İSTANBUL NÖBETÇİ ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ SAYIN HAKİMLİĞİ'NE
DAVACI: [İsim/Unvan] VEKİLİ: [Avukat adı varsa]
DAVALI: [İsim/Unvan] VEKİLİ: [Avukat adı varsa]
KONU: 12.09.2024 tarihinde meydana gelen yaralamalı trafik kazası nedeniyle maddi ve manevi tazminat taleplerimizin sunulmasıdır.
KAZANIN OLUŞUMU VE DAVALININ ASLİ KUSURUNA DAYANAN SORUMLULUĞU
Yaya Geçidi ve Işıklı Kavşak Kurallarının İhlali
12.09.2024 tarihinde İstanbul ili sınırları içerisinde, trafik akışının yoğun olduğu ve yaya sirkülasyonunun yüksek olduğu bir caddede meydana gelen trafik kazası, davalı sürücünün trafik hukukunun en temel kurallarını fütursuzca ihlal etmesi neticesinde vuku bulmuştur. Davacı müvekkil, olay anında trafik ışıklarıyla kontrol edilen ve yaya geçişi için açıkça işaretlenmiş bulunan bir yaya geçidini kullanarak, kendisine yanan yeşil ışık güveniyle karşıdan karşıya geçme iradesini ortaya koymuştur. Ancak davalı sürücü, sevk ve idaresindeki araçla, yaya önceliğini hiçe sayarak ve trafik ışıklarının kendisine yüklediği "durma" yükümlülüğünü ihlal ederek müvekkile çarpmıştır. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 74. maddesi, sürücülerin yaya geçitlerine yaklaşırken yavaşlamalarını ve yayalara ilk geçiş hakkını vermelerini emredici bir hüküm olarak düzenlemiştir. Davalının bu emredici hükme aykırı davranışı, kazanın meydana gelmesindeki en temel hukuka aykırılık teşkil etmektedir.
Yaya geçitleri, karayolu trafiğinde yayaların can güvenliğinin sağlandığı "güvenli bölgeler"dir. Bu alanlarda sürücülerin dikkat ve özen yükümlülüğü en üst seviyeye çıkarılmıştır. Davalı sürücü, ışıklı işaret cihazlarına ve yaya geçidi levhalarına riayet etmeyerek, müvekkilin bedensel bütünlüğünü ağır bir tehlikeye atmış ve nihayetinde bu ihlal neticesinde ağır yaralanmalı bir kazaya sebebiyet vermiştir. Somut olayda, davalının yaya geçidini kullanan müvekkile çarpması, trafik düzeninin işleyişine olan güveni sarsan ve hukuk düzeni tarafından korunmayan bir eylemdir.
Bu hususta Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2024/404 Esas ve 2025/483 Karar sayılı dosyasında verilen kararda yaya geçidi ihlallerine ilişkin şu tespitlere yer verilmiştir:
"Sürücü ...’nın sevk ve idaresindeki ... plakalı otomobil ile seyri sırasında yola gereken dikkatini vermediği, seyrini mahal şartlara göre ayarlamaya özen göstermediği, mahal şartların üzerinde hızla olay mahalli yaya geçidine yaklaştığı, kural gereği kontrolsüz yaya geçitlerine yaklaşan sürücüler hızlarını azaltıp bu mahalli kullanan yayalara ilk geçiş hakkını vermek zorunda olduklarından dolayı yaya geçidini kullanarak karşıya geçmek isteyen yayalara ilk geçiş hakkını vermediği, önlemsiz şekilde çarptığı, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı hareket ettiği, 2918 Sayılı K.T.K. unun sürücü asli kusurlarının belirtildiği 74/B maddesinin ... kuralını ihlal ettiğinden dolayı olayın meydana gelmesine sebebiyet vermiş olup olayda asli derecede kusurlu olduğu, mağdur yaya ...’ın ... kusursuz olduğu" (Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi - 2024/404 E. - 2025/483 K. - 16.05.2025)
İlgili karardan da açıkça anlaşılacağı üzere, yaya geçitlerinde yayalara ilk geçiş hakkının verilmemesi ve hızın düşürülmemesi, sürücü açısından doğrudan asli kusur sebebidir. Müvekkilimiz, trafik kurallarına tam bir uyum içerisinde karşıya geçmekteyken, davalının kontrolsüz ve kuralsız girişi neticesinde mağdur olmuştur. Davalının eylemi, sadece basit bir dikkatsizlik değil, trafik güvenliğini tehlikeye atan ağır bir kural ihlalidir.
Aşırı Hız ve Dikkat Yükümlülüğüne Aykırılık
Kazanın meydana gelmesindeki bir diğer kritik faktör, davalı sürücünün yerleşim yeri içerisindeki hız sınırlarını aşması ve aracının hızını yol, trafik ve mahal şartlarına göre ayarlamamış olmasıdır. 2918 sayılı KTK’nın 52. maddesi sürücülere; kavşaklara, yaya geçitlerine ve dönemeçlere yaklaşırken hızlarını azaltma zorunluluğu getirmektedir. Somut olayda davalı, yaya geçidinin bulunduğu bir noktada hızını azaltmak bir yana, hız sınırlarının üzerinde bir süratle seyrederek müvekkilin çarpma anında savrulmasına ve vücudunda ağır kırıklar oluşmasına neden olmuştur. Çarpmanın şiddeti, davalının hızının ne denli yüksek olduğunu ve fren tedbirine dahi başvurmadığını somut bir şekilde ortaya koymaktadır.
Sürücülerin "güvenli sürüş" ilkesi gereği, her an karşılarına çıkabilecek bir engeli veya yayayı öngörerek araçlarını kontrol altında tutmaları gerekmektedir. Davalı sürücü, görüş alanının açık olmasına ve yaya geçidinin varlığına rağmen, müvekkili fark etmemiş veya fark etmesine rağmen hızından dolayı aracını durduramamıştır. Bu durum, Türk Borçlar Kanunu’nun 49. maddesi anlamında kusurlu bir haksız fiil teşkil eder. Davalının "dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılığı", kazanın kaçınılmazlık faktörüyle açıklanmasını imkansız kılmaktadır.
Antalya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2014/886 Esas ve 2023/89 Karar sayılı ilamında, benzer bir yaya çarpma vakasında sürücünün hızı ve dikkati şu şekilde değerlendirilmiştir:
"Sürücü ...'in %100 (yüzde yüz) oranında kusurlu, - Yaya ...'ın kusursuz olduğu" (Antalya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi - 2014/886 E. - 2023/89 K. - 21.02.2023)
Mahkemece benimsenen bu tespit, sürücünün hızını ayarlayamaması ve yaya güvenliğini tehlikeye atması durumunda sorumluluğun tam ve asli olduğunu tescil etmektedir. Bizim olayımızda da davalı sürücü, hızını mahal şartlarına uydurmayarak müvekkilin beden bütünlüğüne yönelik ağır bir saldırıda bulunmuştur. Hız sınırının aşılması, sürücünün tepki süresini azaltmış ve çarpmanın etkisini ölümcül seviyelere yaklaştırmıştır. Bu bağlamda davalının eylemi ile meydana gelen zarar arasında doğrudan bir illiyet bağı bulunmaktadır.
Kaza Tespit Tutanağı ve Sürücü Kusurunun Tespiti
Olayın hemen ardından kolluk birimleri tarafından düzenlenen Kaza Tespit Tutanağı, kazanın oluş şeklini ve tarafların kusur durumunu bilimsel ve objektif verilerle ortaya koymuştur. İlgili tutanakta, davalı sürücünün trafik ışığı ihlali ve yaya önceliğine riayet etmemesi nedeniyle "asli kusurlu" olduğu, davacı müvekkilin ise kendi yolunda ve kurallara uygun şekilde hareket etmesi sebebiyle "kusursuz" olduğu açıkça belirtilmiştir. Kaza tespit tutanağı, resmi bir belge niteliğinde olup, aksi ispatlanana kadar hukuki geçerliliğini korumaktadır. Dosya kapsamındaki tüm deliller, bu tutanağın gerçeklerle tam bir uyum içerisinde olduğunu doğrulamaktadır.
Kusur tespiti, tazminat hukukunun temel direğidir. Yargıtay yerleşik içtihatlarında, kaza tespit tutanağı ve bilirkişi raporlarının oluşa uygun olması durumunda bu raporların hükme esas alınması gerektiğini vurgulamaktadır. Davalı tarafın, müvekkilin kusurlu olduğuna dair herhangi bir somut delil sunması mümkün değildir; zira müvekkil yaya geçidini kullanırken tüm trafik kurallarına riayet etmiştir.
Konya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2020/259 Esas ve 2023/223 Karar sayılı kararında kusur tespiti süreci şu şekilde aktarılmaktadır:
"... plakalı otomobil sürücüsü ...' in asli ve tam kusurlu olduğu, Yaya ...' ın ise kusursuz olduğunun tespit edildiği" ve "davalı sürücü ...' in %100 oranında kusurlu olduğu, davacı yaya ...' ın ise atfı kabil kusurunun bulunmadığının tespit edildiği" (Konya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi - 2020/259 E. - 2023/223 K. - 12.04.2023)
Söz konusu kararda da vurgulandığı üzere, yayanın kusursuz olduğu ve sürücünün tam kusurlu bulunduğu hallerde, haksız fiilin tüm sonuçlarından davalı taraf sorumlu tutulmalıdır. Müvekkilimizin sağ kolunda oluşan parçalı kırık ve geçirdiği cerrahi operasyon, bu asli kusurun doğrudan bir sonucudur. Davalının kuralları ihlal etmesiyle başlayan süreç, müvekkilin hayatını altüst eden bir yaralanma ile neticelenmiştir. Mahkemenizce yapılacak yargılamada da bilirkişi marifetiyle bu kusur durumunun teyit edileceği ve davalının sorumluluğunun netleşeceği aşikardır.
İşleten ve Sürücünün Müşterek Müteselsil Sorumluluğu
Trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunda, sadece aracı kullanan sürücü değil, aynı zamanda aracın işleteni de doğan zararlardan sorumludur. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 85. maddesi, "Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa... motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar" hükmünü amirdir. Bu düzenleme, tehlike sorumluluğu esasına dayanmakta olup, işletenin sorumluluğu kusursuz sorumluluk hallerinden biridir.
Somut olayda, davalı sürücünün kusuruyla meydana gelen kazada, aracın işleteni de müvekkilin uğradığı tüm maddi ve manevi zararlardan sürücü ile birlikte elbirliğiyle sorumludur. Müvekkil, davasını hem sürücüye hem de işletene karşı yönelterek, zararının eksiksiz ve hızlı bir şekilde tazmin edilmesini amaçlamaktadır. Müteselsil sorumluluk gereği, davalıların her biri zararın tamamından sorumlu olup, müvekkilimiz tazminatın tahsilini dilediği davalıdan talep etme hakkına sahiptir.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 35. Hukuk Dairesi’nin 2022/1787 Esas ve 2023/866 Karar sayılı ilamında müteselsil sorumluluk ve kusur ilişkisi şu şekilde ifade edilmiştir:
"davacı ...'nın %69 maluliyet oranı ve kazanın gerçekleşmesinde davalı sürücünün %100 kusurlu oluşu nazara alınarak talep edebileceği bakiye iş gücü kaybı zararının 733.176,18 TL olarak belirlendiği" (Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 35. Hukuk Dairesi - 2022/1787 E. - 2023/866 K. - 07.06.2023)
Bu karar, sürücünün tam kusurlu olduğu durumlarda ortaya çıkan ağır zararların, işleten ve diğer sorumlularla birlikte tazmin edilmesi gerektiğini göstermektedir. Bizim davamızda da davalı sürücü ve işleten, müvekkilin tedavi giderlerinden, iş göremezlik zararlarından ve yaşadığı manevi yıkımdan dolayı müşterek ve müteselsilen sorumlu tutulmalıdır. Davalının haksız fiili neticesinde müvekkilin vücut bütünlüğü ihlal edilmiş, sosyal ve ekonomik hayatı sekteye uğramıştır. Bu zararların giderilmesi, hukuk devleti ilkesinin ve adaletin bir gereğidir. Davalıların bu sorumluluktan kaçınması hukuken mümkün değildir; zira kaza, işletilme halindeki bir motorlu aracın, sürücüsünün ağır kusuruyla yaya geçidindeki bir vatandaşa çarpması sonucu meydana gelmiştir.
BEDENSEL BÜTÜNLÜĞÜN İHLALİ VE TEDAVİ SÜRECİNDEKİ MADDİ ZARARLAR
Yaralanmanın Niteliği ve Cerrahi Müdahalenin Gerekliliği
12.09.2024 tarihinde meydana gelen elim kaza neticesinde müvekkilin bedensel bütünlüğü, davalı tarafın asli ve ağır kusuru ile ağır bir şekilde ihlal edilmiştir. Çarpmanın şiddetiyle yaya geçidinden savrulan müvekkilin sağ kolunda meydana gelen parçalı kırık ve vücudunun muhtelif yerlerindeki yaygın yumuşak doku travması, yalnızca geçici bir rahatsızlık değil, müvekkilin yaşam fonksiyonlarını doğrudan etkileyen cerrahi bir süreci beraberinde getirmiştir. Türk Borçlar Kanunu’nun 54. maddesi uyarınca bedensel zararlar; tedavi giderlerini, kazanç kaybını ve çalışma gücünün azalmasından doğan kayıpları kapsamaktadır. Müvekkilin sağ kolundaki kırığın niteliği gereği, konservatif (alçı ile tedavi) yöntemlerin yeterli olmayacağı tıbben saptanmış ve müvekkilin koluna cerrahi bir operasyonla platin (osteosentez materyali) takılması zorunluluğu doğmuştur. Bu durum, haksız fiilin müvekkilin vücut bütünlüğünde yarattığı tahribatın ne derece derin olduğunu ve müvekkilin fiziksel olarak eski haline dönebilmesi için invaziv bir müdahaleye mahkum bırakıldığını göstermektedir.
Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin 2016/2497 Esas ve 2019/1127 Karar sayılı ilamı, bu tür ağır yaralanmalarda cerrahi müdahalenin ve uzun süreli tedavinin tazminat hukukundaki yerini şu şekilde onamıştır:
"zararın 89.852,60 TL olduğu... uzman bilirkişi raporunda belirtilen kusur oranının ve maddi tazminata ilişkin hesaplamanın hükme esas alınmasında bir usulsüzlük bulunmamasına" (Yargıtay 17. Hukuk Dairesi - 2016/2497 E. - 2019/1127 K. - 07.02.2019)
Bu karar, müvekkilimizin yaşadığına benzer şekilde, cerrahi müdahale gerektiren ağır yaralanmalarda ortaya çıkan hastane yatış, ameliyat ve düzenli ilaç kullanımı gibi zararların bilirkişi marifetiyle tam olarak hesaplanması gerektiğini teyit etmektedir. Müvekkil, geçirdiği bu ağır operasyon neticesinde haftalarca hastanede kalmış, kolundaki platinin vücut tarafından kabulü ve kaynama sürecinin takibi için sürekli tıbbi gözetim altında tutulmuştur. Cerrahi müdahale, müvekkil için sadece fiziksel bir acı değil, aynı zamanda hayatının bu dönemini tamamen hastane koridorlarında ve ameliyathanelerde geçirmesine neden olan bir travma kaynağı olmuştur. Davalının yaya geçidinde hız sınırını aşarak müvekkile çarpması, bu ağır cerrahi süreci kaçınılmaz kılmış olup, bu süreçte doğan her türlü maddi zararın tazmini adaletin gereğidir.
Hastane, İlaç ve Fizik Tedavi Giderlerinin Belgelendirilmesi
Müvekkilin tedavi süreci ameliyatla sınırlı kalmamış; taburcu edildikten sonra da uzun süreli bir rehabilitasyon ve fizik tedavi süreci devam etmiştir. Türk Borçlar Kanunu m. 54/1 kapsamında yer alan "tedavi giderleri" kavramı, sadece hastane faturası ile sınırlı olmayıp, hastanın iyileşmesi için gerekli olan ilaç, tıbbi malzeme, fizik tedavi seansları ve hatta bu süreçteki ulaşım giderlerini de kapsamaktadır. Müvekkilin sağ kolunun fonksiyonlarını yeniden kazanabilmesi için öngörülen fizik tedavi seansları, müvekkilin ekonomik durumunu sarsan ciddi bir maliyet kalemidir. Ayrıca, müvekkilin kaza sonrası yaklaşık üç ay boyunca kendi öz bakım ihtiyaçlarını (yemek yeme, giyinme, temizlik vb.) tek başına karşılayamamış olması, "bakıcı gideri" kaleminin de tazminat hesabında dikkate alınmasını zorunlu kılmaktadır. Müvekkil, kolu alçıda ve platinli olduğu bu süreçte üçüncü kişilerin yardımına muhtaç kalmıştır.
Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2024/404 Esas ve 2025/483 Karar sayılı ilamında, tedavi sürecindeki yan giderlerin tazminat kapsamındaki çeşitliliği şu şekilde hüküm altına alınmıştır:
"davacının talep edebileceği tedavi gideri maddi zararının 1.500,00 –TL, davacının talep edebileceği ilaç, tıbbi ekipman gideri maddi zararının 1.100,00 –TL, davacının talep edebileceği ulaşım gideri maddi zararının 3.500,00–TL, davacının talep edebileceği bakıcı gideri maddi zararının 20.016,00 TL" (Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi - 2024/404 E. - 2025/483 K. - 16.05.2025)
Somut olayımızda müvekkilin yaşadığı süreç, yukarıdaki kararda belirtilen kalemlerle birebir örtüşmektedir. Müvekkilin ameliyat sonrası evde geçirdiği nekahat döneminde, sağ kolunu kullanamaması sebebiyle profesyonel veya aile içi bir bakıma ihtiyaç duyduğu sabittir. Yargıtay içtihatları, aile bireylerinin bakımı üstlenmiş olmasının, davalıyı bakıcı gideri ödeme yükümlülüğünden kurtarmayacağını, zira burada bir emeğin sarf edildiğini açıkça kabul etmektedir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 2024/688 Esas ve 2024/3417 Karar sayılı ilamı da bu hususu desteklemektedir:
"iş göremezlik süresi içerisinde 4 ay süreyle başka birisinin yardımına gereksinim duyabileceği... bakıcı gideri 3.042,00 TL olarak hesaplanarak davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili kabul edilmiştir." (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi - 2024/688 E. - 2024/3417 K. - 17.04.2024)
Bu kararlar ışığında, müvekkilin tedavi sürecinde yapmak zorunda kaldığı SGK dışı ilaç ödemeleri, fizik tedavi seans ücretleri, hastaneye gidiş-dönüş için ödenen ulaşım bedelleri ve en önemlisi üç ay süren bakıcı ihtiyacından kaynaklanan zararlarının, davalılar tarafından müştereken ve müteselsilen tazmin edilmesi gerekmektedir. Sigorta şirketinin yaptığı eksik ödeme, müvekkilin bu kalemlerdeki gerçek zararını karşılamaktan çok uzaktır. Karayolları Trafik Kanunu’nun 98. maddesi uyarınca Sosyal Güvenlik Kurumu’nun sorumluluğu belirli sınırlar dahilinde olup, bu sınırları aşan ve "SGK dışı" olarak adlandırılan özel tedavi giderleri, doğrudan haksız fiil sorumlularından talep edilebilir. Müvekkilin iyileşme sürecinin hızı ve kalitesi, bu tedavi imkanlarına erişimiyle doğrudan bağlantılıdır.
Gelecekte Oluşabilecek Kalıcı Maluliyet ve Tedavi Riskleri
Cerrahi müdahale ve fizik tedavi süreçleri her ne kadar müvekkilin hayati tehlikesini ortadan kaldırmış olsa da, koluna takılan platinin ve meydana gelen ağır kırığın müvekkilin gelecekteki çalışma gücü üzerinde kalıcı bir iz bırakma riski oldukça yüksektir. "Kalıcı maluliyet", bir kişinin beden gücünde meydana gelen ve tıbben geri döndürülemez olan eksilmeyi ifade eder. Müvekkil, özel sektörde aktif olarak çalışan bir birey olarak, sağ kolundaki hareket kısıtlılığı nedeniyle mesleki kariyerinde ve ekonomik geleceğinde ciddi bir sarsılma ile karşı karşıyadır. TBK m. 54/4 uyarınca "ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar" da bedensel zarar kapsamında tazmin edilmelidir. Müvekkilin kolundaki platinin ileride bir enfeksiyon riski taşıması veya ikinci bir operasyonla çıkarılmasının gerekmesi gibi ihtimaller, tedavi sürecinin henüz tamamlanmadığını ve gelecekte de maddi külfetlerin doğacağını göstermektedir.
Konya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2020/259 Esas ve 2023/223 Karar sayılı ilamı, bu tür kalıcı risklerin ve iş göremezlik zararlarının kapsamını şu şekilde belirlemiştir:
"513.804,07 TL MADDİ TAZMİNATIN (sürekli iş göremezlik 471.295,07 TL, geçici iş göremezlik 16.595,75 TL, bakıcı gideri 9.132,75 TL, tedavi gideri 16.780,50 TL) tahsiline hükmedilmiştir." (Konya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi - 2020/259 E. - 2023/223 K. - 12.04.2023)
Müvekkilin durumunda da, geçici iş göremezlik süresinin (üç ay) ötesinde, kolundaki fonksiyon kaybının kalıcı olup olmadığı noktasında Adli Tıp Kurumu’ndan alınacak rapor, zararın gerçek boyutunu ortaya koyacaktır. Ancak mevcut tıbbi veriler ve hayatın olağan akışı, bu denli ağır bir kırığın ve cerrahi müdahalenin kişide belirli bir oranda maluliyet bırakacağını öngörmektedir. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi’nin 2021/2044 Esas ve 2024/1316 Karar sayılı ilamında da vurgulandığı üzere, davacının maluliyet durumunun titizlikle incelenmesi ve tedavi giderlerine ilişkin tüm delillerin toplanması elzemdir:
"davacıdan geçici iş göremezlik mi kalıcı sürekli iş göremezlik mi zararının istediğinin sorulması, yaptığı tedavi giderlerine ilişkin delillerin toplanması" (Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi - 2021/2044 E. - 2024/1316 K. - 28.11.2024)
Müvekkilin gelecekteki yaşam kalitesini ve kazanç sağlama yeteneğini doğrudan tehdit eden bu maluliyet riski, sadece bugünkü tedavi faturaları ile ölçülemez. Müvekkilin kolundaki platinin varlığı, mevsimsel ağrılardan ağır yük kaldıramamaya kadar geniş bir yelpazede müvekkili kısıtlayacaktır. Bu kısıtlılık, müvekkilin iş piyasasındaki rekabet gücünü azaltacak ve belki de meslek değiştirmesine veya erken emekli olmasına neden olacaktır. Dolayısıyla, davalıların sorumluluğu sadece kaza anındaki zararla sınırlı olmayıp, bu haksız fiilin müvekkilin tüm geleceğine sirayet eden ekonomik etkilerini de kapsamaktadır. Sigorta şirketinin yaptığı ödemede bu "gelecek projeksiyonu" ve "kalıcı hasar ihtimali" tamamen göz ardı edilmiştir. Oysa ki tazminat hukukunun temel amacı, zarar görenin malvarlığında haksız fiil gerçekleşmeseydi bulunacak olan durum ile haksız fiil sonrası oluşan durum arasındaki farkın (fark teorisi) tamamen kapatılmasıdır. Müvekkilin sağ kolundaki cerrahi müdahale izleri ve platin, bu farkın en somut ve acı veren kanıtıdır. Davalıların bu ağır bedensel ihlalden doğan tüm mevcut ve muhtemel zararları karşılaması, hem yasal bir zorunluluk hem de hakkaniyetin bir gereğidir.
ÇALIŞMA GÜCÜ KAYBI VE SİGORTA ŞİRKETİNİN EKSİK ÖDEMESİ
12.09.2024 tarihinde meydana gelen haksız fiil neticesinde müvekkilin bedensel bütünlüğü ağır bir saldırıya uğramış, bu durum sadece fiziksel bir acı ile sınırlı kalmayıp müvekkilin ekonomik geleceğini ve çalışma hayatını da doğrudan sekteye uğratmıştır. Türk Borçlar Kanunu’nun 54. maddesi, bedensel zararların kapsamını belirlerken kazanç kaybını ve çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıpları açıkça zikretmiştir. Müvekkilin sağ kolundaki kırık nedeniyle geçirdiği cerrahi operasyon ve sonrasındaki uzun iyileşme süreci, onun iş gücünden mahrum kalmasına sebebiyet vermiştir. Tazminat hukukunda "fark teorisi" uyarınca, müvekkilin malvarlığının kaza olmasaydı ulaşacağı durum ile kaza sonrası mevcut durumu arasındaki eksilmenin tam olarak giderilmesi gerekmektedir. Bu eksilme, hem fiilen kaybedilen ücretleri hem de iyileşme sürecinde başkasının yardımına ihtiyaç duyulması nedeniyle doğan ek maliyetleri kapsamaktadır.
Geçici İş Göremezlik Süresince Uğranılan Kazanç Kaybı
Müvekkil, özel bir şirkette aktif olarak çalışan, emeğiyle geçinen bir bireydir. Sağ kolunda meydana gelen parçalı kırık ve takılan platin, onun mesleki faaliyetlerini icra etmesini imkansız hale getirmiştir. Kaza tarihinden itibaren yaklaşık üç ay süren mutlak istirahat ve tedavi dönemi, hukuk terminolojisinde "geçici iş göremezlik" olarak adlandırılmaktadır. Bu süre zarfında müvekkil, iş sözleşmesinden doğan edimlerini yerine getirememiş ve dolayısıyla ana gelir kaynağı olan ücretinden mahrum kalmıştır. Geçici iş göremezlik zararı, sadece çıplak maaş kaybı değil, aynı zamanda bu süreçte elde edilemeyen yan ödemeleri, primleri ve sosyal hakları da kapsayan geniş bir kavramdır.
Müvekkilin uğradığı bu zararın hesaplanmasında, gerçek kazancının esas alınması bir zorunluluktur. Sigorta şirketleri veya davalı taraflar genellikle asgari ücret üzerinden hesaplama yapma eğiliminde olsalar da, Yargıtay yerleşik içtihatlarında zarar görenin mesleki kıdemi ve somut geliri üzerinden tazminatın belirlenmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Konya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2020/259 Esas ve 2023/223 Karar sayılı ilamı, bu tür durumlarda iş göremezlik tazminatının nasıl ele alınması gerektiğini şu şekilde ortaya koymuştur:
"513.804,07 TL MADDİ TAZMİNATIN (sürekli iş göremezlik 471.295,07 TL, geçici iş göremezlik 16.595,75 TL, bakıcı gideri 9.132,75 TL, tedavi gideri 16.780,50 TL) tahsiline" (Konya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi - 2020/259 E. - 2023/223 K. - 12.04.2023)
Söz konusu kararda görüleceği üzere, mahkeme geçici iş göremezlik zararını ayrı bir kalem olarak kabul etmiş ve bilirkişi marifetiyle hesaplanan bu tutarın tazminine hükmetmiştir. Müvekkilin durumunda da, üç aylık süreçte işinden uzak kalması, kariyerindeki ilerleyişinin durması ve bu süreçte yaşadığı ekonomik dar boğaz, davalıların kusurlu eyleminin doğrudan bir sonucudur. Müvekkilin sağ kolunu kullanamaması, özellikle özel sektörün rekabetçi yapısı içinde işini kaybetme riskiyle de onu karşı karşıya bırakmıştır. Bu nedenle, geçici iş göremezlik tazminatı hesaplanırken sadece takvim günleri değil, müvekkilin ekonomik geleceğinin sarsılması riski de göz önünde bulundurulmalıdır.
Hukuki açıdan geçici iş göremezlik, kişinin haksız fiil nedeniyle geçici bir süre için çalışma gücünü tamamen veya kısmen kaybetmesidir. Bu süreçte müvekkil, SGK’dan geçici iş göremezlik ödeneği almış olsa dahi, bu ödenek ile gerçek maaşı arasındaki farkın davalılardan talep edilmesi yasal bir haktır. Zira sosyal güvenlik ödemeleri çoğu zaman gerçek zararı karşılamaktan uzaktır ve zarar verenin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Müvekkilin ameliyat sonrası kolundaki kısıtlılık ve fizik tedavi süreci dikkate alındığında, bu üç aylık sürenin hayatın olağan akışına uygun olduğu ve tıp ilmi çerçevesinde de zorunlu olduğu görülecektir.
Bakıcı Gideri ve Üçüncü Kişi Yardımına Duyulan İhtiyaç
Müvekkilin sağ kolundaki ağır yaralanma, sadece iş hayatını değil, en temel öz bakım ihtiyaçlarını karşılamasını da engellemiştir. Yemek yeme, giyinme, kişisel temizlik gibi günlük rutin faaliyetlerin, sağ kolu platinli ve alçıya alınmış bir birey tarafından tek başına yerine getirilmesi fiziksel olarak imkansızdır. Bu durum, müvekkili belirli bir süre için üçüncü bir kişinin yardımına muhtaç bırakmıştır. Hukukumuzda "bakıcı gideri" olarak tanımlanan bu zarar kalemi, müvekkilin profesyonel bir bakıcı tutmuş olup olmamasından bağımsız olarak talep edilebilir. Yargıtay’ın istikrar kazanmış görüşüne göre, aile bireylerinin bu bakımı üstlenmiş olması, davalıyı tazminat yükümlülüğünden kurtarmaz; zira aile bireylerinin harcadığı emek ve zamanın da ekonomik bir karşılığı vardır.
Müvekkilin ameliyat sonrası yaşadığı bu bağımlılık süreci, tedavi giderlerinin ayrılmaz bir parçasıdır. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 2024/688 Esas ve 2024/3417 Karar sayılı ilamında, Adli Tıp Kurumu raporuna dayanarak bakıcı giderinin kabul edilmesi gerektiği şu ifadelerle belirtilmiştir:
"08.12.2021 tarihli raporunda, mevcut belgelere göre: ...'nun 26.8.2010 tarihinde geçirdiği trafik kazasına bağlı; iş göremezlik süresinin olay tarihinden itibaren 9 aya kadar uzayabileceği, femur boyun kırığı ve amputasyon nedeni ile ameliyat sonrası cerrahi yara bakımı, yara iyileşmesi, fizyolojik ve klinik açıdan rehabilitasyon amacıyla kişinin kendi ihtiyaçlarını giderebilmesi için iş göremezlik süresi içerisinde 4 ay süreyle başka birisinin yardımına gereksinim duyabileceği" (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi - 2024/688 E. - 2024/3417 K. - 17.04.2024)
Bu kararda vurgulanan temel ilke, ağır yaralanmalarda ve cerrahi müdahalelerden sonra kişinin "kendi ihtiyaçlarını giderebilmesi için" başkasının yardımına ihtiyaç duyduğunun tıbbi bir gerçeklik olduğudur. Müvekkilimiz de sağ kolundaki parçalı kırık ve takılan platin nedeniyle, operasyon sonrasındaki kritik iyileşme döneminde tamamen başkasının desteğiyle yaşamını sürdürebilmiştir. Bu desteğin ekonomik değeri, asgari ücret üzerinden hesaplanacak bakıcı gideri tazminatı ile karşılanmalıdır. Davalı tarafın, müvekkilin ailesinin kendisine bakmış olmasını bir savunma aracı olarak kullanması hukuken geçersizdir. Zira bu durum "zarar görenin yakınlarının fedakarlığı" olarak kabul edilir ve haksız fiili gerçekleştiren failin bu fedakarlıktan haksız bir kazanç sağlamasına izin verilemez.
Dahası, bakıcı gideri sadece fiziksel yardımı değil, aynı zamanda müvekkilin hastaneye gidiş gelişlerinde refakat edilmesi, ilaçlarının takibi ve pansuman süreçlerindeki yardımları da kapsar. Müvekkilin kolundaki platinin yarattığı hareket kısıtlılığı, onun ev içindeki güvenliğini de tehlikeye atmış, düşme veya kolunu çarpma riskine karşı sürekli bir gözetimi zorunlu kılmıştır. Bu bağlamda, bilirkişi incelemesi sırasında müvekkilin tıbbi belgeleri ve ameliyat notları incelendiğinde, bu yardımın ne kadar süreyle ve hangi yoğunlukta gerekli olduğu açıkça ortaya çıkacaktır.
ZMSS Kapsamındaki Eksik Ödemenin Bakiye Tazminat Talebi
Müvekkil, kazanın ardından yasal haklarını aramak üzere ilgili sigorta şirketine başvuruda bulunmuş, ancak kendisine yapılan ödeme gerçek zararının çok altında kalmıştır. Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS), Karayolları Trafik Kanunu’nun 91. maddesi uyarınca işletenin hukuki sorumluluğunu teminat altına alan ve zarar görenin mağduriyetini hızlıca gidermeyi amaçlayan bir kurumdur. Ancak uygulamada sigorta şirketleri, genellikle kendi aktüer hesaplama yöntemlerini kullanarak, yargılamada esas alınan yöntemlerden (örneğin TRH 2010 tablosu veya progresif rant yöntemi) farklı ve davacı aleyhine sonuç doğuran hesaplamalar yapmaktadır. Müvekkile yapılan kısmi ödeme, sadece o anki belgeli tedavi giderlerinin bir kısmını kapsamış; geçici iş göremezlikten doğan kazanç kaybını, bakıcı giderini ve en önemlisi gelecekteki kalıcı maluliyet riskini tamamen dışlamıştır.
Trafik kazalarından doğan tazminat davalarında, sigorta şirketinin yaptığı ödemenin bir "ibraname" veya "tam ödeme" olarak kabul edilmesi için, yapılan ödemenin gerçek zarara uygun olması şarttır. Aksi takdirde, yapılan ödeme sadece bir "avans" niteliğinde kalır ve bakiye kısmın talep edilmesine engel teşkil etmez. Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2018/1221 Esas ve 2024/1268 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, sigorta şirketinin sorumluluğu poliçe limitleri dahilinde ancak gerçek zararı kapsayacak şekildedir:
"16.568,00-TL geçici iş göremezlik tazminatının... davalıdan alınarak davacıya verilmesine" (Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi - 2018/1221 E. - 2024/1268 K. - 17.12.2024)
Bu karardan da anlaşılacağı üzere, sigorta şirketinin daha önce bir ödeme yapmış olması, mahkemenin bilirkişi raporuyla tespit edeceği gerçek zararın tahsiline engel değildir. Müvekkilin durumunda da, sigorta şirketi tarafından yapılan ödeme miktarı ile dosya kapsamında yapılacak profesyonel aktüer hesabı arasında fahiş bir fark olduğu görülecektir. Bu farkın temel sebebi, sigorta şirketinin müvekkilin gerçek gelirini, işten kalma süresini ve sağ kolundaki fonksiyon kaybının gelecekteki ekonomik etkilerini (ekonomik geleceğin sarsılması) hesaba katmamış olmasıdır.
Ayrıca, Karayolları Trafik Kanunu’nun 99. maddesi uyarınca sigortacı, gerekli belgelerin iletilmesinden itibaren sekiz iş günü içinde tazminatı ödemekle yükümlüdür. Bu sürenin aşılması veya eksik ödeme yapılması durumunda sigorta şirketi temerrüde düşmüş sayılır. Müvekkilimize yapılan eksik ödeme nedeniyle, bakiye tutar üzerinden temerrüt faizi işletilmesi de bir zorunluluktur. Sigorta poliçesi, sadece kaza anındaki masrafları değil, kazaya bağlı olarak gelişen tüm maddi kayıpları teminat altına alır. Müvekkilin koluna takılan platinin ileride çıkarılması için yapılacak ikinci bir ameliyatın masrafları ile bu süreçteki yeni iş göremezlik ve bakım giderleri de "müstakbel zarar" kapsamında değerlendirilmelidir.
Son olarak, Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin 2014/8939 Esas ve 2016/8333 Karar sayılı ilamı, eksik hesaplamaların ve göz ardı edilen gider kalemlerinin tazminat hukukundaki yerini net bir şekilde ortaya koymaktadır:
"Dosya kapsamına göre davacı 4,3 oranında kaza nedeniyle malül kalmış olup 6 ay boyuncada geçici olarak iş göremez hale gelmiştir.' ve 'Mahkemece alınan 01.02.2013 taraihli aktüer raporunda 6 aylık dönem için bakıcı gideri hesaplaması da yapılmıştır." (Yargıtay 17. Hukuk Dairesi - 2014/8939 E. - 2016/8333 K. - 29.09.2016)
Bu içtihat ışığında, müvekkilin davasında da geçici iş göremezlik ve bakıcı giderlerinin aktüer bilirkişi tarafından titizlikle hesaplanması ve sigorta şirketinin daha önce yaptığı sembolik ödemenin bu tutardan mahsup edilerek kalan bakiye tazminatın hüküm altına alınması gerekmektedir. Davalı sigorta şirketi, sadece poliçe limitleri ile değil, aynı zamanda dürüstlük kuralı çerçevesinde zarar görenin gerçek zararını gidermekle mükelleftir. Müvekkilin çalışma gücündeki kayıp, sadece bugünün meselesi değil, aynı zamanda sakat kalan veya kısıtlanan bir uzuvla çalışma hayatına devam etmenin getireceği ek eforun (efor tazminatı) da bir parçasıdır. Tüm bu nedenlerle, eksik ödemenin tamamlanması ve müvekkilin maddi kayıplarının tam olarak telafi edilmesi adalet gereğidir.
MANEVİ ÇÖKÜNTÜ VE YAŞAM KALİTESİNDEKİ KAYBIN TELAFİSİ
Travma Sonrası Stres Bozukluğu ve Psikolojik Yıkım
Müvekkil, 12.09.2024 tarihinde İstanbul’un en işlek noktalarından birinde, yaya olarak tüm trafik kurallarına riayet ettiği ve kendisi için yeşil ışık yandığı sırada, davalının fütursuzca sergilediği kural ihlali neticesinde ağır bir trafik kazası geçirmiştir. Bu kaza, yalnızca müvekkilin bedensel bütünlüğüne yönelik bir saldırı değil, aynı zamanda onun ruhsal dünyasında telafisi imkansız gedikler açan travmatik bir hadisedir. Bir insanın, güvenli olduğunu varsaydığı bir alanda (yaya geçidinde) aniden kontrolsüz bir gücün çarpmasına maruz kalması, kişideki temel güven duygusunu yerle bir etmektedir. Müvekkil, çarpmanın şiddetiyle savrulduğu andan itibaren ölümle burun buruna gelmiş, hastaneye sevk edilme ve acil cerrahi müdahale süreçlerinde derin bir korku ve panik yaşamıştır. Bu durum, tıp literatüründe "Travma Sonrası Stres Bozukluğu" olarak tanımlanan ve kişinin yaşam kalitesini doğrudan doğruya aşağı çeken psikolojik bir yıkımın fitilini ateşlemiştir.
Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin 2013/15384 Esas ve 2015/3184 Karar sayılı ilamı, kazanın şiddetinin ve yarattığı şokun manevi tazminat noktasındaki önemini şu ifadelerle vurgulamaktadır:
"hayatın olağan akışında kullandığı araç 10 günde tamir edilecek şekilde hasarlanan davacının çarpmanın etki ve şiddetiyle korku ve panik yaşaması" (Yargıtay 17. Hukuk Dairesi - 2013/15384 E. - 2015/3184 K. - 23.02.2015)
Söz konusu içtihatta, fiziksel hasarın ötesinde "çarpmanın etki ve şiddetiyle yaşanan korku ve panik" manevi tazminatın gerekçesi olarak kabul edilmiştir. Somut olayda müvekkil, bir araç içerisinde bile değil, savunmasız bir yaya olarak doğrudan bir aracın metal kütlesinin çarpmasına maruz kalmıştır. Bu çarpmanın yarattığı dehşet, müvekkilin zihninde sürekli olarak kaza anını yeniden yaşamasına (flashback), uyku bozukluklarına ve dış dünyaya karşı aşırı bir kaygı geliştirmesine neden olmuştur. Davalının asli ve tam kusuruyla sebebiyet verdiği bu hadise, müvekkilin ruhsal dengesini bozmuş; onu sürekli bir tetikte olma haline ve asabiyete sürüklemiştir.
Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi’nin 2021/1097 Esas ve 2024/341 Karar sayılı ilamı da benzer bir ruhsal çöküntüye dikkat çekmektedir:
"davacı için hükmedilen 5.000,00 TL manevi tazminat miktarı azdır. Bu nedenle ... 20.000,00 TL manevi tazminat verilmesi dosya kapsamına uygun olacaktır." ve "davacının sol kol zayıflığı, psikolojik çöküntü ve panik atak gibi manevi zararlar belirtilmiş olup" (Antalya BAM 4. HD - 2021/1097 E. - 2024/341 K. - 06.03.2024)
Bu kararda da açıkça görüleceği üzere, fiziksel yaralanmaların (kol zayıflığı gibi) yanı sıra "psikolojik çöküntü ve panik atak" gibi unsurlar, manevi tazminat miktarının artırılmasında temel kriter olarak kabul edilmektedir. Müvekkilimizin sağ kolunda meydana gelen parçalı kırık ve takılan platin, sadece fiziksel bir kısıtlılık değil, aynı zamanda her aynaya baktığında veya kolunu her hareket ettiremediğinde yaşadığı o meşum kaza gününü hatırlatan kalıcı bir travma nişanesidir. Müvekkilin yaşadığı bu ağır psikolojik yıkım, sosyal ve mesleki hayatını sürdürmesini imkansız hale getirmiş, onu derin bir karamsarlığa itmiştir.
Sosyal Hayattan Kopuş ve Yaşam Sevincinin Azalması
Kazadan önceki hayatında sosyal, aktif ve kendi kendine yetebilen bir birey olan müvekkil, davalının haksız fiili sonucunda üç ay boyunca yatağa ve başkalarının yardımına bağımlı hale gelmiştir. Bir yetişkin için en temel öz bakım ihtiyaçlarını dahi tek başına karşılayamamak, bir başkasının desteği olmadan hareket edememek, kişinin onurunu ve özsaygısını zedeleyen bir durumdur. Müvekkil, bu süreçte sadece fiziksel ağrılarla değil, aynı zamanda "işe yaramazlık" ve "bağımlılık" hissinin getirdiği ağır bir depresif ruh haliyle de mücadele etmiştir. Sağ kolunu kullanamaması nedeniyle hobilerinden, sosyal çevresinden ve iş hayatından kopan müvekkil için yaşam sevinci, yerini derin bir keder ve izolasyona bırakmıştır.
Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin 2015/3499 Esas ve 2017/9249 Karar sayılı ilamında, kaza sonrası yaşanan bu duygu durumu şu şekilde tasvir edilmiştir:
"çok büyük üzüntü ve acı çektiğini, davacının adeta sahipsiz ve kimsesiz kaldığını, kendini işe yaramaz hissettiğini" (Yargıtay 17. Hukuk Dairesi - 2015/3499 E. - 2017/9249 K. - 18.10.2017)
Yargıtay, davacının "hayata küstüğünü ve sosyal hayatının olumsuz etkilendiğini" belirterek manevi tazminatın bu eksende değerlendirilmesi gerektiğini onamıştır. Müvekkilimiz de benzer şekilde, koluna takılan platin ve geçirdiği ameliyatlar silsilesi sonucunda eski hareket kabiliyetini yitirmiş, spor yapamaz, arkadaşlarıyla vakit geçiremez ve en önemlisi mesleğini icra edemez duruma gelmiştir. Bu durum, genç ve dinamik bir çalışan olan müvekkil için sadece ekonomik bir kayıp değil, aynı zamanda kimliğinin ve toplumsal rolünün sarsılması anlamına gelmektedir. Yaşam kalitesindeki bu dramatik düşüş, müvekkilin geleceğe dair umutlarını kırmış ve onu sosyal bir izolasyona mahkum etmiştir.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 35. Hukuk Dairesi’nin 2022/1787 Esas ve 2023/866 Karar sayılı ilamı, bu tür sosyal ve ruhsal kayıpların tazminat hukukundaki yerini netleştirmektedir:
"davacıların yaşadığı ağır ruhsal ve sihirsel çöküntülerin kazanın doğrudan sebep olduğu zararlar" (Ankara BAM 35. HD - 2022/1787 E. - 2023/866 K. - 07.06.2023)
Müvekkilin yaşadığı bu "ağır ruhsal çöküntü", davalının asli kusurlu eyleminin doğrudan bir sonucudur. Sosyal hayattan kopuş, basit bir can sıkıntısı değil; kişinin toplum içindeki varoluşunu sekteye uğratan, onu yalnızlığa ve mutsuzluğa iten bir süreçtir. Müvekkilin sağ kolundaki kısıtlılığın devam etmesi, onun gelecekteki sosyal etkileşimlerini de kalıcı olarak etkileyecek ve yaşam sevincini her geçen gün biraz daha azaltacaktır. Bu nedenle, takdir edilecek manevi tazminatın, müvekkilin bu sosyal yıkımını bir nebze olsun hafifletecek düzeyde olması hukuk devletinin ve adaletin bir gereğidir.
Hak ve Nesafet İlkeleri Gereğince Manevi Tazminat Takdiri
Manevi tazminat, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 56. maddesinde düzenlenmiş olup, bedensel bütünlüğü ihlal edilen kişinin uğradığı manevi zararların giderilmesini amaçlar. Kanun koyucu, manevi tazminatın miktarının belirlenmesinde hakime geniş bir takdir yetkisi tanımıştır. Ancak bu takdir yetkisi keyfi olmayıp; olayın oluş şekli, tarafların kusur durumu, sosyal ve ekonomik statüleri ile paranın alım gücü gibi somut kriterlere dayanmalıdır. Manevi tazminat, bir zenginleşme aracı olmamakla birlikte, davacıda oluşan acı ve elemi dindirecek, davalı için ise caydırıcılık unsuru taşıyacak bir miktarda belirlenmelidir.
Konya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2020/259 Esas ve 2023/223 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere:
"TBK 56. Maddesinde 'Hakim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda... uygun bir miktar paranın manevi tazminatı olarak ödenmesine karar verebilir'" (Konya 4. ATM - 2020/259 E. - 2023/223 K. - 12.04.2023)
Somut olayda davalı sürücü, yaya geçidinde hız sınırlarını aşarak ve yaya önceliğini hiçe sayarak müvekkile çarpmış, asli ve tam kusurlu olduğu kaza tespit tutanağıyla sabitlenmiştir. Müvekkilin ise kazanın oluşumunda zerre kadar kusuru bulunmamaktadır. Bu denli ağır bir kusur ve fütursuzca sergilenen kural ihlali karşısında, sembolik miktarlarda manevi tazminata hükmedilmesi, adalete olan güveni sarsacağı gibi davalı tarafın benzer ihlalleri yapma konusundaki pervasızlığını da pekiştirecektir.
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi’nin 2022/910 Esas ve 2025/11 Karar sayılı ilamı, manevi tazminat miktarının tayininde güncel ekonomik koşulların ve yaralanmanın ciddiyetinin nasıl gözetilmesi gerektiğini şu şekilde ifade etmektedir:
"davacı için takdir edilen manevi tazminatın bir miktar düşük kaldığı anlaşılmakla davacı vekilinin bu husustaki istinaf itirazı kabul edilmiştir." (İzmir BAM 20. HD - 2022/910 E. - 2025/11 K. - 15.01.2025)
Mahkeme bu kararında, tazminatı 45.000 TL’ye yükseltirken "paranın alım gücü ve tarafların durumlarını" dikkate almıştır. Müvekkilimizin davasında da, sağ kolda meydana gelen ve cerrahi müdahale gerektiren ağır kırık, takılan platin, 3 aylık tam bağımlılık süreci ve kalıcı maluliyet riski göz önüne alındığında, talep ettiğimiz manevi tazminat miktarının hak ve nesafet ilkelerine tam anlamıyla uygun olduğu görülecektir. Müvekkilin çektiği bedensel acıların yanı sıra, ruhsal dünyasında meydana gelen sarsıntının telafisi için hükmedilecek tutarın, güncel ekonomik veriler ışığında müvekkilin yaşam standardını bir nebze de olsa koruyabilmesine hizmet etmesi gerekmektedir.
Sonuç olarak, davalının haksız fiili neticesinde müvekkilin vücut bütünlüğü ağır şekilde ihlal edilmiş, yaşam kalitesi düşmüş ve derin bir manevi çöküntü meydana gelmiştir. Türk Borçlar Kanunu m. 56 ve yerleşik yargı içtihatları uyarınca, müvekkilin yaşadığı elem, keder ve ızdırabın bir nebze olsun dindirilmesi amacıyla, davalının kusurunun ağırlığı ve müvekkilin mağduriyetinin boyutuyla mütenasip, adalete ve hakkaniyete uygun bir manevi tazminata hükmedilmesi elzemdir.
NETİCE VE İSTEM
Yukarıda detaylıca açıklanan ve yargılama sürecinde sunulacak delillerle sabitlenecek olan haklı nedenlerle;
- Davamızın KABULÜNE,
- Müvekkilin uğradığı ve bilirkişi marifetiyle kesin tutarı belirlenecek olan; tedavi giderleri, geçici iş göremezlik kaybı, bakıcı gideri ve çalışma gücü kaybından doğan maddi tazminatın, davalı sigorta şirketi bakımından poliçe limitleri dahilinde kalmak kaydıyla, tüm davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline,
- Müvekkilin yaşadığı ağır bedensel acı, ruhsal travma ve yaşam kalitesindeki dramatik düşüş dikkate alınarak, takdir edilecek uygun miktardaki manevi tazminatın, kaza tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalı sürücü ve işletenden müştereken ve müteselsilen tahsiline,
- Yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa tahmiline karar verilmesini saygılarımızla vekaleten arz ve talep ederiz. 22.05.2025
Davacı Vekili Av. [Ad Soyad] (İmza)
İLGİLİ MEVZUAT METİNLERİ
1. 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK)
- Madde 49: Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar verenin bu zararı gidermekle yükümlü olduğunu düzenler. Davalının asli kusurlu eylemiyle verdiği zararın tazmini için temel dayanaktır.
- Madde 54: Bedensel zararları; tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalmasından doğan kayıplar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar olarak tanımlar. Dilekçedeki ameliyat masrafları ve 3 aylık iş göremezlik tazminatı taleplerini destekler.
- Madde 56: Bedensel bütünlüğün zedelenmesi durumunda hakimin manevi tazminata hükmedebileceğini belirtir. Davacının yaşadığı elem, keder ve psikolojik travmanın telafisi için yasal dayanaktır.
2. 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu (KTK)
- Madde 52/1-a: Sürücülerin yaya geçitlerine yaklaşırken hızlarını azaltmak zorunda olduklarını düzenler. Davalının hız sınırını aşarak kazaya sebebiyet vermesi bu maddenin ihlalidir.
- Madde 74: Sürücülerin yaya geçitlerine yaklaşırken yavaşlamaları ve geçmekte olan yayalara durarak ilk geçiş hakkını vermeleri gerektiğini emreder. Davalının yaya önceliğine uymaması bu madde uyarınca asli kusur sebebidir.
- Madde 85: Bir motorlu aracın işletilmesinin yaralanmaya sebep olması halinde işletenin ve sürücünün doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğunu hükme bağlar.
- Madde 91: İşletenlerin mali sorumluluk sigortası (ZMSS) yaptırma zorunluluğunu düzenler.
- Madde 97: Zarar görenin, zorunlu mali sorumluluk sigortası sınırları içinde doğrudan sigortacıya karşı dava açabileceğini belirtir. Sigorta şirketine yapılan başvurunun yetersiz kalması durumunda dava açma hakkını teyit eder.
- Madde 99: Sigortacıların, gerekli belgelerin iletilmesinden itibaren 8 iş günü içinde tazminatı ödemekle yükümlü olduğunu düzenler. Sigorta şirketinin eksik ödeme yapması durumunda temerrüt ve bakiye tazminat taleplerine dayanak oluşturur.
TAM MADDE METİNLERİ
KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU - Madde 52
Sürücüler: a) Kavşaklara yaklaşırken, dönemeçlere girerken, tepe üstlerine yaklaşırken, dönemeçli yollarda ilerlerken, yaya geçitlerine, hemzemin geçitlere, tünellere, dar köprü ve menfezlere yaklaşırken, yapım ve onarım alanlarına girerken, hızlarını azaltmak, b) Hızlarını, kullandıkları aracın yük ve teknik özelliğine, görüş, yol, hava ve trafik durumunun gerektirdiği şartlara uydurmak, c) Diğer bir aracı izlerken yukarıdaki fıkrada belirlenen durumları göz önünde tutarak güvenli bir mesafe bırakmak, d) Kol ve grup halinde araç kullananlar, araçları arasında yönetmelikte belirtilen esaslara uygun olarak diğer araçların güvenle girebilecekleri açıklıklar bulundurmak, Zorundadırlar. (Değişik: 21/5/1997-4262/4 md.) Bu madde hükmüne uymayan sürücüler 1 800 000 lira para cezası ile cezalandırılırlar.
KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU - Madde 52
Sürücüler: a) Kavşaklara yaklaşırken, dönemeçlere girerken, tepe üstlerine yaklaşırken, dönemeçli yollarda ilerlerken, yaya geçitlerine, hemzemin geçitlere, tünellere, dar köprü ve menfezlere yaklaşırken, yapım ve onarım alanlarına girerken, hızlarını azaltmak, b) Hızlarını, kullandıkları aracın yük ve teknik özelliğine, görüş, yol, hava ve trafik durumunun gerektirdiği şartlara uydurmak, c) Diğer bir aracı izlerken yukarıdaki fıkrada belirlenen durumları göz önünde tutarak güvenli bir mesafe bırakmak, d) Kol ve grup halinde araç kullananlar, araçları arasında yönetmelikte belirtilen esaslara uygun olarak diğer araçların güvenle girebilecekleri açıklıklar bulundurmak, Zorundadırlar. (Değişik: 21/5/1997 - 4262/4 md.) Bu madde hükmüne uymayan sürücüler 1 800 000 lira para cezası ile cezalandırılırlar.
KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU - Madde 74
(Başlığı ile Birlikte Değişik: 18/10/2018-7148/25 md.) Sürücüler, görevli bir kişi veya ışıklı trafik işareti bulunmayan ancak trafik işareti veya levhalarıyla belirlenmiş kavşak giriş ve çıkışları ile yaya veya okul geçitlerine yaklaşırken yavaşlamak, varsa buralardan geçen veya geçmek üzere bulunan yayalara durarak ilk geçiş hakkını vermek zorundadırlar. Bu madde hükümlerine uymayan sürücüler 488 Türk lirası idari para cezası ile cezalandırılırlar. Okul taşıtları:
KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU - Madde 74
Görevli bir kişi veya ışıklı trafik işaretleri bulunmayan, ancak başka bir trafik işareti ile belirlenmiş yaya veya okul geçitlerine yaklaşırken bütün sürücüler araçlarını yavaşlatmak ve bu geçitlerden geçen veya geçmek üzere bulunan kişilere ve öğrencilere ilk geçiş hakkını vermek zorundadırlar. (Değişik: 21/5/1997 - 4262/4 md.) Bu madde hükümlerine uymayan sürücüler 3 600 000 lira para cezası ile cezalandırılırlar.
KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU - Madde 85
(Değişik birinci fıkra: 17/10/1996-4199/28 md.) Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar. (Ek: 17/10/1996-4199/28 md.) Motorlu araç ölüme veya yaralanmaya sebebiyet vermiş ise, kazaya karışan aracın başkalarına devir ve temliki veya üzerinde bir hak tesisini önlemek amacıyla olaya el koyan Cumhuriyet Savcılıklarınca, aracın tescilli olduğu tescil kuruluşuna trafik kaydı üzerine şerh düşülmesi için talimat verilir. Kaza anı ile Cumhuriyet Savcılığınca trafik kaydı üzerine şerh düşülmesi arasında geçen süreler içinde kötü niyetle yapılan araç tescilleri hükümsüz sayılır. Şerhin konulduğu tarihten itibaren bir ay içerisinde, şerhin kaldırıldığına veya devamına ilişkin mahkeme kararı ibraz edilmediği takdirde bu şerh hükümsüz sayılır. İşletilme halinde olmayan bir motorlu aracın sebep olduğu trafik kazasından dolayı işletenin sorumlu tutulabilmesi için, zarar görenin, kazanın oluşumunda işleten veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilere ilişkin bir kusurun varlığını veya araçtaki bozukluğun kazaya sebep olduğunu ispat etmesi gerekir. (Değişik: 17/10/1996-4199/28 md.) İşleten ve araç işleticisi teşebbüs sahibi, hakimin takdirine göre kendi aracının katıldığı bir kazadan sonra yapılan yardım çalışmalarından dolayı yardım edenin maruz kaldığı zarardan da sorumlu tutulabilir. Ancak, bu durumda işletici teşebbüs sahibinin sorumlu kılınabilmesi için kazadan kendisinin sorumlu olması veya yardımın doğrudan doğruya kendisine veya araçta bulunanlara yahut kazaya taraf olan üçüncü kişilere yapılması gerekir. (Değişik: 17/10/1996-4199/28 md.) İşleten ve araç işleticisi teşebbüsün sahibi, aracın sürücüsünün veya aracın kullanılmasına katılan yardımcı kişilerin kusurundan kendi kusuru gibi sorumludur. İşletenin veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibinin, sorumluluktan kurtulması veya sorumluluğun azaltılması: [49]
KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU - Madde 85
(Değişik birinci fıkra: 17/10/1996 - 4199/28 md.) Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar. —————————— (1) Sekizinci Kısım Birinci Bölüm başlığı ile 85 inci maddenin madde başlığı 17/10/1996 tarih ve 4199 sayılı Kanunun 28 inci maddesiyle değiştirilmiş ve metne işlenmiştir. (Ek: 17/10/1996 - 4199/28 md.) Motorlu araç ölüme veya yaralanmaya sebebiyet vermiş ise, kazaya karışan aracın başkalarına devir ve temliki veya üzerinde bir hak tesisini önlemek amacıyla olaya el koyan Cumhuriyet Savcılıklarınca, aracın tescilli olduğu tescil kuruluşuna trafik kaydı üzerine şerh düşülmesi için talimat verilir. Kaza anı ile Cumhuriyet Savcılığınca trafik kaydı üzerine şerh düşülmesi arasında geçen süreler içinde kötü niyetle yapılan araç tescilleri hükümsüz sayılır. Şerhin konulduğu tarihten itibaren bir ay içerisinde, şerhin kaldırıldığına veya devamına ilişkin mahkeme kararı ibraz edilmediği takdirde bu şerh hükümsüz sayılır. İşletilme halinde olmayan bir motorlu aracın sebep olduğu trafik kazasından dolayı işletenin sorumlu tutulabilmesi için, zarar görenin, kazanın oluşumunda işleten veya eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilere ilişkin bir kusurun varlığını veya araçtaki bozukluğun kazaya sebep olduğunu ispat etmesi gerekir. (Değişik: 17/10/1996 - 4199/28 md.) İşleten ve araç işleticisi teşebbüs sahibi, hakimin takdirine göre kendi aracının katıldığı bir kazadan sonra yapılan yardım çalışmalarından dolayı yardım edenin maruz kaldığı zarardan da sorumlu tutulabilir. Ancak, bu durumda işletici teşebbüs sahibinin sorumlu kılınabilmesi için kazadan kendisinin sorumlu olması veya yardımın doğrudan doğruya kendisine veya araçta bulunanlara yahut kazaya taraf olan üçüncü kişilere yapılması gerekir. (Değişik: 17/10/1996 - 4199/28 md.) İşleten ve araç işleticisi teşebbüsün sahibi, aracın sürücüsünün veya aracın kullanılmasına katılan yardımcı kişilerin kusurundan kendi kusuru gibi sorumludur. İşletenin veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibinin, sorumluluktan kurtulması veya sorumluluğun azaltılması: (1)
KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU - Madde 88
Bir motorlu aracın katıldığı bir kazada, bir üçüncü kişinin uğradığı zarardan dolayı, birden fazla kişi tazminatla yükümlü bulunuyorsa, bunlar müteselsil olarak sorumlu tutulur. (Değişik: 17/10/1996-4199/31 md.) Birden fazla kişinin sorumlu olduğu durumlarda, bunlar arasındaki ilişki bakımından zarar, olayın bütün şartları değerlendirilerek paylaştırılır. Özel durumlar ve özellikle araçların işletme tehlikeleri, zararın iç ilişkide başka türlü paylaştırılmasını haklı göstermedikçe, işletenler ve araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahipleri kusurları oranında zarara katlanırlar. İşletenler veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahipleri arasında zararın tazmini: 49
KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU - Madde 88
Bir motorlu aracın katıldığı bir kazada, bir üçüncü kişinin uğradığı zarardan dolayı, birden fazla kişi tazminatla yükümlü bulunuyorsa, bunlar müteselsil olarak sorumlu tutulur. (Değişik: 17/10/1996 - 4199/31 md.) Birden fazla kişinin sorumlu olduğu durumlarda, bunlar arasındaki ilişki bakımından zarar, olayın bütün şartları değerlendirilerek paylaştırılır. Özel durumlar ve özellikle araçların işletme tehlikeleri, zararın iç ilişkide başka türlü paylaştırılmasını haklı göstermedikçe, işletenler ve araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahipleri kusurları oranında zarara katlanırlar. İşletenler veya araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahipleri arasında zararın tazmini:(1)
KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU - Madde 91
(Değişik: 17/10/1996 – 4149/33 md.) İşletenlerin, bu Kanunun 85 inci maddesinin birinci fıkrasına göre olan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere mali sorumluluk sigortası yaptırmaları zorunludur. Zorunlu mali sorumluluk sigortasına ilişkin primler peşin ödenir. Ancak, Hazine Müsteşarlığının bağlı bulunduğu Bakanlık primlerin taksitler halinde tahsil edilmesine ilişkin düzenleme yapmaya yetkilidir. (Değişik üçüncü fıkra: 14/7/2004-5217/12 md.) Sigorta yaptıranların, sigorta şirketlerine ödeyecekleri sigorta priminin % 5’i oranındaki tutar, sigorta şirketi tarafından tahsil edildiği ayı takip eden ayın en geç 20’sine kadar İçişleri Bakanlığı Merkez Saymanlığı hesabına yatırılır. Yatırılan bu tutarlar bütçeye gelir kaydedilir. (Mülga dördüncü fıkra: 13/2/2011-6111/58 md.) Geçerli teminat tutarları üzerinden zorunlu mali sorumluluk sigortası bulunmayan araçlar trafikten men edilir. (Değişik altıncı fıkra: 13/2/2011-6111/58 md.) Yabancı plakalı taşıtların Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakanlıkça belirlenecek usul ve esaslara göre Türkiye’de geçerli sigortaları yoksa bunlar için zorunlu mali sorumluluk sigortası Türkiye sınırlarına girişleri sırasında yapılır. (Ek yedinci fıkra: 2/12/2004-5265/1 md.) Milletlerarası hukukun meşru saydığı hallerde, ortak savunma veya barış harekâtı çerçevesinde Türkiye’de harekât, eğitim veya tatbikat maksadıyla bulunmasına izin verilen yabancı silâhlı kuvvetlerin neden olabileceği hasar ve zararların tazmini konularının özel bir anlaşmayla düzenlendiği hallerde, bu kapsamda Türkiye’ye girecek yabancı askerî araçlar bakımından bu madde hükmü uygulanmaz. (Değişik: 21/5/1997-4262/4 md.) Bu madde hükmüne uymayanlar 1 800 000 lira para cezası ile cezalandırılırlar. Zorunlu mali sorumluluk sigortası dışında kalan hususlar:
KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU - Madde 91
(Değişik: 17/10/1996 - 4149/33 md.) İşletenlerin, bu Kanunun 85 inci maddesinin birinci fıkrasına göre olan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere mali sorumluluk sigortası yaptırmaları zorunludur. Zorunlu mali sorumluluk sigortasına ilişkin primler peşin ödenir. Ancak, Hazine Müsteşarlığının bağlı bulunduğu Bakanlık primlerin taksitler halinde tahsil edilmesine ilişkin düzenleme yapmaya yetkilidir. (Değişik üçüncü fıkra: 14/7/2004-5217/12 md.) Sigorta yaptıranların, sigorta şirketlerine ödeyecekleri sigorta priminin % 5'i oranındaki tutar, sigorta şirketi tarafından tahsil edildiği ayı takip eden ayın en geç 20'sine kadar İçişleri Bakanlığı Merkez Saymanlığı hesabına yatırılır. Yatırılan bu tutarlar bütçeye gelir kaydedilir. —————————— (1) Bu madde başlıkları, 17/10/1996 tarih ve 4199 sayılı Kanunla değiştirilmiş ve metne işlenmiştir. 6084-1 (Mülga dördüncü fıkra: 13/2/2011-6111/58 md.) Geçerli teminat tutarları üzerinden zorunlu mali sorumluluk sigortası bulunmayan araçlar trafikten men edilir. (Değişik altıncı fıkra: 13/2/2011-6111/58 md.) Yabancı plakalı taşıtların Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakanlıkça belirlenecek usul ve esaslara göre Türkiye'de geçerli sigortaları yoksa bunlar için zorunlu mali sorumluluk sigortası Türkiye sınırlarına girişleri sırasında yapılır. (Ek yedinci fıkra : 2/12/2004-5265/1 md.) Milletlerarası hukukun meşru saydığı hallerde, ortak savunma veya barış harekâtı çerçevesinde Türkiye’de harekât, eğitim veya tatbikat maksadıyla bulunmasına izin verilen yabancı silâhlı kuvvetlerin neden olabileceği hasar ve zararların tazmini konularının özel bir anlaşmayla düzenlendiği hallerde, bu kapsamda Türkiye’ye girecek yabancı askerî araçlar bakımından bu madde hükmü uygulanmaz. (Değişik: 21/5/1997 - 4262/4 md.) Bu madde hükmüne uymayanlar 1 800 000 lira para cezası ile cezalandırılırlar. Zorunlu mali sorumluluk sigortası dışında kalan hususlar:
KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU - Madde 92
Aşağıdaki hususlar, zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamı dışındadırlar. a) İşletenin; bu Kanun uyarınca eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilere karşı yöneltebileceği talepler, b) İşletenin; eşinin, usul ve füruunun, kendisine evlat edinme ilişkisi ile bağlı olanların ve birlikte yaşadığı kardeşlerinin mallarına gelen zararlar nedeniyle ileri sürebilecekleri talepler, c) İşletenin; bu Kanun uyarınca sorumlu tutulmadığı şeye gelen zararlara ilişkin talepler, d) Bu Kanunun 105 inci maddesinin üçüncü fıkrasına göre zorunlu mali sorumluluk sigortasının teminatı altında yapılacak motorlu araç yarışlarındaki veya yarış denemelerindeki kazalardan doğan talepler, e) Motorlu araçta taşınan eşyanın uğrayacağı zararlar, f) Manevi tazminata ilişkin talepler. g) (Ek: 14/4/2016-6704/4 md.) Hak sahibinin kendi kusuruna denk gelen tazminat talepleri, h) (Ek: 14/4/2016-6704/4 md.) İlgililerin, sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan tazminat talepleri, i) (Ek: 14/4/2016-6704/4 md.) (İptal: Anayasa Mahkemesinin 17/7/2020 tarihli ve E.:2019/40; K.:2020/40 sayılı Kararı ile) j) (Ek: 9/6/2021-7327/19 md.) Destekten yoksun kalan hak sahibinin, destek şahsının kusuruna denk gelen tazminat talepleri, k) (Ek: 9/6/2021-7327/19 md.) Gelir kaybı, kâr kaybı, iş durması ve kira mahrumiyeti gibi dolaylı zararlar, l) (Ek: 9/6/2021-7327/19 md.) Hasar sebebiyle trafikten çekme veya hurdaya çıkarılma işlemi görmüş araçların değer kaybı tazminatı talepleri, m) (Ek: 9/6/2021-7327/19 md.) 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamındaki terör eylemlerinde ve bu eylemlerden doğan sabotajda kullanılan araçların neden olduğu ve sigortalının sorumluluk riski kapsamında olmayan tazminat talepleri ile aracın terör eylemlerinde kullanıldığını veya kullanılacağını bilerek binen kişilerin ve terör ve sabotaj eyleminde yer alan kişilerin uğradıkları zararlara ilişkin talepler. (Ek fıkra: 9/6/2021-7327/19 md.) 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu kapsamında Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yapılan gelir kaybına ilişkin ödemelerde, 5510 sayılı Kanunun 21 inci maddesi uyarınca sigortacının Sosyal Güvenlik Kurumuna karşı sorumluluğu varsa, bu sorumluluk sigortacının kendi sigortalısının kusuru oranında devam eder. En az sigorta tutarları:
KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU - Madde 92
Aşağıdaki hususlar, zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamı dışındadırlar. a) İşletenin; bu Kanun uyarınca eylemlerinden sorumlu tutulduğu kişilere karşı yöneltebileceği talepler, b) İşletenin; eşinin, usul ve füruunun, kendisine evlat edinme ilişkisi ile bağlı olanların ve birlikte yaşadığı kardeşlerinin mallarına gelen zararlar nedeniyle ileri sürebilecekleri talepler, c) İşletenin; bu Kanun uyarınca sorumlu tutulmadığı şeye gelen zararlara ilişkin talepler, d) Bu Kanunun 105 inci maddesinin üçüncü fıkrasına göre zorunlu mali sorumluluk sigortasının teminatı altında yapılacak motorlu araç yarışlarındaki veya yarış denemelerindeki kazalardan doğan talepler, e) Motorlu araçta taşınan eşyanın uğrayacağı zararlar, f) Manevi tazminata ilişkin talepler.
KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU - Madde 97
(Değişik: 14/4/2016-6704/5 md.) Zarar görenin, zorunlu mali sorumluluk sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerekir. Sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması hâlinde, zarar gören dava açabilir veya 5684 sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabilir. Sağlık hizmet bedellerinin ödenmesi: [52]
KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU - Madde 97
Zarar gören, zorunlu mali sorumluluk sigortasında öngörülen sınırlar içinde doğrudan doğruya sigortacıya karşı talepte bulunabileceği gibi dava da açabilir.
KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU - Madde 98
(Değişik: 13/2/2011-6111/59 md.) Trafik kazaları sebebiyle üniversitelere bağlı hastaneler ve diğer bütün resmî ve özel sağlık kurum ve kuruluşlarının sundukları sağlık hizmet bedelleri, kazazedenin sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın genel sağlık sigortalısı sayılanlar için belirlenen sağlık hizmeti geri ödeme usul ve esasları çerçevesinde Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanır. (Ek cümle: 4/4/2015-6645/60 md.) Ancak, Sosyal Güvenlik Kurumu, bu kapsama girenler yönünden genel sağlık sigortalısı sayılanlar için belirlenen sağlık hizmetlerine ilave sağlık hizmetlerini belirler, protez ve ortezler için farklı birim fiyatı tespit eder. Bu sağlık hizmetleri sağlık uygulama tebliğindeki istisnai sağlık hizmetleri kapsamına dâhil edilmez. [53] Trafik kazalarına sağlık teminatı sağlayan zorunlu sigortalarda; sigorta şirketlerince yazılan primlerin ve Güvence Hesabınca tahsil edilen katkı paylarının % 15’ini aşmamak üzere, münhasıran bu teminatın karşılığı olarak Hazine Müsteşarlığınca sigortacılık ilkeleri çerçevesinde maktu veya nispi olarak belirlenen tutarın tamamı sigorta şirketleri ve 3/6/2007 tarihli ve 5684 sayılı Sigortacılık Kanununun 14 üncü maddesinde düzenlenen durumlar için Güvence Hesabı tarafından Sosyal Güvenlik Kurumuna aktarılır. Söz konusu tutar, ilgili sigorta şirketleri için sigortacılık ilkelerine göre ayrı ayrı belirlenebilir. Aktarım ile sigorta şirketlerinin ve Güvence Hesabının bu teminat kapsamındaki yükümlülükleri sona erer. Cumhurbaşkanı söz konusu tutarı % 50’sine kadar artırmaya veya azaltmaya yetkilidir. [54] Bu madde çerçevesinde sigorta şirketleri ve Güvence Hesabı tarafından ödenecek meblağın süresinde ödenmemesi halinde 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Kanunun 89 uncu maddesinin ikinci fıkrası uygulanır. Sigorta şirketleri ve Güvence Hesabından Sosyal Güvenlik Kurumuna aktarılacak meblağın belirlenmesi ve ödenmesi ile sağlık hizmetleri için teminat sağlanan sigortaların tespiti ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usul ve esaslar Sağlık Bakanlığı ve Sosyal Güvenlik Kurumunun görüşü alınarak Hazine Müsteşarlığınca belirlenir. Trafik kazası sebebiyle Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık kurumlarınca gerçekleştirilen tedavi giderleri bakımından, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından Sağlık Bakanlığına yapılacak ödemeye ilişkin usul ve esaslar Sosyal Güvenlik Kurumu ve Sağlık Bakanlığı tarafından ayrıca belirlenir. Tazminat ve giderlerin ödenmesi:
KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU - Madde 98
(Değişik: 13/2/2011-6111/59 md.) Trafik kazaları sebebiyle üniversitelere bağlı hastaneler ve diğer bütün resmî ve özel sağlık kurum ve kuruluşlarının sundukları sağlık hizmet bedelleri, kazazedenin sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanır. Trafik kazalarına sağlık teminatı sağlayan zorunlu sigortalarda; sigorta şirketlerince yazılan primlerin ve Güvence Hesabınca tahsil edilen katkı paylarının % 15’ini aşmamak üzere, münhasıran bu teminatın karşılığı olarak Hazine Müsteşarlığınca sigortacılık ilkeleri çerçevesinde maktu veya nispi olarak belirlenen tutarın tamamı sigorta şirketleri ve 3/6/2007 tarihli ve 5684 sayılı Sigortacılık Kanununun 14 üncü maddesinde düzenlenen durumlar için Güvence Hesabı tarafından Sosyal Güvenlik Kurumuna aktarılır. Söz konusu tutar, ilgili sigorta şirketleri için sigortacılık ilkelerine göre ayrı ayrı belirlenebilir. Aktarım ile sigorta şirketlerinin ve Güvence Hesabının bu teminat kapsamındaki yükümlülükleri sona erer. Hazine Müsteşarlığının bağlı bulunduğu Bakanlığın teklifi üzerine Bakanlar Kurulu söz konusu tutarı % 50’sine kadar artırmaya veya azaltmaya yetkilidir. Bu madde çerçevesinde sigorta şirketleri ve Güvence Hesabı tarafından ödenecek meblağın süresinde ödenmemesi halinde 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Kanunun 89 uncu maddesinin ikinci fıkrası uygulanır. Sigorta şirketleri ve Güvence Hesabından Sosyal Güvenlik Kurumuna aktarılacak meblağın belirlenmesi ve ödenmesi ile sağlık hizmetleri için teminat sağlanan sigortaların tespiti ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usul ve esaslar Sağlık Bakanlığı ve Sosyal Güvenlik Kurumunun görüşü alınarak Hazine Müsteşarlığınca belirlenir. Trafik kazası sebebiyle Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık kurumlarınca gerçekleştirilen tedavi giderleri bakımından, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından Sağlık Bakanlığına yapılacak ödemeye ilişkin usul ve esaslar Sosyal Güvenlik Kurumu ve Sağlık Bakanlığı tarafından ayrıca belirlenir.
KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU - Madde 99
Sigortacılar, hak sahibinin zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartlarıyla belirlenen belgeleri, sigortacının merkez veya kuruluşlarından birine ilettiği tarihten itibaren sekiz iş günü içinde zorunlu mali sorumluluk sigortası sınırları içinde kalan miktarları hak sahibine ödemek zorundadırlar. [55] Ödemeyi yapan sigortacı, ödenen miktarın sorumluluk oranlarında paylaşılmasını diğer sigortacılardan yazılı olarak talep eder. Diğer sigortacılar talep tarihinden itibaren sekiz iş günü içinde kendilerine düşen miktarı talepte bulunana öder. (Değişik: 21/5/1997-4262/4 md.) Bu madde hükmüne uymayan sigortacılar, 108 000 000 lira hafif para cezası ile cezalandırılırlar. İhtiyari mali sorumluluk sigortasına uygulanacak hükümler:
KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU - Madde 99
Sigortacılar, hak sahibinin kaza veya zarara ilişkin tespit tutanağını veya bilirkişi raporunu, sigortacının merkez veya kuruluşlarından birine ilettiği tarihten itibaren sekiz iş günü içinde zorunlu mali sorumluluk sigortası sınırları içinde kalan miktarları hak sahibine ödemek zorundadırlar. Ödemeyi yapan sigortacı, ödenen miktarın sorumluluk oranlarında paylaşılmasını diğer sigortacılardan yazılı olarak talep eder. Diğer sigortacılar talep tarihinden itibaren sekiz iş günü içinde kendilerine düşen miktarı talepte bulunana öder. (Değişik: 21/5/1997 - 4262/4 md.) Bu madde hükmüne uymayan sigortacılar, 108 000 000 lira hafif para cezası ile cezalandırılırlar. ––––––––––––– (1) Bu madde başlığı “Tedavi giderlerinin ödenmesi:” iken, 13/2/2011 tarihli ve 6111 sayılı Kanunun 59 uncu maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir. 6087/6088-1 İhtiyari mali sorumluluk sigortasına uygulanacak hükümler:
TÜRK BORÇLAR KANUNU - Madde 49
Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.
TÜRK BORÇLAR KANUNU - Madde 49
Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.
TÜRK BORÇLAR KANUNU - Madde 54
Bedensel zararlar özellikle şunlardır:
- Tedavi giderleri.
- Kazanç kaybı.
- Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar.
- Ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar.
TÜRK BORÇLAR KANUNU - Madde 55
Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez. Hesaplanan tazminat, miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile artırılamaz veya azaltılamaz. Bu Kanun hükümleri, her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlı zararlara ilişkin istem ve davalarda da uygulanır.
TÜRK BORÇLAR KANUNU - Madde 56
Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir.
TÜRK BORÇLAR KANUNU - Madde 56
Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir. Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir.