Konut Kredisi Sözleşmesindeki Haksız Masrafların İptali ve Bedel İadesi Dava Dilekçesi

Makaleler/Dilekçeler/Konut Kredisi Sözleşmesindeki Haksız Masrafların İptali ve Bedel İadesi Dava Dilekçesi

İSTANBUL NÖBETÇİ TÜKETİCİ MAHKEMESİ SAYIN HAKİMLİĞİ'NE

DAVACI: [İsim/Unvan] VEKİLİ: [Avukat adı varsa]

DAVALI: [İsim/Unvan] - [Banka Adı] VEKİLİ: [Avukat adı varsa]

KONU: Davalı banka tarafından konut kredisi kullanımı sırasında "dosya masrafı", "kredi tahsis ücreti", "ekspertiz ücreti" ve "hayat sigortası primi" adı altında haksız ve usulsüz olarak tahsil edilen toplam 78.500 TL’nin iadesi talebimizden ibarettir.

KONUT KREDİSİ SÖZLEŞMESİ KAPSAMINDA TAHSİL EDİLEN MASRAF KALEMLERİNİN TESPİTİ VE SÖZLEŞMESEL SÜREÇ

Kredi Kullandırım Süreci ve Tahsil Edilen 78.500 TL'nin Dökümü

Müvekkil davacı, barınma ihtiyacını karşılamak amacıyla 03.01.2025 tarihinde davalı bankanın şubesine başvuruda bulunmuş ve taraflar arasında 1.850.000 TL tutarında konut kredisi kullanılması hususunda mutabakata varılmıştır. Bu süreçte müvekkil, banka tarafından kendisine sunulan matbu nitelikteki kredi sözleşmesini, kredi kullanımı için bir ön şart olarak kabul etmek zorunda kalmıştır. Kredinin serbest bırakılması ve kullandırılması aşamasında, davalı banka tarafından müvekkilin bilgisi ve rızası dışında, sözleşme serbestisi ilkesine aykırı bir biçimde çeşitli kalemler altında kesintiler yapılmıştır.

Yapılan incelemeler neticesinde, davalı bankanın müvekkilden "dosya masrafı", "kredi tahsis ücreti", "ekspertiz ücreti" ve "hayat sigortası primi" adı altında toplamda 78.500 TL tutarında fahiş bir tahsilat gerçekleştirdiği saptanmıştır. Söz konusu bu tutarlar, kredinin ana para miktarından mahsup edilmek veya müvekkilin hesabından doğrudan çekilmek suretiyle banka uhdesine geçirilmiştir. Bankanın bu kalemler altında yaptığı tahsilatlar, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un temel prensipleriyle çelişmektedir. Zira banka, bir tacir sıfatıyla yürüttüğü faaliyetlerinde ancak zorunlu, makul ve belgelendirebildiği giderleri tüketiciden talep edebilir. Somut olayda ise, tahsil edilen 78.500 TL'nin hangi somut hizmetin karşılığı olduğu, bu hizmetlerin bankaya maliyetinin ne olduğu ve neden bu denli yüksek belirlendiği hususunda müvekkile hiçbir açıklama yapılmamış, herhangi bir belge sunulmamıştır.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 2015/29244 E. ve 2015/32354  K. sayılı 09.11.2015 tarihli ilamında bu husus açıkça vurgulanmıştır:

"davalı banka tacir olup, yaptığı masrafları tüketiciden isteme hakkı bulunduğu" kabul edilmekle birlikte, "bankanın ancak davaya konu kredinin verilmesi için zorunlu, makul ve belgeli dosya masraflarını tüketiciden isteyebileceği" gerektiği belirtilmiştir.

Yargıtay’ın bu yerleşik içtihadı ışığında, davalı bankanın müvekkilden tahsil ettiği toplam 78.500 TL'nin "zorunlu, makul ve belgeli" olduğunu ispat etme yükümlülüğü bizzat bankanın üzerindedir. Banka, sadece bir isim koyarak (örneğin "dosya masrafı" diyerek) tüketiciden fahiş bedeller tahsil edemez. Somut olayda, 1.850.000 TL tutarındaki bir kredi için alınan masrafların, bankanın operasyonel giderleri ile orantısız olduğu ve müvekkil aleyhine sebepsiz zenginleşme teşkil ettiği ortadadır.

Aydınlatma Yükümlülüğünün İhlali ve Bilgilendirme Eksikliği

6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 4. maddesi, tüketici sözleşmelerinin şeffaflık, anlaşılabilirlik ve dürüstlük kuralları çerçevesinde düzenlenmesini emreder. Kanun koyucu, bankaların tüketiciye karşı bilgi asimetrisinden kaynaklanan üstünlüğünü kötüye kullanmasını engellemek amacıyla, her türlü ücret ve masrafın sözleşme eki olarak ve anlaşılır bir dilde tüketiciye verilmesini zorunlu kılmıştır. Müvekkil ile akdedilen sözleşme sürecinde ise bu emredici hükümlere riayet edilmemiştir.

Müvekkil, kredi kullanımı sırasında imzalatılan belgelerin yoğunluğu ve karmaşıklığı içerisinde, kendisinden tahsil edilecek olan 78.500 TL'nin hukuki niteliği ve bu kalemlerin neden zorunlu olduğu konusunda yeterli düzeyde aydınlatılmamıştır. Banka, "aydınlatma yükümlülüğü" kapsamında, tüketicinin ekonomik kararlarını etkileyecek her türlü maliyeti açık ve şeffaf bir şekilde bildirmekle mükelleftir. Ancak davalı banka, masraf kalemlerini genel ve muğlak ifadelerle sözleşmeye dercetmiş, bu masrafların miktarını ve hesaplama yöntemini müvekkilin denetimine açmamıştır.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi'nin 2017/439 E. ve 2017/389  K. sayılı 06.04.2017 tarihli kararında belirtildiği üzere:

"alınan dosya masraflarının makul ve zorunlu olduğu yönünde banka tarafından herhangi bir belge ibraz edilmediği" ifade edilerek, masrafların "6502 sayılı yasanın m.5 ve Tüketici Sözleşmelerindeki Haksız Şartlar Hakkındaki Yönetmeliğin 5. 6. ve 7.maddeleri kapsamında haksız şart kapsamında kaldığı"

hükme bağlanmıştır. Bu karar, bankanın sadece masraf tahsil etme yetkisine sahip olmasının yeterli olmadığını, bu masrafın dayanağını ve haklılığını somut belgelerle ispat etmesi gerektiğini göstermektedir. Müvekkil olayında, banka tarafından yapılan kesintilerin hiçbirinin alt yapısı ve gerekçesi müvekkile izah edilmemiştir. Bu durum, 6502 sayılı Kanun'un 4. maddesinde düzenlenen "bilgilendirme yükümlülüğü"nün açık bir ihlalidir. Tüketiciye yeterli aydınlatma yapılmadan, sadece matbu imza formları üzerinden tahsilat yapılması, modern tüketici hukukunun koruma kalkanını delmeye yönelik bir girişimdir.

Sözleşme Şartlarının Müzakere Edilmeden Dayatılması

Davalı banka ile müvekkil arasında akdedilen konut kredisi sözleşmesi, tipik bir "standart sözleşme" örneğidir. Bu tür sözleşmeler, banka tarafından önceden hazırlanmış, içeriği tüketici tarafından değiştirilemeyen ve "ya kabul et ya terk et" prensibiyle sunulan metinlerdir. Müvekkilin, sözleşmenin masraflara ilişkin hükümlerini müzakere etme, bu kalemlerin miktarını düşürme veya bazılarını sözleşmeden çıkarma imkanı hiçbir aşamada olmamıştır.

6502 sayılı Kanun’un 5. maddesi uyarınca, tüketiciyle müzakere edilmeden sözleşmeye dahil edilen ve tarafların hak ve yükümlülüklerinde iyi niyet kuralına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine dengesizlik yaratan şartlar "haksız şart" niteliğindedir. Somut olayda, 1.850.000 TL'lik kredi için 78.500 TL gibi bir masrafın dayatılması, taraflar arasındaki edimler dengesini müvekkil aleyhine ağır bir şekilde bozmuştur. Bankanın tek taraflı olarak belirlediği bu masraflar, müvekkilin kredi ihtiyacı içindeki zayıf konumundan faydalanılarak sözleşmeye dahil edilmiştir.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 2013/26193 E. ve 2013/30446  K. sayılı 06.12.2013 tarihli ilamında standart sözleşmelere ilişkin şu tespit yapılmıştır:

"Bir sözleşme şartı önceden hazırlanmışsa ve özellikle standart sözleşmede yer alması nedeniyle tüketici içeriğine etki edememişse, o sözleşme şartının tüketiciyle müzakere edilmediği kabul edilir."

Aynı kararda, bankanın masraf alma yetkisinin sınırları şu şekilde çizilmiştir:

"banka ancak davaya konu kredinin verilmesi için zorunlu, makul ve belgeli masrafları tüketiciden isteyebilir. Banka, belgelendirmediği masrafları tüketiciden isteyemez."

Müvekkilden tahsil edilen kalemler arasında yer alan "kredi tahsis ücreti" ve "dosya masrafı" gibi kalemler, çoğu zaman bankanın zaten yapması gereken rutin operasyonel faaliyetlerin (istihbarat, sistem girişi vb.) tüketiciye fatura edilmesinden ibarettir. Oysa banka, kendi menfaati ve yasal yükümlülükleri gereği yaptığı işler için tüketiciden ek bir bedel talep edemez. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi'nin 2017/976 E. ve 2017/892  K. sayılı 15.06.2017 tarihli kararında da vurgulandığı üzere; kredi kullanan tüketicinin bu hükümlere müdahale etmesinin mümkün olmadığı, uygulama aşamasında yeterli açıklama ve aydınlatma yapılmadan konulan bu hükümlerin haksız şart mahiyetinde olduğu sabittir.

Banka, masrafların müzakere edildiğini ispat edemediği sürece, bu kalemlerin haksız şart olduğu karinesi geçerliliğini korur. Müvekkilin ekonomik özgürlüğünü kısıtlayan ve haksız bir mali yük getiren bu kalemlerin, sözleşme hürriyeti kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir. Zira tüketici hukukunda sözleşme hürriyeti, zayıf tarafın korunması prensibi ile sınırlandırılmıştır. Davalı bankanın, müvekkilin imzasını taşıyan matbu belgeleri öne sürerek bu haksız tahsilatları meşrulaştırma çabası, yerleşik yargı içtihatları ve mevzuat karşısında hükümsüzdür. Bankanın yaptığı kesintilerin zorunlu bir gider olduğuna dair hiçbir somut veri sunamamış olması, yapılan 78.500 TL'lik tahsilatın tamamının iadesi gerekliliğini ortaya koymaktadır.

BANKA TARAFINDAN TEK TARAFLI BELİRLENEN HÜKÜMLERİN HAKSIZ ŞART VE GENEL İŞLEM KOŞULU YÖNÜNDEN DENETİMİ

Müvekkil ile davalı banka arasında 03.01.2025 tarihinde akdedilen 1.850.000 TL tutarlı konut kredisi sözleşmesi, banka tarafından önceden matbu olarak hazırlanmış, içeriği müvekkil tarafından müzakere edilmemiş ve müvekkilin sözleşme maddelerine müdahale etme imkanının bulunmadığı tipik bir "katılım sözleşmesi" niteliğindedir. Bu tür sözleşmelerde yer alan ve bankanın tek taraflı menfaatini koruyan, tüketiciye ise ağır mali yükümlülükler dayatan hükümlerin hem 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hem de 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu kapsamında denetlenmesi yasal bir zorunluluktur.

6502 Sayılı Kanun Uyarınca Haksız Şartların Kesin Hükümsüzlüğü

6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 5. maddesi, haksız şartı; tüketiciyle müzakere edilmeden sözleşmeye dâhil edilen ve tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde dürüstlük kuralına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olan sözleşme şartları olarak tanımlamaktadır. Kanun koyucu, bu tür şartların "kesin olarak hükümsüz" olduğunu açıkça düzenlemiştir. Müvekkilden tahsil edilen toplam 78.500 TL tutarındaki masraf kalemleri, sözleşmenin asli edimi olan faiz ve anapara ödemesi dışında kalan, ancak banka tarafından sözleşmeye tek taraflı olarak dercedilen hükümlere dayandırılmaktadır.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 2013/26193 E. ve 2013/30446  K. sayılı 06.12.2013 tarihli ilamında bu husus şu şekilde ifade edilmiştir:

"4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 4822 Sayılı Kanunla değişik 6. maddesi ile, Avrupa Konseyi’nin 05.04.1993 tarihli, 1993/13/AET Yönergesinde ve bu yönergeyi iç hukuklarına aktaran Avrupa Birliği ülkelerinde, standart sözleşmelerde yer alan hükümlerin ve özellikle bu sözleşmelerin içeriğini oluşturan genel işlem koşullarının, haksız şart olduğuna ilişkin bir karine öngörülmüştür."

Söz konusu kararda ayrıca standart sözleşmelerdeki müzakere eksikliğine ilişkin olarak;

"Bir sözleşme şartı önceden hazırlanmışsa ve özellikle standart sözleşmede yer alması nedeniyle tüketici içeriğine etki edememişse, o sözleşme şartının tüketiciyle müzakere edilmediği kabul edilir."

tespiti yapılmıştır. Somut olayda, müvekkilin 1.850.000 TL tutarındaki konut kredisini kullanabilmek için bankanın önüne koyduğu matbu sözleşmeyi imzalamaktan başka bir seçeneği bulunmamaktadır. Sözleşmede yer alan "dosya masrafı", "kredi tahsis ücreti" ve diğer kalemlerin her birinin müvekkil ile ayrı ayrı müzakere edildiği, müvekkilin bu kalemlerin miktarını veya ödeme şartlarını değiştirme gücüne sahip olduğu davalı banka tarafından ispatlanmak zorundadır. Aksi takdirde, bu hükümlerin haksız şart karinesi altında olduğu ve kesin hükümsüzlük yaptırımıyla karşı karşıya kalacağı sabittir. Müvekkilden tahsil edilen 78.500 TL, dürüstlük kuralına aykırı bir şekilde tüketici aleyhine dengesizlik yaratmış olup, bu tutarın tahsiline dayanak olan sözleşme hükümleri geçersizdir.

TBK Kapsamında Genel İşlem Koşullarının Yazılmamış Sayılması

Davalı bankanın hazırladığı sözleşme hükümleri, sadece tüketici mevzuatı açısından değil, aynı zamanda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 20. ve devamı maddelerinde düzenlenen "Genel İşlem Koşulları" yönünden de denetime tabidir. Genel işlem koşulları, bir sözleşme yapılırken düzenleyenin, ileride çok sayıdaki benzer sözleşmede kullanmak amacıyla önceden tek başına hazırlayarak karşı tarafa sunduğu hükümlerdir. TBK m. 21 uyarınca, karşı tarafın menfaatine aykırı olan genel işlem koşullarının sözleşmenin kapsamına girmesi, düzenleyenin karşı tarafa bu koşulların varlığı hakkında dürüstlük kuralına uygun olarak bilgi vermesine ve içeriğini öğrenme imkânı sağlamasına bağlıdır.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 2012/1038 E. ve 2012/2537  K. sayılı 09.02.2012 tarihli kararında, genel işlem koşulu niteliğindeki masraf kalemlerinin denetimine ilişkin şu değerlendirme yapılmıştır:

"4077 sayılı Kanun’un 6. maddesi uyarınca Satıcı ve sağlayıcının tüketiciyle müzakere etmeden, tek taraflı olarak sözleşmeye koyduğu, tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde iyi niyet kuralına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olan sözleşme koşulları haksız şarttır. ... bu ücret ve masrafların hangi nedenlerle ve ne miktarda alınacağına dair sözleşmede ve bilgi formunda açıklayıcı bir hüküm bulunmamaktadır."

Bu içtihat ışığında somut olay değerlendirildiğinde; müvekkilden tahsil edilen 78.500 TL'lik kesintinin hangi somut hizmetin karşılığı olduğu, bu tutarın nasıl hesaplandığı ve hangi zorunlu giderleri kapsadığı ne sözleşmede ne de kredi öncesi bilgilendirme formlarında açıkça ve anlaşılır bir şekilde belirtilmiştir. "Kredi tahsis ücreti" veya "dosya masrafı" gibi genel geçer ifadelerle yapılan tahsilatlar, şeffaflık ilkesine aykırıdır. TBK m. 25 uyarınca, genel işlem koşullarına dürüstlük kuralına aykırı olarak, karşı tarafın aleyhine veya onun durumunu ağırlaştırıcı nitelikte hükümler konulamaz. Bankanın zaten kendi operasyonel faaliyeti kapsamında yapması gereken işler için müvekkile fahiş masraflar yüklemesi, sözleşmenin içeriğini müvekkil aleyhine katlanılamaz derecede ağırlaştırmıştır. Bu durum, söz konusu hükümlerin "yazılmamış sayılması" sonucunu doğurmaktadır.

Dürüstlük Kuralına Aykırı Menfaat Dengesi Kaybı ve Tüketicinin Korunması

Tüketici sözleşmelerinde dürüstlük kuralı, zayıf taraf olan tüketicinin, güçlü ve profesyonel olan satıcı/sağlayıcı karşısında korunmasının temel dayanağıdır. Davalı banka, bir basiretli tacir olarak faaliyetlerini yürütürken, sunduğu hizmetin bedelini faiz oranları aracılığıyla zaten belirlemektedir. Faiz dışında, "masraf" adı altında yapılan tahsilatların ancak gerçek, somut ve belgelenebilir bir giderin karşılığı olması durumunda hukuka uygunluktan söz edilebilir.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 2017/8641 E. ve 2017/11342  K. sayılı 20.11.2017 tarihli ilamında haksız şartın tüketici üzerindeki etkisi şu şekilde tanımlanmıştır:

"haksız şart; tüketiciyle müzarake edilmeden sözleşmeye dahil edilen ve tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde dürüstlük kuralına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olan sözleşme şartlarıdır"

Aynı kararda, mahkemenin kesilen masraf miktarı ile kredi miktarı arasında yaptığı kıyaslamanın hatalı olduğu vurgulanarak, bankanın belge sunma yükümlülüğüne dikkat çekilmiştir:

"bankanın ancak kredinin verilmesi için zorunlu, makul ve belgeli masrafları tüketiciden isteyebileceği, belgelendirmediği masrafları isteyemeyeceği ... tahsis ücreti ve dosya masrafı adı altında alınan masrafların zorunlu olduğu hususunda dosyaya herhangi bir belge sunmamış olduğu"

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi’nin 2017/976 E. ve 2017/892  K. sayılı 15.06.2017 tarihli kararında da belirtildiği üzere;

"banka ancak davaya konu kredinin verilmesinin zorunlu, makul ve belgeli masrafları tüketiciden isteyebilir. ... kredi kullanan davacının müdahale etmesinin mümkün olmadığı hatta uygulamada tüketiciye yeterince ve gerektiği gibi açıklama ve aydınlatma yapılmadan konulan hükümler olduğu, dolayısıyla bunun haksız şart mahiyetinde olduğu"

kabul edilmiştir. Müvekkilden tahsil edilen 78.500 TL'lik tutar, 1.850.000 TL'lik kredi tutarı ile oranlandığında dahi, bankanın bu işlemler için katlanması gereken makul maliyetlerin çok üzerindedir. Banka, bu masrafların her bir kuruşunun hangi somut harcamaya (örneğin üçüncü kişilere ödenen vergi, resim, harç veya bağımsız ekspertiz şirketine yapılan ödeme gibi) gittiğini ispat etmekle mükelleftir. Ancak davalı banka, müvekkilin iade talebine verdiği cevapta herhangi bir belge sunmamış, sadece sözleşmedeki genel hükümlere atıf yapmıştır.

Dürüstlük kuralı, bankanın kendi iç işleyişine ilişkin maliyetleri (personel maaşı, kira, sistem giderleri vb.) "dosya masrafı" veya "tahsis ücreti" adı altında tüketiciye yansıtmasını yasaklamaktadır. Çünkü bu giderler, bankanın ticari faaliyetini sürdürebilmesi için zaten katlanması gereken genel giderlerdir ve bunlar ancak kredi faizi içinde değerlendirilebilir. Müvekkile sunulan sözleşmedeki masraf hükümleri, taraflar arasındaki hak ve yükümlülük dengesini banka lehine, müvekkil aleyhine dürüstlük kuralına aykırı şekilde bozmuştur. Bu nedenle, müzakere edilmeden dayatılan ve müvekkilin ekonomik menfaatlerini zedeleyen bu haksız şartların geçersizliği ile tahsil edilen bedellerin iadesi hakkaniyet gereğidir.

TAHSİS ÜCRETİ, EKSPERTİZ VE SİGORTA PRİMLERİNİN ÖZEL MEVZUAT VE TCMB DÜZENLEMELERİNE AYKIRILIĞI

Davalı banka tarafından müvekkilden tahsil edilen masraf kalemleri, sadece genel tüketici hukuku ilkelerine değil, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından yayımlanan alt düzenleyici işlemlere ve 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un (TKHK) konut finansmanına ilişkin emredici özel hükümlerine de açıkça aykırılık teşkil etmektedir. Bankaların kredi süreçlerinde tahsil edeceği ücretlerin sınırları, şeffaflığı ve belgelendirilme zorunluluğu, finansal tüketicinin korunması amacıyla sıkı kurallara bağlanmıştır. Müvekkilden 03.01.2025 tarihinde kullandırılan 1.850.000 TL tutarındaki konut kredisi kapsamında tahsil edilen toplam 78.500 TL’lik kesinti, bu yasal sınırların ve dürüstlük kuralının dışına taşmıştır.

Kredi Tahsis Ücretinin Binde Beşlik Yasal Sınırı Aşması

Finansal tüketicilerden alınacak ücretlere ilişkin mevzuat uyarınca, kredi tahsis ücreti ancak kullandırılan kredi anaparasının binde beşini ( %0,5) geçmeyecek şekilde belirlenebilir. Bu oran, bankanın kredi kullandırma sürecindeki operasyonel faaliyetleri için talep edebileceği azami sınırı temsil etmektedir. Müvekkil özelinde somut bir hesaplama yapıldığında; 1.850.000 TL tutarındaki kredinin binde beşi 9.250 TL’ye tekabül etmektedir. Davalı bankanın bu sınırın üzerinde yaptığı her türlü tahsilat, doğrudan doğruya TCMB düzenlemelerine ve kanunun emredici hükümlerine aykırıdır. Ancak burada vurgulanması gereken asıl husus, binde beşlik bu oranın banka için otomatik bir hak doğurmadığıdır. Banka, bu ücreti talep edebilmek için öncelikle bu kalem altında bir hizmet sunduğunu ve bu ücretin makul olduğunu ispat etmek zorundadır.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 2013/30264 E. ve 2013/32459  K. sayılı 24.12.2013 tarihli kararında da belirtildiği üzere;

"davalı banka tacir olup masrafları tüketiciden isteme hakkı bulunduğu kabul edilse de, tüketici hukukundan kaynaklanan uyuşmazlıkta bankanın kredinin verilmesi için zorunlu, makul ve belgeli masrafları tüketiciden isteyebileceği belirtilmiştir."

Bu içtihat ışığında, davalı bankanın müvekkilden tahsil ettiği tahsis ücretinin sadece yasal sınır olan binde beşin altında kalması yetmez; aynı zamanda bu ücretin "zorunlu, makul ve belgeli" bir masrafa dayanması gerekir. Müvekkilin kullandığı kredide, bankanın kendi iç işleyişiyle ilgili genel giderlerini (personel, kırtasiye, sistem kullanımı vb.) bu kalem altında tüketiciye yansıtması, haksız şart niteliğindedir. Banka, kredi tahsis ücreti adı altında yaptığı tahsilatın hangi somut operasyonel işleme karşılık geldiğini ve bu işlemin müvekkil lehine ne tür bir maliyet yarattığını dosyaya sunacağı somut belgelerle ispat edemediği müddetçe, bu bedelin iadesi kaçınılmazdır. Nitekim Yargıtay’ın yerleşik görüşü, içerik ve kapsamı somutlaştırılmayan, sadece maktuen belirlenen ücretlerin tüketici aleyhine dengesizlik yarattığı yönündedir.

Ekspertiz Ücretinin Üçüncü Kişilere Ödenen Tutarı Aşması ve Belgelendirilememesi

Konut kredisi süreçlerinde taşınmazın değerlemesi için yapılan ekspertiz işlemleri, bankanın kredi riskini belirlemesi açısından zorunlu bir işlem olarak kabul edilse de, bu işlemin maliyeti konusunda bankanın bir kâr merkezi gibi hareket etmesi hukuken yasaklanmıştır. Banka, ekspertiz ücretini ancak ve ancak üçüncü kişi konumundaki bağımsız ekspertiz şirketlerine ödediği tutar kadar ve bu tutarı belgelendirmek kaydıyla tüketiciden talep edebilir. Uygulamada davalı bankanın, dışarıdan aldığı ekspertiz hizmeti için ödediği bedelin çok üzerinde bir tutarı "ekspertiz ücreti" adı altında müvekkilden tahsil ettiği görülmektedir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2017/774 E. ve 2018/5985  K. sayılı 03.10.2018 tarihli ilamında bu husus çok net bir şekilde şu ifadelerle vurgulanmıştır:

"ekspertiz için belgelendirdiği harcamanın 283,20 TL olduğu halde davalı bankanın bu kalemden de 1.050,00 TL tahsil ettiği, 716,80 TL'nin fazla tahsili"

Bu kararda da açıkça görüldüğü üzere, bankanın ekspertiz hizmetini dışarıdan satın alıp üzerine kendi komisyonunu veya ek masraflarını ekleyerek tüketiciye yansıtması, sebepsiz zenginleşme teşkil etmektedir. Banka, müvekkilden tahsil ettiği ekspertiz bedelinin tamamını ilgili değerleme şirketine ödediğini fatura ve dekontlarla ispat etmekle mükelleftir. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 2016/23189 E. ve 2016/20832  K. sayılı kararında, bankanın ekspertiz firmasına yaptığı ödemeyi belgelendirmesi durumunda iade talebinin reddedileceği, ancak belgelendirilemeyen veya belgelenen tutarı aşan kısımların iade edilmesi gerektiği hükme bağlanmıştır. Müvekkilimizden tahsil edilen fahiş ekspertiz ücreti, piyasa rayiçlerinin ve bankanın katlandığı gerçek maliyetin çok üzerindedir. Davalı banka, bu kalemdeki tahsilatın gerçekliğini ispatlayacak belgeleri dosyaya sunmadığı sürece, yapılan tahsilatın haksızlığı sabit kalacaktır.

Hayat Sigortası Dayatması ve Sigorta Şirketi Seçme Hakkının Engellenmesi

6502 sayılı TKHK’nın 29. maddesi, tüketicinin korunması amacıyla sigorta uygulamalarına ilişkin çok sert ve net sınırlamalar getirmiştir. Kanun koyucu, tüketicinin yazılı veya kalıcı veri saklayıcısı aracılığıyla açık talebi olmaksızın kredi bağlantılı sigorta yaptırılmasını yasaklamıştır. Daha da önemlisi, bankanın tüketiciye sigortasız bir seçenek de sunması ve tüketicinin istediği sigorta şirketinden teminat sağlama hakkına saygı göstermesi zorunludur. Müvekkile kredi kullandırımı sırasında, bankanın kendi iştiraki olan veya anlaşmalı olduğu belirli bir sigorta şirketinden hayat sigortası yaptırılması bir ön şart olarak sunulmuş, müvekkile alternatif bir teklif sunulmadığı gibi farklı bir şirketten poliçe getirme imkanı da tanınmamıştır.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 2016/101 E. ve 2016/8830  K. sayılı kararında bu yükümlülüğün kapsamı şu şekilde çizilmiştir:

"sigorta poliçelerinin davalı banka tarafından mahkemeye ibrazının zorunlu kılındığını... grup hayat sigortası sertifikası dışında poliçe ibraz edilmeyen... sigorta bedelinin iadesi"

Bu içtihat uyarınca, bankanın sadece bir dekont veya "grup sigortası" beyanıyla sigorta primi tahsil etmesi hukuka aykırıdır. Banka, hem sigortanın müvekkilin özgür iradesiyle ve bilgilendirilmiş onayıyla yapıldığını hem de müvekkile sigortasız bir kredi seçeneği sunulduğunu ispatlamalıdır. Müvekkilin sigorta şirketi seçme hakkının elinden alınması ve bankanın tek taraflı belirlediği fahiş primli poliçeye zorlanması, dürüstlük kuralına ve TKHK m. 29 hükmüne aykırıdır.

Ayrıca, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi’nin 2017/976 E. ve 2017/892  K. sayılı kararında vurgulandığı üzere;

"banka ancak davaya konu kredinin verilmesinin zorunlu, makul ve belgeli masrafları tüketiciden isteyebilir. ... kredi kullanan davacının müdahale etmesinin mümkün olmadığı hatta uygulamada tüketiciye yeterince ve gerektiği gibi açıklama ve aydınlatma yapılmadan konulan hükümler olduğu, dolayısıyla bunun haksız şart mahiyetinde olduğu"

kabul edilmektedir. Sigorta poliçeleri de bu kapsamda değerlendirildiğinde, müvekkilin ekonomik menfaatlerini zedeleyen ve müzakere edilmeden dayatılan bu şartların geçersizliği ortadadır. Banka, sigorta priminin miktarını, kapsamını ve müvekkil lehine sağladığı teminatın rasyonelliğini ispat edemediği gibi, müvekkilin başka bir şirketten daha uygun koşullarda sigorta yaptırma hakkını da engellemiştir. Bu durum, tüketicinin zayıf konumundan faydalanarak haksız kazanç elde edilmesi anlamına gelmektedir.

Sonuç olarak; tahsis ücretinin yasal binde beşlik sınırı aşması veya makul bir hizmete dayanmaması, ekspertiz ücretinin bankanın gerçek giderlerini aşan bir kâr unsuru olarak tahsil edilmesi ve hayat sigortasının kanuni emirlere aykırı olarak dayatılması, yapılan toplam 78.500 TL’lik tahsilatın hukuki temelden yoksun olduğunu göstermektedir. Davalı banka, bu masrafların her birinin ayrı ayrı zorunluluğunu, makuliyetini ve üçüncü kişilere ödenen tutarları tevsik eden belgeleri sunmakla yükümlüdür. Aksi takdirde, yerleşik Yargıtay ve BAM içtihatları uyarınca, belgelendirilemeyen ve haksız şart niteliğindeki bu bedellerin iadesi yasal bir zorunluluktur.

İSPAT YÜKÜMLÜLÜĞÜNÜN BANKA ÜZERİNDE OLMASI VE YERLEŞİK YARGI İÇTİHATLARI IŞIĞINDA İADE GEREKLİLİĞİ

Bankanın Yapılan Masrafları Belgelendirme ve Makuliyetini Kanıtlama Borcu

Tüketici hukuku uyuşmazlıklarında ispat yükünün belirlenmesi, davanın esasına ilişkin en temel unsurdur. 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun (TKHK) m. 4/4 hükmü uyarınca, tüketiciden talep edilecek her türlü ücret ve masrafa ilişkin bilgilerin tüketiciye verildiğinin ispatı sözleşmeyi düzenleyene, yani somut olayda davalı bankaya aittir. Müvekkil tarafından 03.01.2025 tarihinde kullanılan 1.850.000 TL tutarındaki konut kredisi kapsamında tahsil edilen toplam 78.500 TL tutarındaki kesintilerin hukuka uygunluğu, ancak bu masrafların "zorunlu, makul ve belgeli" olduğunun banka tarafından ispatlanmasıyla mümkündür.

Bankalar, Türk Ticaret Kanunu uyarınca basiretli bir tacir gibi davranmak zorunda olmalarının yanı sıra, tüketici ile kurdukları ilişkide şeffaflık ve aydınlatma yükümlülüğü altındadırlar. Müvekkilden tahsil edilen "kredi tahsis ücreti", "ekspertiz ücreti" ve "hayat sigortası primi" gibi kalemlerin her birinin, bankanın kasasından çıkan gerçek bir gidere dayanıp dayanmadığı veya sunulan hizmetin objektif piyasa değerleri ile uyumlu olup olmadığı denetime tabidir. Banka, sadece sözleşmeye bu yönde hükümler koyarak veya maktu bedeller belirleyerek tüketiciden tahsilat yapamaz. Yapılan kesintinin, kredinin kullandırılması için olmazsa olmaz bir maliyet olduğunu ve bu maliyetin miktar olarak makuliyetini tevsik edici belgelerle ortaya koymak zorundadır.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 2016/101 E. ve 2016/8830  K. sayılı kararında bu husus net bir şekilde ortaya konulmuştur:

"bankaların tüketici kredilerinde yalnızca zorunlu, makul ve belgeli masrafları tüketiciden isteyebileceğinin kabulü"

Gerektiği vurgulanmıştır. Bu ilke uyarınca, davalı bankanın müvekkilden tahsil ettiği 78.500 TL’nin hangi somut hizmetin karşılığı olduğunu, bu hizmetin ifası için bankanın üçüncü kişilere (örneğin ekspertiz şirketine veya sigorta şirketine) ne kadar ödeme yaptığını ve bankanın kendi iç operasyonel giderlerini aşan bir kâr elde edip etmediğini ispat etmesi gerekmektedir. Şayet banka, bu masrafların zorunluluğunu ve gerçekliğini belgelerle kanıtlayamazsa, yapılan tahsilatın hukuki dayanaktan yoksun olduğu ve haksız şart niteliği taşıdığı kabul edilmelidir. Müvekkil, kendisine sunulan standart sözleşme formlarını imzalamış olsa dahi, bu durum bankanın ispat yükünü ortadan kaldırmaz; aksine, müzakere edilmeden dayatılan bu şartların geçersizliği karinesini güçlendirir.

Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemeleri Kararları Işığında Emsal Değerlendirmeler

Yargı mercilerinin yerleşik içtihatları, bankaların "masraf" adı altında yaptıkları tahsilatların denetiminde tüketici lehine katı bir yaklaşım sergilemektedir. Özellikle konut kredileri gibi yüksek meblağlı ve uzun vadeli sözleşmelerde, bankaların tek taraflı belirlediği fahiş masraflar, taraflar arasındaki dengeyi tüketici aleyhine bozmaktadır. Bu dengesizliğin giderilmesi için ispat yükünün bankada olduğu ve belgelendirilemeyen masrafların iadesi gerektiği hususu, yüksek mahkeme kararlarıyla sabitleşmiştir.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 2014/28763 E. ve 2014/25953  K. sayılı ilamında belirtildiği üzere;

"Kredi verilmesi ve yapılandırılması için gereken zorunlu masrafların neler olduğu konusunda ispat yükü ise davalı bankaya aittir."

Bu kararda, bankanın kesintilerin zorunlu masraf olduğunu ispat edememesi durumunda davanın kabulü gerektiği açıkça ifade edilmiştir. Somut uyuşmazlığımızda da banka, müvekkilden tahsil edilen 78.500 TL'nin zorunlu bir maliyet olduğunu ispat edemediği sürece, bu bedellerin tamamını iade etmekle yükümlüdür. Özellikle "kredi tahsis ücreti" adı altında alınan bedelin, bankanın operasyonel faaliyeti kapsamında zaten yapması gereken bir işin ücretlendirilmesi olup olmadığı bilirkişi marifetiyle incelenmelidir.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi’nin 2017/439 E. ve 2017/389  K. sayılı kararında ise ispat yükünün yerine getirilmemesinin sonucu şu şekilde hükme bağlanmıştır:

"alınan dosya masraflarının makul ve zorunlu olduğu yönünde banka tarafından herhangi bir belge ibraz edilmediği"

Tespit edilerek, bu masrafların 6502 sayılı Kanun ve ilgili yönetmelikler kapsamında haksız şart teşkil ettiği sonucuna varılmıştır. Müvekkilin kullandığı kredi miktarının 1.850.000 TL gibi yüksek bir tutar olması, bankanın bu meblağ üzerinden oransal olarak belirlediği masrafların miktarını da fahiş hale getirmektedir. Ancak masrafın miktarı ne olursa olsun, hukuk düzeni bankaya bu tutarın "makul ve zorunlu" olduğunu kanıtlama borcu yüklemektedir. Banka tarafından sunulacak genel geçer savunmalar veya maktu sözleşme maddeleri, bu ispat yükünün yerine getirildiği anlamına gelmez.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 2013/26193 E. ve 2013/30446  K. sayılı kararında da benzer bir yaklaşım sergilenerek;

"banka ancak davaya konu kredinin verilmesi için zorunlu, makul ve belgeli masrafları tüketiciden isteyebilir. Banka, belgelendirmediği masrafları tüketiciden isteyemez."

İlkesi altı çizilerek hatırlatılmıştır. Müvekkil aleyhine yaratılan bu ekonomik külfetin, bankanın gerçek giderlerini yansıtıp yansıtmadığı noktasında şüphe hasıl olmuştur. Davalı bankanın, müvekkilden tahsil ettiği ekspertiz ücreti için dışarıdan hizmet alıp almadığı, almışsa bu hizmet bedelinin müvekkile yansıtılan tutarla örtüşüp örtüşmediği, hayat sigortası poliçesinin prim hesaplamasının aktüeryal verilere ve piyasa rayiçlerine uygun olup olmadığı hususları, bankanın ispat etmesi gereken temel olgulardır.

Bilirkişi İncelemesi ile Haksız Tahsilatın Netleştirilmesi ve Faiz Talebi

Huzurdaki davanın teknik mahiyeti, banka kayıtlarının ve kredi dosyasının uzman bilirkişi heyeti tarafından incelenmesini zorunlu kılmaktadır. Mahkemenizce yapılacak incelemede, davalı bankadan kredi sözleşmesi, ödeme planı, masraf dekontları ve özellikle üçüncü kişilere (sigorta şirketi, ekspertiz firması vb.) yapılan ödemelere ilişkin fatura ve kayıtların celbi gerekmektedir. Bu belgeler üzerinde yapılacak inceleme neticesinde, bankanın müvekkilden tahsil ettiği 78.500 TL'nin ne kadarının "gerçek ve zorunlu gider" olduğu, ne kadarının ise "haksız kazanç/kâr" niteliği taşıdığı ortaya çıkacaktır.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 2013/30264 E. ve 2013/32459  K. sayılı kararı, bu incelemenin usulünü şu şekilde tarif etmektedir:

"davalı bankadan bu yönde delilleri sorulduktan sonra, konusunda uzman bilirkişi ya da heyetinden kredinin kullanılması için zorunlu masrafların neler olduğunun ,kullanılan kredi miktarı gözetilerek davalı bankanın belirlediği miktarın makul olup olmadığının tespiti için bilirkişiden ek raporu alınması"

Bu çerçevede, mahkemenizce atanacak bankacı ve tüketici hukuku uzmanı bilirkişiler, bankanın TCMB’ye bildirdiği azami oranları, sektör ortalamalarını ve somut olaydaki masrafların belgeli olup olmadığını denetlemelidir. Bankanın belgelendiremediği her bir kuruşun iadesine karar verilmesi yasal bir zorunluluktur.

Ayrıca, iadesi gereken tutara uygulanacak faiz türü ve başlangıcı da büyük önem arz etmektedir. Davalı banka bir ticari işletme olup, müvekkilden tahsil edilen bu bedeller bankanın ticari faaliyetleri kapsamında kullanılmıştır. Dolayısıyla, haksız tahsil edilen bedellerin iadesinde, alacağın ticari niteliği gereği avans faizi işletilmesi gerekmektedir. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 2015/27227 E. ve 2016/2707  K. sayılı kararında, mahkemenin yasal faize hükmetmesi bir bozma nedeni olarak görülmüş ve hüküm şu şekilde düzeltilmiştir:

"3.250,00 TL’nin dava tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine"

Bu itibarla, müvekkilden haksız yere tahsil edilen 78.500 TL'nin, bankaya yapılan başvuru ile temerrüdün oluştuğu tarihten, bu mümkün değilse dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte iadesi talep edilmektedir. Bankanın ispat yükünü yerine getirememesi ve yerleşik yargı kararlarının tüketiciyi koruyan net tavrı karşısında, davanın kabulü ile müvekkilin uğradığı zararın tazmini hakkaniyetin ve hukukun gereğidir.

NETİCE VE İSTEM

Yukarıda detaylıca açıklanan nedenler, sunulan emsal Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi kararları ve Sayın Mahkemenizce resen dikkate alınacak hususlar ışığında;

  1. Davamızın KABULÜNE,
  2. Müvekkil ile davalı banka arasında akdedilen 03.01.2025 tarihli konut kredisi sözleşmesi kapsamında, "kredi tahsis ücreti", "ekspertiz ücreti", "dosya masrafı" ve "hayat sigortası primi" adı altında müvekkilden haksız ve hukuka aykırı olarak tahsil edilen toplam 78.500 TL'nin (fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla), bankaya başvuru tarihinden itibaren, bu kabul edilmezse dava tarihinden itibaren işleyecek AVANS FAİZİ ile birlikte davalıdan tahsil edilerek müvekkile İADESİNE,
  3. Sözleşmede yer alan ve tüketici aleyhine dengesizliğe neden olan masraf ve ücretlere ilişkin hükümlerin HAKSIZ ŞART niteliğinde olduğunun ve GEÇERSİZLİĞİNİN TESPİTİNE,
  4. Tüm yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı taraf üzerinde bırakılmasına,

Karar verilmesini saygılarımızla vekaleten arz ve talep ederiz.

Davacı Vekili (İmza)

İLGİLİ MEVZUAT METİNLERİ

TÜRK BORÇLAR KANUNU - Madde 20

Genel işlem koşulları, bir sözleşme yapılırken düzenleyenin, ileride çok sayıdaki benzer sözleşmede kullanmak amacıyla, önceden, tek başına hazırlayarak karşı tarafa sunduğu sözleşme hükümleridir. Bu koşulların, sözleşme metninde veya ekinde yer alması, kapsamı, yazı türü ve şekli, nitelendirmede önem taşımaz. Aynı amaçla düzenlenen sözleşmelerin metinlerinin özdeş olmaması, bu sözleşmelerin içerdiği hükümlerin, genel işlem koşulu sayılmasını engellemez. Genel işlem koşulları içeren sözleşmeye veya ayrı bir sözleşmeye konulan bu koşulların her birinin tartışılarak kabul edildiğine ilişkin kayıtlar, tek başına, onları genel işlem koşulu olmaktan çıkarmaz. Genel işlem koşullarıyla ilgili hükümler, sundukları hizmetleri kanun veya yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütmekte olan kişi ve kuruluşların hazırladıkları sözleşmelere de, niteliklerine bakılmaksızın uygulanır.

TÜRK BORÇLAR KANUNU - Madde 20

Genel işlem koşulları, bir sözleşme yapılırken düzenleyenin, ileride çok sayıdaki benzer sözleşmede kullanmak amacıyla, önceden, tek başına hazırlayarak karşı tarafa sunduğu sözleşme hükümleridir. Bu koşulların, sözleşme metninde veya ekinde yer alması, kapsamı, yazı türü ve şekli, nitelendirmede önem taşımaz. Aynı amaçla düzenlenen sözleşmelerin metinlerinin özdeş olmaması, bu sözleşmelerin içerdiği hükümlerin, genel işlem koşulu sayılmasını engellemez. Genel işlem koşulları içeren sözleşmeye veya ayrı bir sözleşmeye konulan bu koşulların her birinin tartışılarak kabul edildiğine ilişkin kayıtlar, tek başına, onları genel işlem koşulu olmaktan çıkarmaz. Genel işlem koşullarıyla ilgili hükümler, sundukları hizmetleri kanun veya yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütmekte olan kişi ve kuruluşların hazırladıkları sözleşmelere de, niteliklerine bakılmaksızın uygulanır.

TÜRK BORÇLAR KANUNU - Madde 21

Karşı tarafın menfaatine aykırı genel işlem koşullarının sözleşmenin kapsamına girmesi, sözleşmenin yapılması sırasında düzenleyenin karşı tarafa, bu koşulların varlığı hakkında açıkça bilgi verip, bunların içeriğini öğrenme imkânı sağlamasına ve karşı tarafın da bu koşulları kabul etmesine bağlıdır. Aksi takdirde, genel işlem koşulları yazılmamış sayılır. Sözleşmenin niteliğine ve işin özelliğine yabancı olan genel işlem koşulları da yazılmamış sayılır.

TÜRK BORÇLAR KANUNU - Madde 21

Karşı tarafın menfaatine aykırı genel işlem koşullarının sözleşmenin kapsamına girmesi, sözleşmenin yapılması sırasında düzenleyenin karşı tarafa, bu koşulların varlığı hakkında açıkça bilgi verip, bunların içeriğini öğrenme imkânı sağlamasına ve karşı tarafın da bu koşulları kabul etmesine bağlıdır. Aksi takdirde, genel işlem koşulları yazılmamış sayılır. Sözleşmenin niteliğine ve işin özelliğine yabancı olan genel işlem koşulları da yazılmamış sayılır.

TÜRK BORÇLAR KANUNU - Madde 22

Sözleşmenin yazılmamış sayılan genel işlem koşulları dışındaki hükümleri geçerliliğini korur. Bu durumda düzenleyen, yazılmamış sayılan koşullar olmasaydı diğer hükümlerle sözleşmeyi yapmayacak olduğunu ileri süremez.

TÜRK BORÇLAR KANUNU - Madde 22

Sözleşmenin yazılmamış sayılan genel işlem koşulları dışındaki hükümleri geçerliliğini korur. Bu durumda düzenleyen, yazılmamış sayılan koşullar olmasaydı diğer hükümlerle sözleşmeyi yapmayacak olduğunu ileri süremez.

TÜRK BORÇLAR KANUNU - Madde 23

Genel işlem koşullarında yer alan bir hüküm, açık ve anlaşılır değilse veya birden çok anlama geliyorsa, düzenleyenin aleyhine ve karşı tarafın lehine yorumlanır.

TÜRK BORÇLAR KANUNU - Madde 23

Genel işlem koşullarında yer alan bir hüküm, açık ve anlaşılır değilse veya birden çok anlama geliyorsa, düzenleyenin aleyhine ve karşı tarafın lehine yorumlanır.

TÜRK BORÇLAR KANUNU - Madde 24

Genel işlem koşullarının bulunduğu bir sözleşmede veya ayrı bir sözleşmede yer alan ve düzenleyene tek yanlı olarak karşı taraf aleyhine genel işlem koşulları içeren sözleşmenin bir hükmünü değiştirme ya da yeni düzenleme getirme yetkisi veren kayıtlar yazılmamış sayılır.

TÜRK BORÇLAR KANUNU - Madde 25

Genel işlem koşullarına, dürüstlük kurallarına aykırı olarak, karşı tarafın aleyhine veya onun durumunu ağırlaştırıcı nitelikte hükümler konulamaz.

TÜKETİCİNİN KORUNMASI HAKKINDA KANUN - Madde 4

(1) Bu Kanunda yazılı olarak düzenlenmesi öngörülen sözleşmeler ile bilgilendirmeler en az on iki punto büyüklüğünde, anlaşılabilir bir dilde, açık, sade ve okunabilir bir şekilde düzenlenir ve bunların bir nüshası kâğıt üzerinde veya kalıcı veri saklayıcısı ile tüketiciye verilir. Sözleşmede bulunması gereken şartlardan bir veya birkaçının bulunmaması durumunda, eksiklik sözleşmenin geçerliliğini etkilemez. Bu eksiklik sözleşmeyi düzenleyen tarafından derhâl giderilir. (2) Sözleşmede öngörülen koşullar, sözleşme süresi içinde tüketici aleyhine değiştirilemez. (3) Tüketiciden; kendisine sunulan mal veya hizmet kapsamında haklı olarak yapılmasını beklediği ve sözleşmeyi düzenleyenin yasal yükümlülükleri arasında yer alan edimler ile sözleşmeyi düzenleyenin kendi menfaati doğrultusunda yapmış olduğu masraflar için ek bir bedel talep edilemez. Bankalar, tüketici kredisi veren finansal kuruluşlar ve kart çıkaran kuruluşlar tarafından tüketiciye sunulan ürün veya hizmetlerde ise tüketiciden faiz dışında alınacak her türlü ücret, komisyon ve masraf türleri ile bunlara ilişkin usul ve esaslar Bakanlığın görüşü alınarak bu Kanunun ruhuna uygun olarak ve tüketiciyi koruyacak şekilde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından belirlenir. [1] (4) Bu Kanunda düzenlenen sözleşmelere istinaden tüketiciden talep edilecek her türlü ücret ve masrafa ilişkin bilgilerin, sözleşmenin eki olarak kâğıt üzerinde yazılı şekilde tüketiciye verilmesi zorunludur. Uzaktan iletişim aracıyla kurulan sözleşmelerde ise, bu bilgiler kullanılan uzaktan iletişim aracına uygun şekilde verilir. Bu bilgilerin tüketiciye verildiğinin ispatı sözleşmeyi düzenleyene aittir. (5) Tüketicinin yapmış olduğu işlemler nedeniyle kıymetli evrak niteliğinde sadece nama yazılı ve her bir taksit ödemesi için ayrı ayrı olacak şekilde senet düzenlenebilir. Bu fıkra hükümlerine aykırı olarak düzenlenen senetler tüketici yönünden geçersizdir. (6) Tüketici işlemlerinde, tüketicinin edimlerine karşılık olarak alınan şahsi teminatlar, her ne isim altında olursa olsun adi kefalet sayılır. Tüketicinin alacaklarına ilişkin karşı tarafça verilen şahsi teminatlar diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmadıkça müteselsil kefalet sayılır. (7) Temerrüt hâli de dâhil olmak üzere, tüketici işlemlerinde bileşik faiz uygulanmaz. (8) Bu Kanun tüm düzenlemeleri yönünden katılım bankalarını da kapsar. Uygulama, kâr payı dikkate alınarak yapılır. Tüketici sözleşmelerindeki haksız şartlar

TÜKETİCİNİN KORUNMASI HAKKINDA KANUN - Madde 5

(1) Haksız şart; tüketiciyle müzakere edilmeden sözleşmeye dâhil edilen ve tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde dürüstlük kuralına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olan sözleşme şartlarıdır. (2) Tüketiciyle akdedilen sözleşmelerde yer alan haksız şartlar kesin olarak hükümsüzdür. Sözleşmenin haksız şartlar dışındaki hükümleri geçerliliğini korur. Bu durumda sözleşmeyi düzenleyen, kesin olarak hükümsüz sayılan şartlar olmasaydı diğer hükümlerle sözleşmeyi yapmayacak olduğunu ileri süremez. (3) Bir sözleşme şartı önceden hazırlanmış ve standart sözleşmede yer alması nedeniyle tüketici içeriğine etki edememişse, o sözleşme şartının tüketiciyle müzakere edilmediği kabul edilir. Sözleşmeyi düzenleyen, bir standart şartın münferiden müzakere edildiğini iddia ediyorsa bunu ispatla yükümlüdür. Sözleşmenin bütün olarak değerlendirilmesinden standart sözleşme olduğu sonucuna varılırsa, bu sözleşmedeki bir şartın belirli unsurlarının veya münferit bir hükmünün müzakere edilmiş olması, sözleşmenin kalan kısmına bu maddenin uygulanmasını engellemez. (4) Sözleşme şartlarının yazılı olması hâlinde, tüketicinin anlayabileceği açık ve anlaşılır bir dilin kullanılmış olması gerekir. Sözleşmede yer alan bir hükmün açık ve anlaşılır olmaması veya birden çok anlama gelmesi hâlinde; bu hüküm, tüketicinin lehine yorumlanır. (5) Faaliyetlerini, kanun veya yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütmekte olan kişi veya kuruluşların hazırladıkları sözleşmelere de niteliklerine bakılmaksızın bu madde hükümleri uygulanır. (6) Bir sözleşme şartının haksızlığı; sözleşme konusu olan mal veya hizmetin niteliği, sözleşmenin kuruluşunda var olan şartlar ve sözleşmenin diğer hükümleri veya haksız şartın ilgili olduğu diğer bir sözleşmenin hükümleri dikkate alınmak suretiyle sözleşmenin kuruluş anına göre belirlenir. (7) Sözleşme şartlarının haksızlığının takdirinde, bu şartlar açık ve anlaşılır bir dille yazılmış olmak koşuluyla, hem sözleşmeden doğan asli edim yükümlülükleri arasındaki hem de mal veya hizmetin piyasa değeri ile sözleşmede belirlenen fiyat arasındaki dengeye ilişkin bir değerlendirme yapılamaz. (8) Bakanlık, genel olarak kullanılmak üzere hazırlanmış sözleşmelerde yer alan haksız şartların, sözleşme metinlerinden çıkarılması veya kullanılmasının önlenmesi için gerekli tedbirleri alır. (9) Haksız şartların tespit edilmesi ve denetlenmesine ilişkin usul ve esaslar ile sınırlayıcı olmamak üzere haksız şart olduğu kabul edilen sözleşme şartları yönetmelikle belirlenir. Satıştan kaçınma

TÜKETİCİNİN KORUNMASI HAKKINDA KANUN - Madde 29

(Başlığı ile Birlikte Değişik:24/3/2022-7392/4 md.) (1) Tüketicinin yazılı veya kalıcı veri saklayıcısı aracılığıyla açık talebi olmaksızın kredi bağlantılı sigorta yaptırılamaz. Kredi veren, kredi bağlantılı sigorta içermeyen bir sözleşmeyi de tüketiciye teklif etmek koşuluyla kredi bağlantılı sigorta yaptırılmasını içeren bir kredi sözleşmesini tüketiciye sunabilir. (2) Tüketicinin istediği sigorta şirketinden sağladığı teminat, kredi veren tarafından kabul edilmek zorundadır. Kredi bağlantılı sigortanın; kredi borcunun geri ödenme teminatını sağlama amacıyla, meblağ sigortalarında kalan borç tutarıyla ve vadesiyle uyumlu olması gerekir. (3) Tüketici kredisi sözleşmesi, kredi ile ilgili olanlar hariç yan finansal ürün ve hizmetlerin satın alınması şartına bağlanamaz. Bağlı krediler

TÜKETİCİNİN KORUNMASI HAKKINDA KANUN - Madde 31

(1) Belirli süreli kredi sözleşmesine ilişkin bir hesap açılması ve bu hesaptan sadece kredi ile ilgili işlemler yapılması durumunda, tüketiciden bu hesaba ilişkin herhangi bir isim altında ücret veya masraf talep edilemez. Bu hesap, tüketicinin aksine yazılı veya kalıcı veri saklayıcısıyla talebi olmaması hâlinde kredinin ödenmesi ile kapanır. [5] (2) Tüketicinin açık talimatı olmaksızın, belirli süreli kredi sözleşmesi ile ilişkili bir kredili mevduat sözleşmesi yapılamaz. (3) Kart çıkaran kuruluşlar, tüketicilere yıllık üyelik aidatı ve benzeri isim altında ücret tahsil etmedikleri bir kredi kartı türü sunmak zorundadır. (4) Sözleşme öncesi bilgilendirme, sözleşmenin zorunlu içeriği, kapsam dışı sözleşmeler, tüketici ile kredi verenin hak ve yükümlülükleri, cayma hakkı, erken ödeme, efektif yıllık faizin hesaplanması, tüketici kredilerine ilişkin reklamların zorunlu içeriği, fesih hakkının kullanılması, temerrüt, kredinin devri, bağlı kredi ile diğer hususlara ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir.

TÜKETİCİNİN KORUNMASI HAKKINDA KANUN - Madde 38

(Başlığı ile Birlikte Değişik:24/3/2022-7392/5 md.) (1) Tüketicinin yazılı veya kalıcı veri saklayıcısı aracılığıyla açık talebi olmaksızın kredi bağlantılı sigorta yaptırılamaz. Konut finansmanı kuruluşu, kredi bağlantılı sigorta içermeyen bir sözleşmeyi de tüketiciye teklif etmek koşuluyla kredi bağlantılı sigorta yaptırılmasını içeren bir konut finansmanı sözleşmesini tüketiciye sunabilir. (2) Tüketicinin istediği sigorta şirketinden sağladığı teminat, konut finansmanı kuruluşu tarafından kabul edilmek zorundadır. Kredi bağlantılı sigortanın; kredi borcunun geri ödenme teminatını sağlama amacıyla, meblağ sigortalarında kalan borç tutarıyla ve vadesiyle uyumlu olması gerekir. (3) Konut finansmanı sözleşmesi, kredi ile ilgili olanlar hariç yan finansal ürün ve hizmetlerin satın alınması şartına bağlanamaz. Diğer hususlar