. Bilim insanı Tal Golan, 1850'lerden itibaren fotografik delillerin mahkemelerde kabul edilebilirliğinin olay bazında değerlendirildiğini ortaya koymuş; tanık anlatıları uzun süre boyunca mahkemelerde delillerin en güvenilir ve kıymetli ispat aracı olarak kabul edilmişken, fotoğraf ve yazılı kayıtlar giderek nesnel gerçekliğin belgesi statüsüne yükselmiştir. İşte bu inşanın ne denli kırılgan olduğuna ilişkin Türk hukuk tarihindeki en erken ve kanaatimizce en dikkat çekici uyarılardan biri, Anayasa Mahkemesi'nin bundan yarım asrı aşkın bir süre önce, 1971 yılında verdiği bir kararda saklıdır. Söz konusu karar, tarihi itibariyle doğal olarak doğrudan derin sahtecilikle ilgili değildir. Fakat kararda, ses kayıtlarında montaj ya da ses taklidi yöntemleriyle, usta kişilerden alınacak yardım ile sahtecilik yapılabileceği hususu değerlendirilmiştir. Bir diğer ifadeyle Yüksek Mahkeme, günümüzde deepfake kavramı içinde değerlendirilen manipülasyon riskini, dijital sentezleme ve yapay zekâ algoritmalarının tahayyül dahi edilemediği bir dönemde delil hukuku düzlemine taşımıştır.
II. Kararın Arka Planı: Ses Bantlarına Dayanan Bir Dokunulmazlık Dosyası
Anayasa Mahkemesi'nin 1971 tarihinde verdiği 1971/41 Esas 1971/67 Karar sayılı ilamı, Cumhuriyet Senatosu'nun Cumhurbaşkanınca seçilmiş üyesi Osman Köksal'ın yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin Cumhuriyet Senatosu Genel Kurulu kararının iptali istemine ilişkindir. Köksal'a yöneltilen suç isnadı ise; Anayasa'yı tağyir ve tebdil ile Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni iskata veya vazifesini yapmaktan men'e cebren teşebbüs gayesiyle gizlice ittifak kurmaktır.
Dönemin kamuoyunda geniş yankı uyandıran bu soruşturmada isnadın dayanağını ise büyük ölçüde tek bir Millî İstihbarat Teşkilâtı görevlisinin raporları ile bu görevlinin katılmadığı toplantılarda alındığı ileri sürülen ses bantları ve bunların çözümleri oluşturmaktadır.
Mahkeme, yasama dokunulmazlığının kaldırılması kararlarını denetlerken delilleri sübut yönünden değerlendirmeyeceğini, yalnızca isnadın ciddi olarak nitelendirilmesine olanak bulunup bulunmadığı bakımından ve bu yönde aydınlanacak kadar deliller üzerinde duracağını özenle vurgulamıştır. Bu çerçevede yürütülen inceleme, dosyanın omurgasını oluşturan ses bantlarının delillik gücü sorununu kaçınılmaz biçimde gündeme getirmiştir.
Karar künyesi
- Mahkeme: Anayasa Mahkemesi
- Esas – Karar: E. 1971/41, K. 1971/67
- Karar tarihi: 17–19 Ağustos 1971
- Resmî Gazete: 15 Ocak 1972, Sayı 14073
- Karar metni: anayasa.gov.tr (PDF)
III. Kararın Ses Kayıtlarına İlişkin Değerlendirmesi

Kararın konumuz bakımından ilgi çekici kısmı aynen şöyledir:
"Ses alma alanındaki ilerleme ve gelişmeler bugün o evrededir ki bir sesin belirli bir kişiye ilişkin bulunduğunun hala parmak izlerinde olduğu gibi kuşkusuzca ve kesinlikle saptanamamasına karşılık birtakım montaj yollarıyla ve gerekirse ses taklit etmede usta kişilerin yardımlarından da yararlanılarak bantlar istenildiği gibi doldurulabilmektedir. Bir toplantıda hazır bulunanlar, zamanında ve usulünce tutanaklarla saptanarak o toplantıya ilişkin bulunduğu ileri sürülen ses bantlarına böylece destek ve güç kazandırılmadıkça bant çevirilerine hukuk yönünden tam bir güvenle bağlanıp dayanılamayacağı ortadadır." — Anayasa Mahkemesi, E. 1971/41, K. 1971/67 sayılı karar (RG 15.1.1972 – 14073)
Bu paragraf dikkatle okunduğunda, Mahkemenin üç katmanlı bir hukuki şüphecilik geliştirdiği görülmektedir. İlk olarak ses, parmak izi gibi kuşkusuz ve kesin bir aidiyet tespitine elverişli değildir; teknik veri, kişiye aidiyet konusunda tek başına mutlak bir kanıt oluşturmaz. İkinci olarak kayıtlar, montaj ve ustalıklı taklit yöntemleriyle istenildiği gibi doldurulabilir niteliktedir; yani içerik, gerçekliğin pasif bir yansıması değil, aktif bir üretimin konusu olabilir. Üçüncü olarak, teknik verinin hukuk yönünden tam bir güvenle kabul edilebilmesi ancak dışsal ve usulüne uygun destekleyici unsurlarla, bir diğer ifadeyle zamanında ve usulünce düzenlenmiş tutanaklarla tahkim edilmesine bağlıdır.
| Kararın tespiti (1971) | Bugünkü hukuki karşılığı |
|---|---|
| Sesin bir kişiye aidiyeti "parmak izlerinde olduğu gibi" kesin olarak saptanamaz. | Ses analizi raporlarında "muhtemel tanıma" derecelendirmesi; olasılıksal sonucun tek başına mahkûmiyete yetmemesi. |
| Bantlar montaj ve ustalıklı taklitle "istenildiği gibi doldurulabilir". | Deepfake, ses klonlama ve sentetik medya; içeriğin üretilebilir olması (otantiklik sorunu). |
| Kayıt, zamanında ve usulünce düzenlenmiş tutanaklarla desteklenmedikçe güvenle dayanılamaz. | Delil zinciri (chain of custody), imaj ve hash değeri, meta veri, C2PA/kaynak doğrulama ve etiketleme yükümlülükleri. |
| Bilirkişilerin kimliği ve teknik yetkinliği bilinmedikçe rapora itibar edilemez. | Bilirkişinin uzmanlık alanının denetlenebilirliği; CMK m. 63 vd. ve uzman mütalaası hakkı. |
Kararın devamı, bugünün adli bilişim terminolojisiyle okunduğunda daha da çarpıcıdır. Mahkeme; ses alma araçlarının ilgili ev ve bürolara kimlerce, ne vakit ve nasıl yerleştirildiğinin, nasıl uzun bir zaman korunup çalıştırılabildiğinin, bantların ne zaman ele alınıp nasıl değerlendirildiğinin, konuşanların kimliklerinin ve banda çekilmiş seslerle ilişkilerinin ne yolla saptandığının bilinmemesini, bantların isnada ciddilik verme gücünü gölgeleyen bir husus olarak değerlendirmiştir.
Bu değerlendirme, günümüz ceza muhakemesinde elektronik delilin güvenilirliğinin ön şartı sayılan delil zinciri kavramının neredeyse kelimesi kelimesine tarifidir. Yine Mahkeme, ses bantlarını inceleyen bilirkişilerin kimliklerinin raporda açıklanmamış olması karşısında, incelemelerinde böylesine kesin bir sonuca varabilen bu kimselerin ses alma alanındaki bilimsel ve teknolojik yetenek ve yetkileri üzerinde bir fikir edinilemediğini belirterek, teknik bilirkişiliğin denetlenebilirliğini delil değerlendirmesinin merkezine yerleştirmiştir.
Kararda yer alan bir başka ayrıntı ise adeta günümüz tartışmalarına ışık tutmaktadır. Osman Köksal, ses bantlarıyla saptandığı ileri sürülen 23/11/1970 ve 27/11/1970 tarihli toplantılara ilişkin olarak, ilgili günlerde İstanbul'da bulunduğunu Türk Hava Yolları'ndan aldığı belge ile; evinde konuklarını ağırladığını ise noter tasdikli yazılı ifadelerle ortaya koymuştur. Teknik kayıt ile fiziki gerçeklik arasındaki bu çelişki Mahkeme'nin ses bantlarına duyduğu güvensizliği besleyen somut olgulardan biri olmuştur. Nihayetinde Mahkeme, başkaca inandırıcı ve pekiştirici kanıtlar bulunmadıkça yalnızca ses bantlarının ve gizli ajan raporlarının böylesine ağır bir isnada ciddilik kazandırabilmesinin bir hukuk devletinde düşünülemeyeceği sonucuna ulaşmış ve dokunulmazlığın kaldırılmasına ilişkin Senato kararının Osman Köksal'a ilişkin bölümünü iptal etmiştir.
IV. 1971'den Bugüne: Deepfake Çağında Kararın Anlamı
Söz konusu kararda ses kayıtları üzerinde yapılabilecek montaj ve ustalıklı taklit yöntemlerine yönelik yapılan vurgu, henüz dijital sentezleme ve yapay zekâ algoritmalarının tahayyül dahi edilemediği bir dönemde delilin otantikliği hususunda sağlıklı bir hukuki şüphecilik ortaya koymuştur. 1971'de ses taklit etmede usta kişilerin yardımını gerektiren sahtecilik, bugün Çekişmeli Üretici Ağlar (Generative Adversarial Networks) sayesinde teknik bilgisi sınırlı kişilerin dahi erişebileceği yazılımlarla gerçekleştirilebilmektedir. Değişen şey tehdidin niteliği değil; ölçeği, değişmezliği ve erişilebilirliğidir.
Bu yaklaşım, günümüzün manipülatif yapay zekâ çıktılarına karşı geliştirilen şeffaflık ve etiketleme yükümlülüğü doktrininin tarihsel bir izdüşümü niteliğindedir. Nitekim Avrupa Birliği'nin 2024 tarihli Yapay Zekâ Tüzüğü'nün (EU AI Act) 50/4. maddesi, derin sahtecilik teşkil eden görüntü, ses veya video içeriği üreten ya da manipüle eden yapay zekâ sistemlerinin kullanım sunucularını ilgili içeriğin yapay yöntemlerle oluşturulduğunu veya manipüle edildiğini ifşa etmekle yükümlü kılmaktadır. Anayasa Mahkemesi'nin yarım asır önce aradığı dışsal ve usulüne uygun destekleyici unsurlar, bugün normatif düzlemde etiketleme, teknik işaretleme ve kaynak doğrulama yükümlülükleri biçiminde karşımıza çıkmaktadır. Mahkeme'nin sesin bir parmak izi kesinliğiyle saptanamayacağı gerçeğinden hareketle geliştirdiği usuli güvence arayışı ile Avrupa Birliği'nin yapay içeriklerin ayırt edilebilir biçimde işaretlenmesini zorunlu kılan tercihi, aynı hukuki kaygının farklı yüzyıllardaki tezahürleridir.
Yürürlük notu: 2024/1689 sayılı Yapay Zekâ Tüzüğü'nün şeffaflık yükümlülüklerini düzenleyen 50. maddesi, Tüzüğün 113. maddesi uyarınca 2 Ağustos 2026 tarihinden itibaren uygulanmaktadır. Türkiye bu Tüzüğün doğrudan muhatabı olmamakla birlikte, AB pazarına içerik ya da hizmet sunan Türk şirketleri bakımından fiilî bir uyum yükümlülüğü doğmaktadır.
V. Türk hukukunda deepfake: Hangi suçlar gündeme gelir?
Türk Ceza Kanunu'nda "deepfake" adıyla özel bir suç tipi bulunmamaktadır. Ancak deepfake içerikler, üretim ve yayım biçimine göre birden fazla suç tipini aynı anda oluşturabilir. Aşağıda en sık gündeme gelen hükümlerin yürürlükteki metinleri aynen aktarılmıştır.
Özel hayatın gizliliğini ihlal – TCK m. 134
(1) Kişilerin özel hayatının gizliliğini ihlal eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Gizliliğin görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle ihlal edilmesi halinde, verilecek ceza bir kat artırılır.
(2) (Değişik: 2/7/2012-6352/81 md.) Kişilerin özel hayatına ilişkin görüntü veya sesleri hukuka aykırı olarak ifşa eden kimse iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. İfşa edilen bu verilerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması halinde de aynı cezaya hükmolunur.
Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme – TCK m. 136
(1) Kişisel verileri, hukuka aykırı olarak bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) (Ek:17/10/2019-7188/17 md.) Suçun konusunun, Ceza Muhakemesi Kanununun 236 ncı maddesinin beşinci ve altıncı fıkraları uyarınca kayda alınan beyan ve görüntüler olması durumunda verilecek ceza bir kat artırılır.
İftira – TCK m. 267 (ilk iki fıkra)
(1) Yetkili makamlara ihbar veya şikayette bulunarak ya da basın ve yayın yoluyla, işlemediğini bildiği halde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Fiilin maddî eser ve delillerini uydurarak iftirada bulunulması halinde, ceza yarı oranında artırılır.
TCK m. 267/2 hükmü, deepfake bakımından özel bir önem taşımaktadır: Sahte bir ses veya görüntü kaydı üretilerek bir kişiye suç isnat edilmesi, fiilin maddî eser ve delillerinin uydurulması niteliğinde olduğundan nitelikli iftira suçunu oluşturabilir.
Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma – TCK m. 217/A
(Ek:13/10/2022-7418/29 md.)
(1) Sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.
(2) Fail, suçu gerçek kimliğini gizleyerek veya bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlemesi hâlinde, birinci fıkraya göre verilen ceza yarı oranında artırılır.
| Somut durum | Gündeme gelebilecek hüküm |
|---|---|
| Kişinin yüzü kullanılarak müstehcen içerik üretilmesi ve yayılması | TCK m. 134/2 (ifşa), m. 136, m. 226; mağdur çocuk ise m. 226/3 |
| Sahte ses/görüntü ile bir kişiye suç isnat edilmesi | TCK m. 267/1-2 (nitelikli iftira), m. 125 (hakaret) |
| Yönetici veya yakın sesi klonlanarak para transferi sağlanması | TCK m. 157–158 (dolandırıcılık / nitelikli dolandırıcılık), m. 245 |
| Sahte içerikle şantaj yapılması | TCK m. 107 (şantaj), m. 134/2 |
| Kamu düzenine ilişkin gerçeğe aykırı içeriğin yayılması | TCK m. 217/A |
| İçeriğin internette yayımlanması ve erişimin engellenmesi | 5651 sayılı Kanun m. 9/A (özel hayatın gizliliği; hâkim 48 saat içinde karar verir); m. 9, AYM'nin E. 2020/76, K. 2023/172 sayılı kararıyla iptal edilmiştir (10.10.2024) |
VI. Deepfake iddiası bir dosyada nasıl ileri sürülür? Yargıtay'ın yaklaşımı

Ceza muhakemesinde bir ses veya görüntü kaydının "sahte" olduğu iddiası soyut bir savunma olarak kalmamalı; usul hukuku araçlarıyla dosyaya taşınmalıdır. Yargıtay, kaydın aidiyetine veya montajlı olduğuna yönelik itirazlar karşısında mahkemenin re'sen araştırma yükümlülüğü bulunduğunu istikrarlı biçimde kabul etmektedir.
Kayıtta montaj bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır
Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2022/2295 Esas, 2022/4956 Karar sayılı ve 23.06.2022 tarihli ilamında aynen:
"Maddi gerçeğin kuşkuya yer bırakmayacak şekilde belirlenebilmesi, sübuta ve suç vasfına ilişkin tereddütlerin giderilmesi amacıyla; iddianameye konu edilen görüntülü ve sesli kayıt sanıktan temin edilip, bir bilirkişiye inceletilerek, katılana ait konuşmaların hangi tarihte, nerede, kimler arasında geçtiğini ve içeriğini denetime olanak verecek şekilde açıklayan rapor düzenlettirilmesi, kayıtta montaj olup olmadığı hususu taraflardan sorulup, gerektiğinde uzman bir kriminal ses laboratuvarından rapor alınması, toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek, iddia ve savunmanın doğruluk derecesi açıklığa kavuşturulduktan sonra sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken, eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde hüküm kurulması" — Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 23.06.2022 tarihli, E. 2022/2295, K. 2022/4956 sayılı karar
denilmek suretiyle, montaj iddiasının araştırılmaması bozma sebebi sayılmıştır. Bu karar, deepfake savunmasının hukuki dayanağını oluşturan en somut içtihatlardan biridir: Kayıtta manipülasyon bulunup bulunmadığı taraflara sorulmalı ve gerektiğinde uzman bir kriminal ses laboratuvarından rapor alınmalıdır.
Kaydın sanığa aidiyeti tartışmalıysa ses analizi zorunludur
Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 2017/7197 Esas, 2021/3882 Karar sayılı ve 24.03.2021 tarihli ilamında aynen:
"Hükme esas alınan, sanıklar hakkında uygulanan iletişimin tespiti ve dinlenmesi tedbiri kapsamında elde edilen iletişim tespit çözüm tutanaklarının (TAPELERİN), denetime olanak verecek şekilde aslı veya onaylı örneklerinin dosya içerisine konulması, sanıklara okunup diyeceklerinin sorulması, sanıkların kayıtlardaki konuşmaların kendilerine ait olmadığını söylemeleri halinde, ses örnekleri alınarak, konuşmaların sanıklara ait olup olmadığı konusunda Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi'ne veya uzman bir kurum ya da kuruluşa ses analizi yaptırılarak rapor alınması, ses kayıtlarının sanıklara ait olduğunun saptanması halinde, telefon konuşmalarının somut olayla ve gerçekleşen olgularla birlikte ayrı ayrı irdelenip değerlendirilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik incelemeye dayalı olarak hüküm kurulması" — Yargıtay 10. Ceza Dairesi, 24.03.2021 tarihli, E. 2017/7197, K. 2021/3882 sayılı karar
Aynı yöndeki Yargıtay 20. Ceza Dairesi'nin 2016/1045 Esas, 2019/2304 Karar sayılı ve 11.04.2019 tarihli ilamında ise değerlendirme, doğrudan CMK m. 217'ye bağlanmıştır:
"CMK'nın 217. maddesinin 1. fıkrasındaki 'Hakim kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir' hükmü karşısında, hükme esas alınan iletişimin tespiti çözüm tutanaklarının, sanıklara okunarak diyeceklerinin sorulması, sanıkların konuşmaların kendilerine ait olmadığını belirtmeleri durumunda ses örneklerinin alınması ve ses kayıtlarının sanıklara ait olup olmadığı konusunda Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi'ne veya uzman bir kurum ya da kuruluşa ses analizi yaptırılarak rapor alınması, tüm deliller birlikte değerlendirilerek, sonucuna göre sanıkların hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken eksik araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulması" — Yargıtay 20. Ceza Dairesi, 11.04.2019 tarihli, E. 2016/1045, K. 2019/2304 sayılı karar
"Muhtemel tanıma" kesin aidiyet demek değildir
1971 tarihli kararın "sesin parmak izi gibi kesinlikle saptanamaması" tespiti, günümüz kriminal raporlarında da doğrulanmaktadır. Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin 2015/17521 Esas, 2016/4534 Karar sayılı ve 23.05.2016 tarihli ilamında aynen:
"Sanığın aşamalardaki savunmalarında suçlamayı kabul etmemesi, bilirkişi ... tarafından düzenlenen raporda, gizli soruşturmacılar tarafından yapılan çalışma sırasında çekilen görüntülerin net olmaması nedeniyle büyütme, renk ve parlaklık değerlerinin düzenlenmesi, netleştirme ve eşleştirme işlemlerinin yapılamadığının, ... Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü tarafından düzenlenen raporda ise, olay sırasında alınan ses kayıtlarıyla karşılaştırmaya esas ses kayıtları arasında 2. derecede muhtemel tanıma bulunduğunun ve bunun söz konusu ses kayıtlarının kesin olarak sanığa ait olduğu anlamına gelmeyeceğinin bildirilmiş olması karşısında, ... gizli soruşturmacıların, usulüne uygun şekilde tanık olarak dinlenmeleri ve sonucuna göre yapılacak değerlendirmeyle sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiğinin gözetilmemesi" — Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 23.05.2016 tarihli, E. 2015/17521, K. 2016/4534 sayılı karar
Bu karar, Anayasa Mahkemesi'nin 1971'de kurduğu mantığın pratikteki karşılığıdır: Teknik rapor "muhtemel tanıma" diyorsa, bu tek başına mahkûmiyete esas alınamaz; dışsal ve bağımsız destekleyici delil aranır.
VII. Delil otantikliğinin yasal çerçevesi: CMK m. 206 ve m. 217
Delillerin ortaya konulması ve reddi – CMK m. 206
(1) Sanığın sorguya çekilmesinden sonra delillerin ortaya konulmasına başlanır. (Ek cümleler: 25/5/2005 - 5353/29 md.) Ancak, sanığın tebligata rağmen mazeretsiz olarak gelmemesi sebebiyle sorgusunun yapılamamış olması, delillerin ortaya konulmasına engel olmaz. Ortaya konulan deliller, sonradan gelen sanığa bildirilir.
(2) Ortaya konulması istenilen bir delil aşağıda yazılı hâllerde reddolunur:
a) Delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse.
b) Delil ile ispat edilmek istenilen olayın karara etkisi yoksa.
c) İstem, sadece davayı uzatmak maksadıyla yapılmışsa.
(3) Cumhuriyet savcısı ile sanık veya müdafii birlikte rıza gösterirlerse, tanığın dinlenmesinden veya başka herhangi bir delilin ortaya konulmasından vazgeçilebilir.
Delilleri takdir yetkisi – CMK m. 217
(1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir.
(2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.
Bu iki hüküm birlikte okunduğunda, bir ses veya görüntü kaydının hükme esas alınabilmesi için iki ayrı süzgeçten geçmesi gerektiği görülmektedir. Birinci süzgeç hukuka uygunluk (CMK m. 206/2-a ve m. 217/2), ikinci süzgeç ise otantiklik ve güvenilirliktir. Deepfake tartışması, birinci değil ikinci süzgece ilişkindir: Delil hukuka uygun elde edilmiş olsa dahi, içeriği yapay olarak üretilmiş ise maddi gerçeği yansıtmaz.
Deepfake savunması kontrol listesi — dosyanızda bunları isteyin
- Kaydın orijinal dosyası (transkript veya WhatsApp'tan yeniden paylaşılmış hâli değil) dosyaya getirtilsin.
- Kaydın meta verileri (oluşturma tarihi, cihaz, codec, konum, düzenleme izleri) incelensin.
- Hash değeri alınmış mı, delil zinciri (kimden kime, ne zaman) belgelenmiş mi?
- Kayıtta montaj/manipülasyon bulunup bulunmadığı taraflara sorulsun; uzman bir kriminal ses laboratuvarından rapor alınsın (Yargıtay 12. CD, E. 2022/2295).
- Ses aidiyeti tartışmalıysa ses örneği alınıp Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi veya uzman kuruluşa analiz yaptırılsın (Yargıtay 10. CD, E. 2017/7197).
- Rapor "muhtemel tanıma" diyorsa, bunun kesin aidiyet anlamına gelmediği tutanağa geçirilsin (Yargıtay 9. CD, E. 2015/17521).
- Bilirkişinin uzmanlık alanı ve yetkinliği denetlenebilir olsun; gerekirse uzman mütalaası sunulsun ve bilirkişi duruşmada dinlensin.
- Kaydın gösterdiği zaman ve yer ile fiziki gerçeklik (HTS, baz istasyonu, seyahat/konaklama kayıtları, kamera görüntüleri) karşılaştırılsın.
- Kayıt tek delil ise, "başkaca inandırıcı ve pekiştirici kanıt bulunmadığı" hususu ısrarla vurgulansın.
VIII. Türkiye'de yapay zekâ içeriklerinin etiketlenmesi: 1 Ağustos 2026 düzenlemesi
Türk hukukunda yapay zekâ ile üretilmiş içeriklerin ayırt edilebilirliğine ilişkin ilk açık normatif adım, ceza hukuku alanında değil reklam hukuku alanında atılmıştır. Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 1 Temmuz 2026 tarihli ve 33297 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmış ve 1 Ağustos 2026 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Yönetmelikle getirilen iki hüküm, deepfake tartışması bakımından doğrudan önem taşımaktadır.
Yapay zekâ kullanımının açıklanması zorunluluğu – Yönetmelik m. 18/8
(8) Reklamlarda, tüketicilerin bir mal veya hizmete ilişkin ekonomik davranış biçimini önemli ölçüde etkileyecek şekilde yapay zekâ veya başka bir yazılımın kullanılması yahut yapay zekâ teknolojileri kullanılarak insandan ayırt edilemeyecek dijital karakterlere yer verilmesi halinde bu husus açık, anlaşılır ve ayırt edilebilir şekilde belirtilir.
Gerçek kişinin dijital kopyasının kullanılması yasağı – Yönetmelik m. 27/12
(12) Gerçek bir kişinin yapay zekâ teknolojileri kullanılarak oluşturulmuş dijital kopyasının, gerçeğe aykırı şekilde bir mal veya hizmeti bizzat deneyimlediği veya kullandığı izlenimi verdiği ya da tavsiyede bulunduğu reklamlar yapılamaz.
Bu iki hüküm birlikte değerlendirildiğinde, Türk hukukunda artık sentetik içeriğin ayırt edilebilir kılınması ve gerçek kişinin dijital kopyasının rızası dışında kullanılmaması yönünde açık bir normatif tercih bulunduğu görülmektedir. Bu tercih, Anayasa Mahkemesi'nin 1971'de aradığı "destekleyici ve doğrulayıcı unsur" arayışının, elli beş yıl sonra idari düzenleme düzeyindeki karşılığıdır.
Uygulamada bu hükümlere aykırılık, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 61 ve 62. maddeleri çerçevesinde Reklam Kurulu tarafından durdurma, düzeltme ve idari para cezası yaptırımlarına bağlanmaktadır. Ayrıca kişinin görüntüsü veya sesi rızası dışında kullanıldığında, ayrıca TMK m. 24-25 ve TBK m. 58 kapsamında kişilik haklarına saldırı nedeniyle maddi ve manevi tazminat davası açılabilir; özel hayatın gizliliğine ilişkin içeriklerde 5651 sayılı Kanun m. 9/A kapsamında erişimin engellenmesi talep edilebilir (5651 sayılı Kanun m. 9, Anayasa Mahkemesinin E. 2020/76, K. 2023/172 sayılı kararıyla iptal edilmiştir).
IX. Deepfake mağduru iseniz ne yapmalısınız?
Adım adım yol haritası

- Delili kaybetmeyin: İçeriğin bağlantısını (URL), ekran görüntülerini, paylaşım tarihini ve hesabı, mümkünse noter tespiti ya da e-tespit yoluyla kayıt altına alın.
- Erişimin engellenmesi: Özel hayatın gizliliğine ilişkin içeriklerde 5651 sayılı Kanun m. 9/A uyarınca Başkanlığa doğrudan başvurarak erişimin engellenmesini talep edin; talep yirmi dört saat içinde sulh ceza hâkiminin kararına sunulur, hâkim kararını en geç kırk sekiz saat içinde verir. 5651 sayılı Kanun m. 9, Anayasa Mahkemesinin E. 2020/76, K. 2023/172 sayılı kararıyla iptal edildiğinden diğer kişilik hakkı ihlallerinde TMK m. 24-25 kapsamındaki hukuk yolları değerlendirilmelidir.
- Ceza şikâyeti: İçeriğin niteliğine göre TCK m. 134, 136, 267, 107, 125 veya 217/A kapsamında Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunun.
- Failin tespiti: Soruşturmada IP, log ve hesap kayıtlarının ilgili sağlayıcılardan istenmesini talep edin.
- Tazminat: TMK m. 24-25 ve TBK m. 58 uyarınca kişilik haklarına saldırı nedeniyle maddi ve manevi tazminat davası açın.
- KVKK yolu: Görüntü ve ses kişisel veri niteliğinde olduğundan, 6698 sayılı Kanun kapsamında veri sorumlusuna başvurup Kişisel Verileri Koruma Kurulu'na şikâyette bulunabilirsiniz.
X. Sonuç
Tüm açıklamalar kapsamında denilebilir ki; 1971 tarihli Anayasa Mahkemesi kararında öngörüldüğü üzere, teknik veriye duyulan hukuki güven ancak katı usuli güvencelerle ve teknoloji-hukuk eş güdümüyle korunabilecektir. Suçun soruşturulması evresinde yalnızca yasal düzenlemelerin varlığı yeterli olmayıp elektronik delillerin otantikliğini saptayabilecek gelişmiş yazılımsal altyapıların inşası ve teknik kapasitesi yüksek uzman personelin istihdamı, suçun tespiti ve normların etkin tatbiki açısından stratejik bir zorunluluktur. Yarım asır önce ses bantları için söylenenler, bugün deepfake içerikler için aynen ve daha güçlü biçimde geçerlidir: Delil, ancak doğrulanabildiği ölçüde delildir.
İstanbul'da Ceza ve Bilişim Hukuku Desteği — LimanLegal Hukuk Bürosu
Bir ses veya görüntü kaydının hukuka uygunluğunun ve otantikliğinin denetlenmesi; delil zincirinin, hash ve meta veri kayıtlarının, ses analizi ve montaj raporlarının teknik olarak incelenmesini gerektiren, uzmanlık isteyen bir alandır. İster deepfake içeriğin mağduru ister hakkında böyle bir kayda dayanılarak soruşturma yürütülen kişi olun, sürecin en başından itibaren bilişim ve ceza hukuku alanında deneyimli bir avukatla çalışmak hak kaybını önler.
İstanbul Kartal'da bulunan LimanLegal Hukuk Bürosu, ceza hukuku, bilişim suçları ve kişisel verilerin korunması alanlarında güvenilir, hızlı ve çözüm odaklı hukuki destek sunmaktadır.
Hemen İletişime GeçinSıkça Sorulan Sorular (SSS)
Deepfake nedir?
Deepfake (derin sahte), insanların yüz, hareket ve sesini gerçeğe uygun olacak şekilde taklit etmek veya değiştirmek için yapay zekâ teknikleri aracılığıyla fotoğrafların, videoların veya seslerin kullanılmasıdır. Kavram, Kasım 2017'de Reddit platformunda bir kullanıcının derin sahtecilik üretiminde kullanılabilecek kodları paylaşmasının ardından ortaya çıkmıştır. Bu teknoloji, gerçek kişileri hiçbir zaman söylemedikleri sözleri söylemiş ya da yapmadıkları eylemleri yapmış gibi gösteren kayıtların üretilmesini mümkün kılar.
Anayasa Mahkemesi'nin 1971 tarihli kararı deepfake ile nasıl ilgilidir?
Anayasa Mahkemesi'nin E. 1971/41, K. 1971/67 sayılı kararı (RG 15.1.1972 – 14073) doğrudan deepfake ile ilgili değildir; Cumhuriyet Senatosu üyesi Osman Köksal'ın yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkindir. Ancak kararda, ses kayıtlarının "birtakım montaj yollarıyla ve gerekirse ses taklit etmede usta kişilerin yardımlarından da yararlanılarak istenildiği gibi doldurulabileceği" belirtilerek, bugün deepfake kavramı içinde değerlendirilen manipülasyon riski yarım asır önce delil hukuku düzlemine taşınmıştır.
Ses kaydı tek başına mahkûmiyete esas alınabilir mi?
Kural olarak hayır. CMK m. 217 uyarınca hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış, hukuka uygun elde edilmiş delillere dayandırabilir. Anayasa Mahkemesi'nin 1971 tarihli kararında da, başkaca inandırıcı ve pekiştirici kanıtlar bulunmadıkça yalnızca ses bantlarına dayanılamayacağı vurgulanmıştır. Yargıtay uygulamasında da kaydın aidiyeti ve otantikliği tartışmalıysa ses analizi ve montaj incelemesi yaptırılması, ayrıca kaydın diğer delillerle birlikte değerlendirilmesi aranmaktadır.
Ses kaydının montaj olduğunu iddia edersem mahkeme ne yapmak zorundadır?
Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 23.06.2022 tarihli, E. 2022/2295, K. 2022/4956 sayılı kararına göre; kaydın aslı temin edilip bilirkişiye inceletilmeli, konuşmaların hangi tarihte, nerede ve kimler arasında geçtiğini denetime olanak verecek şekilde açıklayan rapor düzenlettirilmeli, kayıtta montaj olup olmadığı taraflara sorulmalı ve gerektiğinde uzman bir kriminal ses laboratuvarından rapor alınmalıdır. Bu araştırma yapılmadan hüküm kurulması bozma sebebidir.
Kayıttaki sesin bana ait olmadığını söylersem ne olur?
Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 24.03.2021 tarihli, E. 2017/7197, K. 2021/3882 sayılı ve 20. Ceza Dairesi'nin 11.04.2019 tarihli, E. 2016/1045, K. 2019/2304 sayılı kararlarına göre; sanık kayıtlardaki konuşmaların kendisine ait olmadığını söylerse ses örneği alınarak Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi'ne veya uzman bir kurum ya da kuruluşa ses analizi yaptırılması ve rapor alınması gerekir. Bu yapılmadan eksik araştırmayla hüküm kurulamaz.
Ses analizi raporunda "muhtemel tanıma" yazması ne anlama gelir?
"Muhtemel tanıma", sesin kesin olarak o kişiye ait olduğunun tespit edilemediği, yalnızca bir olasılık derecesi bildirildiği anlamına gelir. Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin 23.05.2016 tarihli, E. 2015/17521, K. 2016/4534 sayılı kararında, kriminal laboratuvar raporundaki "2. derecede muhtemel tanıma" ifadesinin ses kayıtlarının kesin olarak sanığa ait olduğu anlamına gelmeyeceği vurgulanmış ve ek araştırma yapılması gerektiğine hükmedilmiştir.
Deepfake üretmek Türkiye'de suç mudur?
Türk Ceza Kanunu'nda "deepfake" adıyla özel bir suç tipi bulunmamaktadır. Ancak içeriğin niteliğine göre TCK m. 134 (özel hayatın gizliliğini ihlal), m. 136 (verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme), m. 267 (iftira; maddî eser ve delilleri uydurulmuşsa ceza yarı oranında artırılır), m. 125 (hakaret), m. 107 (şantaj), m. 226 (müstehcenlik), m. 157-158 (dolandırıcılık) ve m. 217/A (halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma) hükümleri uygulanabilir. Fiil, aynı anda birden fazla suçu oluşturabilir.
Sahte ses veya görüntü üretilerek biri suçlanırsa hangi suç oluşur?
Bu durum TCK m. 267 kapsamında iftira suçunu oluşturabilir. Maddenin ikinci fıkrası uyarınca, "fiilin maddî eser ve delillerini uydurarak iftirada bulunulması halinde, ceza yarı oranında artırılır." Deepfake bir kayıt üretilerek kişiye suç isnat edilmesi, tam olarak bu nitelikli hâle karşılık gelir. Ayrıca iftira suçundan dolayı dava zamanaşımı, mağdurun fiili işlemediğinin sabit olduğu tarihten başlar (TCK m. 267/8).
Deepfake içeriğin internetten kaldırılmasını nasıl sağlarım?
Kişilik hakkı ihlallerinde doğrudan sulh ceza hâkimliğine başvuru imkânı tanıyan 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesi, Anayasa Mahkemesinin E. 2020/76, K. 2023/172 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve iptal 10.10.2024 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Özel hayatın gizliliğine ilişkin içeriklerde m. 9/A kapsamındaki hızlandırılmış usul uygulanır: talep yirmi dört saat içinde sulh ceza hâkiminin kararına sunulur, hâkim en geç kırk sekiz saat içinde karar verir. Diğer kişilik hakkı ihlallerinde TMK m. 24-25 kapsamındaki hukuk yolları değerlendirilmelidir.
Türkiye'de yapay zekâ ile üretilen içeriklerin etiketlenmesi zorunlu mu?
Reklamlar bakımından evet. 1 Temmuz 2026 tarihli ve 33297 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan ve 1 Ağustos 2026'da yürürlüğe giren Yönetmelik değişikliğiyle, Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği'nin 18. maddesine eklenen sekizinci fıkra uyarınca, reklamlarda yapay zekâ kullanılması veya insandan ayırt edilemeyecek dijital karakterlere yer verilmesi hâlinde bu husus açık, anlaşılır ve ayırt edilebilir şekilde belirtilmelidir. Ayrıca 27. maddeye eklenen on ikinci fıkra ile gerçek bir kişinin yapay zekâ ile oluşturulmuş dijital kopyasının bir ürünü bizzat deneyimlediği izlenimi veren reklamlar yasaklanmıştır. Reklam dışındaki içerikler bakımından ise genel hükümler uygulanır.
Avrupa Birliği Yapay Zekâ Tüzüğü deepfake konusunda ne öngörüyor?
2024/1689 sayılı Yapay Zekâ Tüzüğü'nün (EU AI Act) 50/4. maddesi, derin sahtecilik teşkil eden görüntü, ses veya video içeriği üreten ya da manipüle eden yapay zekâ sistemlerinin kullanım sunucularını, ilgili içeriğin yapay yöntemlerle oluşturulduğunu veya manipüle edildiğini ifşa etmekle yükümlü kılmaktadır. İçeriğin açıkça sanatsal, yaratıcı, hicvî veya kurgusal bir eserin parçası olması hâlinde bu yükümlülük, eserin sunumunu engellemeyecek uygun bir biçimde açıklama yapılmasıyla sınırlıdır. Tüzüğün 50. maddesi 2 Ağustos 2026 tarihinden itibaren uygulanmaktadır.
Deepfake mağduru olduğumu düşünüyorum; ilk olarak ne yapmalıyım?
Öncelikle delili kaybetmemek için içeriğin bağlantısını, ekran görüntülerini, paylaşım tarihini ve hesabı kayıt altına alın; mümkünse noter tespiti yaptırın. Ardından özel hayatın gizliliğine ilişkin içeriklerde 5651 sayılı Kanun m. 9/A kapsamında erişimin engellenmesini talep edin (m. 9 Anayasa Mahkemesince iptal edilmiştir), Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunun ve kişilik haklarına saldırı nedeniyle TMK m. 24-25 ile TBK m. 58 uyarınca tazminat davası açın. Görüntü ve ses kişisel veri niteliğinde olduğundan 6698 sayılı Kanun kapsamında Kişisel Verileri Koruma Kurulu'na şikâyet yolu da açıktır.
Deepfake dosyalarında avukatın rolü nedir?
Avukat; kaydın hukuka uygun elde edilip edilmediğini, delil zincirinin belgelenip belgelenmediğini, hash değeri ve meta verilerin incelenip incelenmediğini denetler. Montaj ve ses analizi incelemesi talep eder, bilirkişinin uzmanlık alanının denetlenebilirliğini tartışır, gerektiğinde uzman mütalaası sunar ve kaydın gösterdiği zaman-mekân bilgisiyle fiziki gerçeklik arasındaki çelişkileri ortaya koyar. Mağdur tarafında ise erişimin engellenmesi, ceza şikâyeti ve tazminat süreçlerini birlikte yürütür. İstanbul'da ceza ve bilişim hukuku alanında destek için LimanLegal Hukuk Bürosu ile iletişime geçebilirsiniz.
Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Somut olayınıza ilişkin değerlendirme için LimanLegal Hukuk Bürosu ile iletişime geçebilirsiniz.
ChatGPT
Gemini
Claude
Grok
Perplexity



