Aynı Dosyada Birden Fazla Suç İsnadı Hâlinde Adli Kontrol Süresinin Hesabı

Makaleler/Ceza Hukuku/Aynı Dosyada Birden Fazla Suç İsnadı Hâlinde Adli Kontrol Süresinin Hesabı
Yazar: Coşkun Genç
Bu İçeriği Yapay Zeka İle Özetle

 

Hakkında yıllardır yurt dışına çıkış yasağı bulunan bir sanık, CMK m. 110/A'daki azami sürenin dolduğunu ileri sürerek tedbirin kaldırılmasını istiyor. Mahkeme talebi kısmen kabul ediyor: sürenin dolduğu ilk suç isnadı bakımından adli kontrolü kaldırıyor, ancak dosyaya sonradan birleştirilen ikinci isnat bakımından "sürenin henüz dolmadığı" gerekçesiyle yasağın devamına karar veriyor. Sanık açısından hiçbir şey değişmiyor: pasaportu yine işlem görmüyor, sınır kapısından yine geçemiyor. Değişen tek şey, kararın gerekçesinde yazılı sevk maddesi. Bu yazıda, aynı dosyada birden fazla suç isnadı bulunması hâlinde adli kontrol süresinin her suç için ayrı ayrı mı yoksa kişi ve dosya bazında tek bir süre olarak mı hesaplanacağını; Anayasa Mahkemesinin koruma tedbirinin bölünmezliğine ilişkin yerleşik içtihadı ve Genel Kurulun Veysel Kuşçu kararı ışığında ele alıyoruz. Kartal / İstanbul'da ceza hukuku alanında çalışan LimanLegal Hukuk Bürosu olarak savunduğumuz sonuç şudur: bir suç isnadı bakımından dolan azami süre, aynı dosyadaki bütün isnatlar bakımından da dolmuş sayılır.

 

Kısa cevaplar

·       Adli kontrol süresi, isnat sayısıyla çarpılmaz. Aynı dosyada birden fazla suç isnadı bulunsa dahi azami süre, kişi ve dosya bazında tek bir süre olarak hesaplanmalıdır.

·       Kanun metninde "her bir suç için" ibaresi yoktur. CMK m. 110/A, azami süreyi suç ölçütüne değil, "ağır ceza mahkemesinin görevine giren/girmeyen işler" ölçütüne bağlamıştır.

·       Kanun koyucu farklılaştırmak istediğinde bunu açıkça yazmıştır: aynı maddenin üçüncü fıkrasında çocuklar bakımından sürelerin yarı oranında uygulanacağı sarahaten hükme bağlanmıştır.

·       AYM, isnat başına hesabı tutuklamada 2013'ten bu yana reddetmektedir. "Tutuklama tedbiri, bir yaptırım olmadığından aynı dosya kapsamındaki her bir suç için azami tutukluluk süresinin ayrı ayrı hesaplanması kabul edilemez." (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 49)

·       İsnatların bir kısmından tahliye edilmiş olmak dahi süreyi bölmez. AYM, 2026 tarihli Haşim Türker (2) kararında, farklı suç isnatları veya tahliye süreçleri söz konusu olsa bile sürenin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğine hükmetmiştir (B. No: 2023/105130, 4/3/2026, § 30).

·       Yargıtay da aynı ilkeyi benimsemiştir. 12. Ceza Dairesi, azami tutukluluk süresinin "her bir suç için ayrı ayrı değil tüm suçlar için tek bir süre olarak" kabul edilmesi gerektiğini kararına aktarmıştır (E. 2021/7391, K. 2023/3520, 2/10/2023).

·       Evleviyet: ağır tedbirde yasak olan, hafif tedbirde serbest olamaz. Kişiyi tamamen hürriyetinden yoksun bırakan tutuklamada isnat başına hesap kabul edilmiyorsa, onun yerine geçmek üzere ihdas edilen adli kontrolde hiç kabul edilemez.

·       Belirleyici olan, kararın tarihi değil kısıtlamanın kesintiye uğrayıp uğramadığıdır. Yurt dışına çıkamama hâli fiilen kesintisiz sürmüşse, gerekçedeki sevk maddesinin değişmesi süreyi yeniden başlatmaz.

·       AYM Genel Kurulu, süre hesabında kanunda dayanağı olmayan hiçbir bölmeye izin vermemektedir. Veysel Kuşçu kararında, kanunda "soruşturma–kovuşturma" ve "hüküm öncesi–hüküm sonrası" ayrımı yapılmadığı gerekçesiyle kanun yolunda geçen sürenin de hesaba dâhil olduğu kabul edilmiştir (B. No: 2023/95649, 16/12/2025, § 40; RG: 16/4/2026-33226).

·       İsnat başına hesap, tedbiri süresiz hâle getirir. Yargılamanın altıncı yılında eklenen bir isnat yedi yıl daha, onuncu yılında eklenen bir başkası yedi yıl daha kazandırır; kişi hakkında hiçbir kesin hüküm yokken on dört, yirmi bir yıl kısıtlı kalabilir.

·       Mahkeme süreyi re'sen hesaplamak zorundadır. CMK m. 110/4 uyarınca kovuşturma evresinde adli kontrolün devamı, en geç dört aylık aralıklarla re'sen incelenir.

·       Talep yolu: CMK m. 111 uyarınca adli kontrolün kaldırılması istenir; ret kararına m. 111/2 uyarınca itiraz edilebilir.

 

I. Sorunun Konuluşu: Aynı Yasak, Farklı Sevk Maddesi

Ceza muhakemesi hukukunda adli kontrol tedbirine ilişkin azami süre kuralı, kanun koyucunun tedbire değil, tedbire maruz kalan kişiye tanıdığı bir güvencedir. Bu basit tespit gözden kaçırıldığında, kanunun sayısal olarak son derece açık biçimde çizdiği sınır, maksadını aşan yorum yoluyla fiilen ortadan kaldırılabilmektedir.

Uygulamada karşılaşılan somut bir örnek, sorunun niteliğini bütün çıplaklığıyla ortaya koymaktadır. Ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren bir olayda, sanık hakkında dört ayrı suç isnadı nedeniyle birbirinden bağımsız soruşturmalar başlatılmış ve bu soruşturmalar daha sonra tek bir dosyada birleştirilmiştir. Soruşturmalardan yalnızca biri kapsamında sanık hakkında yurt dışına çıkamamak şeklinde adli kontrol tedbirine hükmedilmiş; diğer soruşturma dosyaları ise yaklaşık üç yıl sonra bu dosyayla birleştirilmiştir. Sanık hakkında uygulanan adli kontrol tedbirinin 2018 yılından itibaren devam ettiği ve bu suretle CMK m. 110/A'da öngörülen yedi yıllık azami sürenin dolduğu kabul edildiğinde, sanığın sürenin sona erdiğini ileri sürerek tedbirin kaldırılmasını talep etmesine rağmen, mahkemece azami sürenin ilk suç isnadı yönünden dolduğu kabul edilerek adli kontrol tedbiri "bu suç bakımından" kaldırılmış; sonradan dosyaya dâhil edilen ikinci suç isnadı bakımından ise sürenin henüz dolmadığı gerekçesiyle yurt dışına çıkış yasağının devamına karar verilmiştir.

Sonuç, sanık açısından hiçbir şeyin değişmemesidir. Pasaportu yine işlem görmemekte, sınır kapısından yine geçememektedir. Değişen tek şey, aynı fiilî kısıtlamanın gerekçesinde yazılı sevk maddesidir.

Bu yazıda savunulan tez: Birden fazla suç isnadının aynı dosya üzerinden birlikte yürütüldüğü hâllerde adli kontrol süresi bütüncül olarak değerlendirilmeli; bir suç isnadı bakımından dolan azami süre, aynı dosyadaki diğer suç isnatları bakımından da dolmuş sayılmalıdır. Aksi yöndeki yorum, CMK m. 110/A'nın lafzında dayanağı bulunmadığı gibi, Anayasa Mahkemesinin koruma tedbirlerinin bölünmezliğine ilişkin yerleşik içtihadına, kanunilik ve öngörülebilirlik ilkelerine ve nihayet azami süre kurumunun varlık sebebine aykırıdır.

 

II. Kanuni Çerçeve: Sayısal Bir Tavan, Kişiye Bağlı Bir Güvence

Adli kontrol, CMK m. 109/1 uyarınca "bir suç sebebiyle yürütülen soruşturmada, 100 üncü maddede belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığı halinde, şüphelinin tutuklanması yerine" başvurulan bir koruma tedbiridir. Maddenin üçüncü fıkrasının (a) bendinde sayılan yurt dışına çıkamamak yükümlülüğü, uygulamada en sık karşılaşılan adli kontrol türüdür.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 109 — Adlî kontrol (ilgili kısım)

"(1) (Değişik: 2/7/2012-6352/98 md.) Bir suç sebebiyle yürütülen soruşturmada, 100 üncü maddede belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığı halinde, şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol altına alınmasına karar verilebilir.

(2) Kanunda tutuklama yasağı öngörülen hallerde de, adlî kontrole ilişkin hükümler uygulanabilir.

(3) Adlî kontrol, şüphelinin aşağıda gösterilen bir veya birden fazla yükümlülüğe tabi tutulmasını içerir:

a) Yurt dışına çıkamamak.

[…]

(6) Adlî kontrol altında geçen süre, şahsî hürriyeti sınırlama sebebi sayılarak cezadan mahsup edilemez. Bu hüküm, maddenin üçüncü fıkrasının (e) ve (j) bentlerinde belirtilen hallerde uygulanmaz. (Ek cümle:8/7/2021-7331/15 md.) Ancak, (j) bendinde belirtilen konutunu terk etmemek yükümlülüğü altında geçen her iki gün, cezanın mahsubunda bir gün olarak dikkate alınır."

 

Tedbirin kovuşturma evresinde de uygulanabileceği ve periyodik olarak denetleneceği CMK m. 110'da düzenlenmiştir. Uygulamada en çok gözden kaçan hüküm, 2021 yılında eklenen dördüncü fıkradır:

CMK m. 110 — Adlî kontrol kararı ve hükmedecek merciler (ilgili kısım)

"(3) 109 uncu madde ile bu maddenin birinci ve ikinci fıkra hükümleri, gerekli görüldüğünde, görevli ve yetkili diğer yargı mercileri tarafından da, kovuşturma evresinin her aşamasında uygulanır.

(4) (Ek:8/7/2021-7331/16 md.) Şüpheli veya sanığın adli kontrol yükümlülüğünün devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda en geç dört aylık aralıklarla; soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi, kovuşturma evresinde ise resen mahkeme tarafından 109 uncu madde hükümleri göz önünde bulundurularak karar verilir."

 

Tedbirin azami süresi ise, 5271 sayılı Kanun'a 8/7/2021 tarihli ve 7331 sayılı Kanun'un 17. maddesiyle eklenen ve aynı Kanun'un 27. maddesi gereğince 1/1/2022 tarihinde yürürlüğe giren m. 110/A ile düzenlenmiştir:

CMK m. 110/A — Adli kontrol altında geçecek süre (Ek:8/7/2021-7331/17 md.)

"(1) Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde adli kontrol süresi en çok iki yıldır. Ancak bu süre, zorunlu hâllerde gerekçesi gösterilerek bir yıl daha uzatılabilir.

(2) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, adli kontrol süresi en çok üç yıldır. Bu süre, zorunlu hâllerde, gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı, Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlarda dört yılı geçemez.

(3) Bu maddede öngörülen adli kontrol süreleri, çocuklar bakımından yarı oranında uygulanır."

 

İşin niteliği

Asıl süre

Uzatma

Toplam azami süre

Çocuklarda (yarı oran)

Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işler

2 yıl

1 yıl

3 yıl

1 yıl 6 ay

Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işler (genel)

3 yıl

3 yıl

6 yıl

3 yıl

TCK İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölüm suçları ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamındaki suçlar

3 yıl

4 yıl

7 yıl

3 yıl 6 ay

 

Anayasa Mahkemesinin ifadesiyle, bu son kategoride "bahsi geçen suçlarda bir kişi hakkında en çok yedi yıl süreyle adli kontrol tedbiri uygulanabilecektir" (Veysel Kuşçu [GK], B. No: 2023/95649, 16/12/2025, § 38).

Hükmün kaleme alınış biçimi belirleyicidir

Kanun koyucu, azami süreyi suç ölçütüne değil, kanundaki "ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde… en çok üç yıldır" ibaresiyle işin görevli mahkemesi ölçütüne bağlamıştır. Kanun metninde ne "her bir suç için", ne "her bir isnat bakımından", ne de "ayrı ayrı" ibaresi geçmektedir.

Buna karşılık kanun koyucunun, istediğinde süreye ilişkin farklılaştırmayı açıkça yazdığı, aynı maddenin üçüncü fıkrasında görülmektedir: çocuklar bakımından sürelerin yarı oranında uygulanacağı sarahaten hükme bağlanmıştır. Kanun koyucu, süreye ilişkin bir ayrım yapmak istediğinde bunu yazmaktan çekinmemiştir.

Dolayısıyla süreyi isnat sayısına göre çoğaltan yorum, kanunun sükûtundan bir yetki türetmekte; üstelik bu yetkiyi, temel hakları sınırlayan tedbirin aleyhe genişletilmesi yönünde kullanmaktadır. Bu, Anayasa m. 13'ün öngördüğü kanunilik ölçütünün en temel gereğiyle bağdaşmamaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 13 — Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması (Değişik: 3/10/2001-4709/2 md.)

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

 

III. AYM Genel Kurulunun Veysel Kuşçu Kararı: Sürenin Nereden Başladığı ve Nerede Durmadığı

Tartışmanın zeminini kökten değiştiren karar, Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun Veysel Kuşçu başvurusunda verdiği 16/12/2025 tarihli kararıdır (B. No: 2023/95649; RG: 16/4/2026-33226). Karar, adli kontrolde azami sürenin hesabına ilişkin iki temel belirlemeyi içermektedir.

1. Süre, kanunun yürürlük tarihinden değil tedbir tarihinden başlar

 "Bu sürenin Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren mi yoksa adli kontrol tedbiri tarihinden itibaren mi başlayacağının da belirlenmesi gerekir. Anayasa Mahkemesi azami tutukluluk süresinin beş yıldan yedi yıla çıkarıldığı dönemde incelediği başvurularda azami süreyi hesaplarken kanun değişikliğinin yürürlüğe girdiği tarihi değil tutuklama tarihini esas almıştır (Ömer Köse (2) [2. B.], B. No: 2017/34237, 23/10/2019, §§ 65, 66; Selahattin Demirtaş (3) [1. B.], B. No: 2017/38610, 9/6/2020, §§ 162-173). Aynı durumun adli kontrol tedbiri için de geçerli olduğunu kabul etmek gerekir. Kanunda azami sürelerin bu Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten önceki adli kontrol tedbirlerine uygulanmayacağına ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. […] Dolayısıyla somut olayda adli kontrol tedbirine karar verildiği tarihten itibaren sürenin başlatılması gerektiği sonucuna varılmıştır." 

— Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, Veysel Kuşçu , B. No: 2023/95649 , 16/12/2025, § 39

 

2. Kanun yolunda geçen süre de hesaba dâhildir

 "Ağır Ceza Mahkemesinin kanun yolunda geçen sürelerin azami sürenin hesabına dâhil olmadığı yönündeki tespitin de değerlendirilmesi gerekir. Adli kontrolle ilgili azami süreler belirlenirken 5271 sayılı Kanun'da soruşturma ve kovuşturma evreleri arasında bir ayrım yapılmadığı gibi hüküm öncesi ve hüküm sonrası şeklinde bir ayrım da yapılmamıştır. Kanun yolunda geçen sürelerin azami sürenin hesaplanmasında dikkate alınmaması suç isnadına bağlı tutuklama ile ilgilidir." 

— AYM Genel Kurulu, Veysel Kuşçu , B. No: 2023/95649, 16/12/2025, § 40

 

 "Mahkûmiyete bağlı tutma ile suç isnadına bağlı tutmanın nitelik farkından kaynaklanan bu tespitin özgürlükten yoksun bırakma niteliğinde dahi olmayan yurt dışına çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol tedbiri için de geçerli olduğunu söylemek mümkün değildir. Bu nedenle hüküm verildikten sonra adli kontrol tedbirinde geçen sürenin de hesaba katılması gerekmektedir. Somut olayda başvurucu hakkında 21/8/2016 tarihinde adli kontrol tedbirine karar verilmiştir. Yedi yıllık azami süre 21/8/2023 tarihinde dolmuştur. Bu durumda başvurucu, esasında kanunda öngörülen azami süresi aşılmış bir adli kontrol tedbirine uymadığı için tutuklanmıştır. Azami süresi dolmuş olan bir adli kontrol tedbirine uyulmaması nedeniyle tutuklama kararı verilmesinin kanuni bir temelinin bulunmadığı değerlendirilmiştir." 

— AYM Genel Kurulu, Veysel Kuşçu , B. No: 2023/95649, 16/12/2025, § 41

 

Karar Genel Kurulca verilmiş, Resmî Gazete'de yayımlanmış ve Anayasa m. 153/son uyarınca yargı organlarını bağlayıcı hâle gelmiştir. Kanaatimizce kararın asıl önemi, sonucundan çok yönteminde saklıdır: Anayasa Mahkemesi, azami süre hesabında yapılan her türlü bölme ve kesme girişimini, kanunda açık dayanağı bulunup bulunmadığı ölçütüne tabi tutmuştur.

Nitekim kararın ikna edici gücü, tam da bu yazının konusu olan sorunda kendini göstermektedir. Zira mahkemenin "evre" üzerinden yaptığı bölme ile "suç isnadı" üzerinden yapılan bölme arasında hukuki nitelik bakımından hiçbir fark yoktur; ikisi de kanunda bulunmayan bir ayrımı kanuna okumaktadır.

Bölme türü

Kanunda dayanağı

Yargısal değerlendirme

Evre üzerinden bölme (kanun yolunda geçen süre sayılmaz)

Yok — kanunda "hüküm öncesi / hüküm sonrası" ayrımı yapılmamıştır

AYM GK tarafından açıkça reddedildi (Veysel Kuşçu, § 40)

İsnat üzerinden bölme (her suç için ayrı süre)

Yok — kanunda "her bir suç için" ibaresi yoktur

Tutuklama bakımından AYM tarafından açıkça reddedildi (Murat Narman § 49; Haşim Türker (2) § 30)

Yürürlük tarihi üzerinden bölme (süre 1/1/2022'den başlar)

Yok — kanunda geçmişe uygulanmama hükmü yoktur

AYM GK tarafından açıkça reddedildi (Veysel Kuşçu, § 39)

 

IV. Tezin Temeli: Koruma Tedbirinin Bölünmezliği

A. Tutuklamada Yerleşik İçtihat: Murat Narman Kararı

Anayasa Mahkemesi, azami sürenin isnat başına hesaplanamayacağını tutuklama bakımından 2013 yılından bu yana istikrarlı biçimde kabul etmektedir. Murat Narman kararı, konuya ilişkin ilk ilke kararlarından biridir ve somut olayı bugün tartıştığımız soruna neredeyse birebir benzemektedir.

Karara konu olayda ilk derece mahkemesi tahliye talebini, şu gerekçeyle reddetmiştir:

 "Başvurucunun tahliye talebi, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesince 'iddianamede düzenlenen her bir suç için tutukluluk süresinin bağımsız olarak değerlendirilmesi gerektiği ve sanığın Ağır Ceza Mahkemesi'nin görevine giren birden çok suçtan tutuklanmış olduğu' gerekçesiyle 9/10/2012 tarihinde reddedilmiştir." 

— Anayasa Mahkemesi, Murat Narman , B. No: 2012/1137 , 2/7/2013, § 11

 

Anayasa Mahkemesi bu yorumu iki ayrı gerekçeyle hukuka aykırı bulmuştur. Önce dosyanın bütünlüğü ölçütünü koymuştur:

 "Bireyler hakkındaki birden fazla suça ilişkin soruşturma ve kovuşturmaların bir dosya üzerinden yürütülmesi veya bir dosyada birleştirilmiş olması halinde bu soruşturma ve kovuşturmaların belli bir bütünlük içinde yürütüleceği göz önüne alındığında, uygulanan bir tutuklama tedbirinin soruşturma ve kovuşturmaların tamamı açısından sonuç doğuracağı açıktır. Bu nedenle azami tutukluluk süresinin kişinin yargılandığı dosya kapsamındaki tüm suçlar açısından en fazla beş yıl olması gerektiği anlaşılmaktadır. Tutuklama tedbiri, bir yaptırım olmadığından aynı dosya kapsamındaki her bir suç için azami tutukluluk süresinin ayrı ayrı hesaplanması kabul edilemez. Suç ve sanık sayısı, davanın karmaşık olması gibi etkenler tutukluluk süresinin makul olup olmadığı konusundaki değerlendirmede ele alınabilecek faktörler olup kanuni tutukluluk süresinin belirlenmesinde esas alınmaları mümkün değildir." 

— Anayasa Mahkemesi, Murat Narman , B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 49

 

Ardından öngörülebilirlik ölçütünü eklemiştir:

 "Ancak derece mahkemelerinin kanuni tutukluluk süresinin her suç için ayrı ayrı hesaplanması gerektiği yönündeki yorumu, bireylerin tutuklu olarak yargılanabileceği azami süreyi belirsiz ve öngörülemez bir şekilde uzatmaya elverişlidir. Zira bir kişi hakkında birden fazla suç isnadı olması halinde azami tutukluluk süresi her biri için ayrı ayrı hesaplandığında kişinin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği süre öngörülemez bir şekilde uzayacaktır. Bu durumun başvurucu açısından öngörülebilir olmadığı açıktır. Bir hukuk devletinde henüz suçluluğu sabit hale gelmemiş bir bireyin mahkemenin benimsediği yorum nedeniyle belirsiz bir süre boyunca özgürlüğünden yoksun bırakılması düşünülemez." 

— Anayasa Mahkemesi, Murat Narman , B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 53

 

Aynı yöndeki tespitler Burak Döner (B. No: 2012/521, 2/7/2013, §§ 46-48) ve Abdullah Ünal (B. No: 2012/1094, 7/3/2014, § 41) kararlarında da yer almaktadır.

B. Yargıtay da Bu İlkeyi Benimsemiştir

İlke, Yargıtay kararlarına da aktarılmıştır. 12. Ceza Dairesi, koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davasına ilişkin bir kararında şu tespiti yapmıştır:

 "Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi kişiler hakkındaki birden fazla suça ilişkin soruşturma ve kovuşturmaların bir dosya üzerinden yürütülmesi veya bir dosyada birleştirilmiş olması hâlinde -bu soruşturma ve kovuşturmaların belli bir bütünlük içinde yürütüleceğini gözönüne alarak- uygulanan bir tutuklama tedbirinin soruşturma ve kovuşturmaların tamamı açısından sonuç doğuracağına vurgu yapmış, bu itibarla da kanunda öngörülen azami tutukluluk süresinin her bir suç için ayrı ayrı değil tüm suçlar için tek bir süre olarak kabul edilmesi gerektiğine karar vermiştir (Burak Döner, B. No: 2012/521, 2/7/2013, §§ 46-48; Abdullah Ünal, B. No: 2012/1094, 7/3/2014, § 41)." 

— Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 02.10.2023 tarihli, E. 2021/7391, K. 2023/3520 sayılı ilam

 

Aynı kararda yer alan ikinci bir tespit de doğrudan tartışmamızla ilgilidir: Yargıtay, Erdoğan Ayhan Kit kararına (B. No: 2013/9302, 17/9/2014, §§ 44-46) atıfla, "değişik mahkemelerin görevine giren suçların hukuki bağlantı nedeniyle birlikte yüksek görevli mahkemede yargılama konusu olması durumunda kanuni tutukluluk süresinin tutuklamaya esas alınan suça göre belirleneceğine" vurgu yapmıştır. Yani süre, dosyadaki isnat sayısına göre değil, tedbire esas alınan suç ve görevli mahkeme ölçütüne göre belirlenmektedir. Bu, CMK m. 110/A'nın "ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde" ibaresiyle birebir örtüşmektedir.

 

C. İçtihadın Güncel Halkası: Haşim Türker (2) Kararı (4/3/2026)

İçtihadın en güncel ve bu yazı bakımından en öğretici halkası, Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümünün 4/3/2026 tarihli Haşim Türker (2) kararıdır. Somut olayda başvurucu aynı dosya kapsamında dört ayrı suçtan tutuklanmış, bunların bir kısmından tahliye edilmiş, sonradan aynı dosyaya bağlanan yeni bir isnattan yeniden tutuklanmıştı. Anayasa Mahkemesi önce yerleşik ilkeyi tekrarlamıştır:

 "Anayasa Mahkemesi kişiler hakkındaki birden fazla suça ilişkin soruşturma ve kovuşturmaların bir dosya üzerinden yürütülmesi veya bir dosyada birleştirilmiş olması hâlinde -bu soruşturma ve kovuşturmaların belli bir bütünlük içinde yürütüleceğini gözönüne alarak- uygulanan bir tutuklama tedbirinin soruşturma ve kovuşturmaların tamamı açısından sonuç doğuracağını vurgulamış, bu itibarla da kanunda öngörülen azami tutukluluk süresinin her bir suç için ayrı ayrı değil tüm suçlar için tek bir süre olarak kabul edilmesi gerektiğine karar vermiştir (Burak Döner [2. B.], B. No: 2012/521, 2/7/2013, §§ 46-48; Abdullah Ünal [2. B.], B. No: 2012/1094, 7/3/2014, § 41)." 

— Anayasa Mahkemesi, Haşim Türker (2) , B. No: 2023/105130 , 4/3/2026, § 29

 

Ardından, bu yapının süreyi sıfırlamadığını açıkça belirtmiştir:

 "Tutuklama tedbiri, bir yaptırım olmadığından aynı dosya kapsamındaki her bir suç için azami tutukluluk süresinin ayrı ayrı hesaplanması kabul edilemez. Zira bir kişi hakkında birden fazla suç isnadı olması hâlinde azami tutukluluk süresi her biri için ayrı ayrı hesaplandığında kişinin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği süre öngörülemez bir şekilde uzayacaktır (Murat Narman [2. B.], B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 53). Başvurucu farklı suçlardan tutuklansa ve bu suçların bir kısmından tahliye edilse bile başvurucunun tek bir dava süreci kapsamında (E.2022/152) tutukluluğu hâlen devam ettirilmektedir. […] Bu itibarla farklı suç isnatları veya tahliye süreçleri söz konusu olsa bile tutuklulukta geçen süre bir bütün olarak değerlendirilmeli ve yedi yıllık azami süre esas alınmalıdır." 

— Anayasa Mahkemesi, Haşim Türker (2) , B. No: 2023/105130, 4/3/2026, § 30

 

Burada altı çizilmesi gereken husus şudur: Anayasa Mahkemesi, suç isnatlarından bir kısmında tahliye kararı verilmiş olmasını dahi süreyi bölmek için yeterli görmemiştir. Oysa tahliye, tartıştığımız örnekte mahkemenin yaptığı "bir suç bakımından kaldırma" işleminden çok daha güçlü bir kesinti görüntüsü taşımaktadır. Kararın temelinde yatan muhakeme tarzındaki ölçütün, kâğıt üzerindeki karar sayısının değil, kişi üzerindeki kısıtlamanın kesintiye uğrayıp uğramadığı olduğu rahatlıkla anlaşılmaktadır.

Dikkat çekici bir ayrıntı: Aynı kararın olay bölümünde, başvurucunun tefrik edilen diğer dosyada (E.2023/89) "anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs etme suçundan azami tutukluluk süresinin sona ermesine kısa bir süre kalması gözetilerek" yurt dışı çıkış yasağı şeklinde adli kontrol tedbirine tabi tutularak tahliyesine karar verildiği belirtilmektedir (§ 18). Yani uygulamada azami tutukluluk süresinin dolmasıyla adli kontrole geçilmesi yaygındır; bu geçişin, azami süre güvencesini baştan sıfırlayan bir mekanizmaya dönüşmemesi gerekir.

 

D. Evleviyet Argümanı: Ağır Tedbirde Yasak Olan, Hafif Tedbirde Serbest Olamaz

Burada beklenebilecek ilk itiraz, aktarılan içtihadın tutuklamaya ilişkin olduğu, oysa tartışmanın adli kontrol hakkında yürüdüğüdür. Bu itiraz, tam tersi yönde sonuç doğurmaktadır.

CMK m. 109/1'de adli kontrol, "tutuklama sebeplerinin varlığı hâlinde… tutuklanması yerine" başvurulan bir tedbir olarak düzenlenmiştir. Anayasa Mahkemesi de adli kontrolün tutuklamaya alternatif niteliğini ve tutuklamanın "son çare" olma özelliğini vurgulamaktadır:

 "Genel olarak adli kontrol, işlediği iddia olunan bir suçtan dolayı şüpheli veya sanığın, tutuklama sebeplerinin varlığı hâlinde belirli yükümlülükler yüklenerek adli makam ve mercilerin denetimi ve kontrolü altına sokulmasıdır. Adli kontrol koruma tedbiri, tutuklamaya göre kişi özgürlüğünü daha az kısıtladığı ve sanık tutuklanmaksızın muhakemenin yapılabilmesini sağladığı için tutuklama yerine geçmek üzere ihdas edilmiştir. Böylelikle ilgili, bütünüyle özgürlüğünden yoksun bırakılmaksızın denetim altında tutulabilmektedir. Tutuklamaya alternatif bir koruma tedbiri olan adli kontrol, bu özelliğiyle tutuklamaya ancak istisnai hâllerde başvurulması kuralının işlerlik kazanmasına katkıda bulunmakta; tutuklamanın son çare olma özelliğini ortaya koymaktadır (Hülya Kar [GK], B. No: 2015/20360, 27/2/2019, §§ 18, 50; ayrıca bkz. Latife Akyüz, § 46; Hakkı Gök, § 42)." 

— Anayasa Mahkemesi, İlker Ensar Uyanık , B. No: 2020/21922 , 11/6/2024, § 16

 

Şu hâlde mantıkî ilişki tek yönlüdür. Ağır olan tedbirde — yani kişiyi tamamen hürriyetinden yoksun bırakan tutuklamada — azami sürenin isnat başına hesaplanması kabul edilmiyorsa; onun yerine geçmek üzere, daha az kısıtlayıcı olduğu için ihdas edilmiş hafif tedbirde bu hesabın kabul edilmesi düşünülemez.

Aksi sonuç şu tuhaflığı doğurur: tutuklu sanık, yedi yıl dolduğunda isnat sayısı ne olursa olsun tahliye edilecek; buna karşılık hakkında tutuklama yerine adli kontrole hükmedilmiş, yani lehine daha hafif bir tedbir uygulanmış sanık, isnat sayısıyla çarpılan bir süre boyunca kısıtlı kalabilecektir. Koruma tedbirleri sisteminin iç tutarlılığı böyle bir sonucu taşıyamaz.

Ölçüt

Tutuklama (CMK m. 100 vd.)

Adli kontrol (CMK m. 109 vd.)

Müdahalenin ağırlığı

Hürriyetten tam yoksun bırakma

Özgürlükten yoksun bırakma niteliğinde değil

Sistemdeki yeri

Son çare

Tutuklamaya alternatif, öncelikli tercih

Azami süre kaynağı

CMK m. 102

CMK m. 110/A

Süre, isnat başına hesaplanır mı?

Hayır — AYM yerleşik içtihadı

Evleviyetle hayır — ağırda yasak olan hafifte serbest olamaz

 

E. Fiilî Kısıtlılığın Tekliği: Bölünen Nedir?

Meselenin özü, aslında tedbirin maddi varlığına ilişkindir. Sanığın maruz kaldığı kısıtlama tektir: yurt dışına çıkamamaktadır. Bu kısıtlılığın günleri, dosyada mevcut isnatlara pay edilemez. 15 Mart günü sanık, bir suç için "yarım gün", diğer suç için "yarım gün" yurt dışına çıkamamış değildir; o gün, bir gün boyunca yurt dışına çıkamamıştır.

Nitekim sistem de bu tekliği varsaymaktadır. Dosyada iki isnat bulunması hâlinde iki ayrı yurt dışına çıkış yasağı kararı verilip ikisi ayrı ayrı sınır kapılarına bildirilmez; tek bir tedbir kararı verilir, tek bir kayıt işlenir, tek bir yükümlülük doğar.

Üstelik kanun koyucu, birden fazla suçtan sanık olma hâlini baştan bağlantı saymış ve davaların birlikte görülmesini öngörmüştür:

CMK m. 8 — Bağlantı kavramı

"(1) Bir kişi, birden fazla suçtan sanık olur veya bir suçta her ne sıfatla olursa olsun birden fazla sanık bulunursa bağlantı var sayılır.

(2) Suçun işlenmesinden sonra suçluyu kayırma, suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme fiilleri de bağlantılı suç sayılır."

 

CMK m. 9 — Davaların birleştirilerek açılması

"(1) Bağlantılı suçlardan her biri değişik mahkemelerin görevine giriyorsa, bunlar hakkında birleştirilmek suretiyle yüksek görevli mahkemede dava açılabilir."

 

Kanun koyucunun usul ekonomisi ve muhakemenin bütünlüğü adına kurduğu bu birleştirme mekanizmasının, sanık aleyhine bir süre çarpanına dönüştürülmesi, kurumun amacının tersine çevrilmesidir. Birleştirme, sanığın lehine öngörülmüş bir usul kolaylığıyken, isnat başına süre hesabı onu sanık aleyhine bir cezalandırma aracı hâline getirmektedir.

V. Karşı Argümanlar ve Çürütülmesi

1. "Suçlar birleştirme hâlinde de bağımsızlığını korur; her suç ayrı bir kamu davasıdır."

Bu gerekçe, Murat Narman kararında incelenen yerel mahkeme kararının neredeyse birebir ifadesidir. Söz konusu kararda İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, "5271 sayılı Kanun'a göre her suç ayrı bir kamu davasına konu olup, kişisel, hukuki ve fiili bağlantılar nedeniyle kamu davalarının birleştirilerek görülmesinin mümkün bulunduğu… davaların birleştirilmesi halinde de suçlar bağımsızlıklarını koruduğundan her suç için tutukluluk süresinin bağımsız olarak değerlendirilmesi gerektiği" gerekçesine dayanmıştı (Murat Narman, § 68). Anayasa Mahkemesi bu yorumu § 49'da açıkça reddetmiştir.

Suçların maddi ceza hukuku bakımından bağımsızlığı, muhakeme hukuku bakımından uygulanan tedbirin bölünebileceği anlamına gelmez. Suçların bağımsızlığı ceza tayininde sonuç doğurur; koruma tedbirinin süresinde değil. Zira tedbir bir yaptırım değildir; sanığın muhakemeye katılımını güvence altına almaya yönelik, geçici ve araçsal bir müdahaledir. Anayasa Mahkemesinin ifadesiyle: "Tutuklama tedbiri, bir yaptırım olmadığından aynı dosya kapsamındaki her bir suç için azami tutukluluk süresinin ayrı ayrı hesaplanması kabul edilemez."

2. "Yeni isnat, yeni bir tedbir kararını gerektirir; yeni karar yeni süre demektir."

Bu argüman, şeklî bir karar ile maddi bir tedbiri birbirine karıştırmaktadır. Belirleyici olan, hâkim kararının hangi tarihte yazıldığı değil, kişi üzerindeki yurt dışına çıkamama kısıtlamasının fiilen kesintiye uğrayıp uğramadığıdır.

Önceki tedbirin gerçekten sona erdiğinden ve yeni bir sürenin başladığından söz edilebilmesi için şunların ortaya konması gerekir:

1.     Tedbirin fiilen kaldırıldığı (yalnızca bir sevk maddesi yönünden değil, bütünüyle),

2.     Kişinin bu arada yurt dışına çıkabilir durumda olduğu (kaydın sınır kapılarından düşürüldüğü),

3.     Ancak bundan sonra yeni bir kararla tedbirin yeniden tesis edildiği.

Kısıtlama kesintisiz sürmüşse, gerekçedeki sevk maddesinin değişmesi süreyi etkilemez. Haşim Türker (2) kararında, isnatların bir kısmından tahliye kararı verilmiş olmasının dahi süreyi bölmediğinin kabul edilmesi, bu ölçütün ne kadar sıkı uygulandığını göstermektedir.

3. "Adli kontrol hürriyetten yoksun bırakma değildir; azami süre bu ölçüde katı yorumlanmamalıdır."

Tedbirin hürriyetten yoksun bırakma niteliğinde olmadığı doğrudur. Anayasa Mahkemesi de yurt dışına çıkış yasağını Anayasa m. 19 kapsamında değil, kural olarak özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı (Anayasa m. 20) kapsamında incelemektedir:

 "Başvuruya konu yurt dışına çıkış yasağı öngören adli kontrol tedbirinin esas olarak yerleşme ve seyahat hürriyeti kapsamında kaldığı açıktır. Anayasa Mahkemesinin daha önceki kararlarında, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek (4) No.lu Protokol'e Türkiye'nin taraf olmadığı hatırlatılarak anılan protokolde yer alan 'Serbest dolaşım özgürlüğü'nün ortak koruma alanına girmediği açıklanmıştır. […] Bu bağlamda söz konusu tedbirin de başvurucunun gelişimi ve sosyal, mesleki, ekonomik ve ailevi ilişkileri yönünden olumsuz etkilerinin ortaya konulması hâlinde özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı kapsamında değerlendirilmesi mümkündür (ayrıntılı açıklamalar için bkz. Latife Akyüz, B. No: 2016/50822, 7/9/2021, §§ 36-38; Hakkı Gök, B. No: 2017/33469, 3/11/2022, §§ 31-33)." 

— Anayasa Mahkemesi, İlker Ensar Uyanık , B. No: 2020/21922, 11/6/2024, §§ 11-12

 

Ne var ki bu nitelendirme, argümanı savunanların umduğu sonucu vermez; tam aksine onu zayıflatır. Zira Anayasa Mahkemesi Veysel Kuşçu kararında, tam da tedbirin "özgürlükten yoksun bırakma niteliğinde dahi olmayan" karakterinden hareketle, tutukluluğa özgü bir süre kesme kuralının adli kontrole taşınamayacağı sonucuna varmıştır (§ 41). Yani tedbirin hafifliği, azami süre hesabında sanık aleyhine değil, lehine işleyen bir ölçüttür.

Kaldı ki kanunilik denetimi, müdahalenin ağırlığına göre yumuşayan bir denetim değildir: Anayasa m. 13, hangi hak söz konusu olursa olsun sınırlamanın kanunla yapılmasını ve ölçülü olmasını aramaktadır.

4. "Süre dolsa bile mahkeme, adli kontrolün devamında hukuki yarar görebilir."

Azami süre, takdire tabi bir ölçüt değil, takdirin sınırıdır. Süre dolduğunda tedbirin hukuki dayanağı ortadan kalkar; mahkemenin önünde tartılacak bir menfaat dengesi kalmaz.

Nitekim Yargıtay da adli kontrolün dayanağı kalmadığında kendiliğinden sona erdiğini kabul etmektedir:

 "Somut olayda; 5271 sayılı Kanun'un 110/A maddesinde adli kontrol altında geçecek azami süreye ilişkin düzenleme, ayrıca hükümlü hakkında verilen hükmün kesinleşmesi ve almış olduğu cezanın infazı sırasında 26.09.2023 tarihinden geçerli olmak üzere şartla tahliyesine karar verilmiş olması dikkate alındığında, hükümlü hakkında yargılama sırasında verilen yurt dışına çıkamama adli kontrol tedbirinin kendiliğinden sona erdiğinin ve devamında herhangi bir hukuki yararın bulunmadığının kabulü gerektiğinden, talebin kabulü yerine reddine dair verilen karara karşı yaptığı itirazın kabulü yerine reddine dair itiraz merciince verilen karar Kanun'a aykırı olup, kanun yararına bozma talebi yerinde görülmüştür." 

— Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 10.02.2025 tarihli, E. 2024/9285, K. 2025/2304 sayılı karar

 

Üstelik CMK m. 110/4, mahkemeye en geç dört aylık aralıklarla re'sen inceleme yükümlülüğü yüklemiştir; bu yükümlülük, sürenin dolduğunun talep beklenmeksizin tespit edilmesini gerektirir.

VI. Öngörülebilirlik ve Ölçülülük: Sistemin Taşıyamayacağı Sonuç

İsnat başına süre hesabının pratik sonucu üzerinde durulmalıdır. Böyle bir yorum benimsendiğinde, adli kontrolü süresiz hâle getirmenin en kolay yolu, dosyaya yeni bir sevk maddesi eklemek olur. Yargılamanın altıncı yılında eklenen bir suç isnadı yedi yıl daha, onuncu yılında eklenen bir başkası yedi yıl daha kazandırır. Kişi, hakkında hiçbir kesin hüküm bulunmaksızın, kanunun açıkça yedi yılla sınırladığı bir tedbir altında on dört, yirmi bir yıl kalabilir.

Senaryo (ağır ceza / terör suçu, azami 7 yıl)

Bütüncül hesap

İsnat başına hesap

2018'de tek isnattan adli kontrol

2025'te dolar

2025'te dolar

2021'de ikinci isnat birleştirilir

2025'te dolar (değişmez)

2028'e uzar

2024'te üçüncü isnat birleştirilir

2025'te dolar (değişmez)

2031'e uzar

2027'de dördüncü isnat birleştirilir

2025'te dolmuştur

2034'e uzar — fiilen 16 yıl

 

Anayasa Mahkemesinin Murat Narman kararında kullandığı ifadeyle bu yorum, "azami süreyi belirsiz ve öngörülemez bir şekilde uzatmaya elverişlidir."

Koruma tedbirlerinin geçiciliği ilkesi

Bu sonuç, koruma tedbirlerinin geçiciliğine ilişkin ilkeyle de bağdaşmaz:

 "Ayrıca Anayasa Mahkemesi Hülya Kar ve Latife Akyüz başvurularında başvuruya konu adli kontrol koruma tedbirinde olduğu gibi tüm koruma tedbirlerinin geçici olduğunu, herhangi bir tedbirin ilanihaye veya herhangi bir kriterden bağımsız olarak süreklilik arz eder biçimde uygulanmasının mümkün olmadığını vurgulamış; süregelen bir koruma tedbirinin durumun gerektirdiğinden daha uzun sürdüğünün anlaşıldığı durumlarda tedbir nedeniyle müdahale edilen anayasal hakların ihlalinin söz konusu olabileceğini belirtmiştir. Anılan kararda, tedbirin türü ve kapsamı konusunda derece mahkemelerinin geniş takdir hakkının bulunduğu ancak yürütülen bir soruşturma veya kovuşturma kapsamında alınan koruma tedbiri ile hedeflenen amaca ulaşmak için hakların daha az sınırlanmasını sağlayacak alternatif yolların bulunup bulunmadığının da dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir (Hülya Kar, §§ 25-28, 44; Latife Akyüz, §§ 48-51, 58; Hakkı Gök, §§ 44-47, 54)." 

— Anayasa Mahkemesi, İlker Ensar Uyanık , B. No: 2020/21922, 11/6/2024, § 17

 

Mahkeme ayrıca, sürenin uzamasının ölçülülük dengesini bozacağını açıkça ifade etmiştir:

 "Bu bağlamda özellikle yurt dışına çıkış yasağı şeklinde adli kontrol tedbirine ve devamına karar verilirken kişinin yurt dışındaki ailevi, kişisel ve mesleki bağları ile kişiye isnat edilen suçun niteliği, delil durumu ve mahkûmiyet hâlinde alacağı cezanın ağırlığı birlikte değerlendirilerek, adli kontrol tedbirinden beklenen kamusal menfaat ile başvurucunun menfaatleri arasında adil bir dengenin kurulması ve bu durumun yeterli gerekçeyle açıklanması gerektiği söylenebilir. Ayrıca yurt dışına çıkış yasağının belirsiz bir süre uzaması ve uzun süre uygulanması hâlinde öngörülen sınırlandırmanın özel hayata ve aile hayatına etkilerinin zamanla ağırlaşacağı ve her hâlde gözetilmesi gereken kamusal yarar ile bireyin kişisel yararı arasındaki dengenin bozulacağı da unutulmamalıdır (Hakkı Gök, § 51)." 

— Anayasa Mahkemesi, İlker Ensar Uyanık , B. No: 2020/21922, 11/6/2024, § 18

 

Nitekim aynı kararda, yaklaşık dört yıl süren bir yurt dışı çıkış yasağı tek başına ölçülülük denetiminden geçememiştir:

 "Sonuç olarak yaklaşık dört yıl süren yurt dışı çıkış yasağı şeklindeki müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine uygun olmadığı kanaatine varılmıştır." 

— Anayasa Mahkemesi, İlker Ensar Uyanık , B. No: 2020/21922, 11/6/2024, § 21

 

Bu ölçüde hassas bir denetimin uygulandığı bir alanda, kanunun çizdiği yedi yıllık tavanın isnat sayısıyla çarpılabileceğini savunmak, içtihadın bütünüyle ters yönüne düşmektir.

Üç katmanlı sakatlık

Özetle, isnat başına hesap yöntemi üç ayrı katmanda sakattır:

Katman

Sakatlık

Anayasal / kanuni dayanak

Kanunilik

CMK m. 110/A'da "her bir suç için" ibaresi yoktur; yetki kanunun sükûtundan türetilmektedir

Anayasa m. 13; CMK m. 110/A

Öngörülebilirlik

Kişinin ne kadar süreyle kısıtlanacağını belirsiz kılar; sevk maddesi eklendikçe süre uzar

Murat Narman, § 53

Ölçülülük

Kanun koyucunun peşinen kurduğu menfaat dengesini yargı kararıyla bozar

Anayasa m. 13; Hakkı Gök § 51; İlker Ensar Uyanık § 21

 

VII. Sonuç ve Uygulamaya Dönük Yol Haritası

Kanaatimizce ve Anayasa Mahkemesi kararlarıyla sabit olduğu üzere, varılması gereken sonuç açıktır:

Varılan sonuç

·       Aynı dosyada birden fazla suç isnadının birlikte yürütüldüğü hâllerde adli kontrol tedbiri, kişi ve dosya bazında bir bütündür.

·       Tedbirin başlangıç tarihi, kişi hakkında ilk kez fiilen uygulandığı tarihtir.

·       Bu tarih, kanun yolunda geçen süreler de dâhil olmak üzere kesintisiz işler ve dosyaya sonradan eklenen isnatlar süreyi sıfırlamaz.

·       Bir suç isnadı bakımından dolan azami süre, aynı dosyadaki bütün isnatlar bakımından dolmuş sayılır ve tedbirin bütünüyle kaldırılması gerekir.

 

Bu tartışmanın yargı kararıyla değil, kanun metniyle bitirilmesi tercihe şayandır. CMK m. 110/A'ya, azami sürenin aynı dosyada yer alan tüm suç isnatları bakımından tek süre olarak hesaplanacağına dair bir fıkra eklenmesi, bugün içtihat yoluyla varılması gereken sonucu tartışmasız kılacaktır. Kanun koyucunun bunu yapmamış olması, mevcut hükmün aksini söylediği anlamına gelmez; yalnızca, açık olanı yazma ihtiyacı duymadığı anlamına gelmektedir.

Adli kontrolün kaldırılması için kontrol listesi

4.     Tedbirin ilk uygulandığı tarihi tespit edin. UYAP'tan sulh ceza hâkimliği veya mahkeme kararının tarihini çıkarın; süre bu tarihten işlemeye başlar — kanunun yürürlük tarihinden değil (Veysel Kuşçu, § 39).

5.     Dosyadaki tüm isnatları ve birleştirme tarihlerini listeleyin. Hangi isnadın hangi tarihte dosyaya girdiğini ve o tarihte tedbirin yürürlükte olup olmadığını gösterin.

6.     Kısıtlamanın fiilen kesintiye uğrayıp uğramadığını belgeleyin. Yurt dışına çıkış kaydının hiç düşürülmediğini ortaya koyun; bu, "yeni karar yeni süre" savunmasını doğrudan çürütür.

7.     İşin ağır ceza mahkemesinin görevine girip girmediğini belirleyin. Azami süre buna göre 3, 6 veya 7 yıldır.

8.     Suçun TCK İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü–Yedinci Bölüm veya 3713 sayılı Kanun kapsamında olup olmadığını kontrol edin. Yedi yıllık üst sınır yalnızca bu suçlara özgüdür.

9.     Şüpheli/sanık çocuksa süreleri yarıya indirin. CMK m. 110/A-3 açıktır.

10.   Kanun yolunda geçen süreyi hesaba katın. İstinaf ve temyizde geçen süre azami sürenin hesabına dâhildir (Veysel Kuşçu, §§ 40-41).

11.   Bütüncül hesabı somut olarak gösterin. Dilekçenizde tek bir tarih ekseni kurun: "X tarihinde başladı, kesintisiz sürdü, Y tarihinde yedi yıl doldu."

12.   Bölünmezlik içtihadını künyeleriyle birlikte ileri sürün. Murat Narman, B. No: 2012/1137, §§ 49, 53; Burak Döner, B. No: 2012/521, §§ 46-48; Abdullah Ünal, B. No: 2012/1094, § 41; Haşim Türker (2), B. No: 2023/105130, §§ 29-30.

13.   Evleviyet argümanını açıkça kurun. Tutuklamada kabul edilmeyen isnat başına hesap, tutuklamanın alternatifi olan adli kontrolde hiç kabul edilemez (İlker Ensar Uyanık, § 16).

14.   Uzatma kararlarının gerekçeli olup olmadığını denetleyin. Kanun uzatmayı "zorunlu hâllerde, gerekçesi gösterilerek" mümkün kılar; gerekçesiz uzatma ayrı bir hukuka aykırılık sebebidir.

15.   Dört aylık periyodik incelemelerin yapılıp yapılmadığını inceleyin. CMK m. 110/4 uyarınca kovuşturma evresinde mahkemenin re'sen karar vermesi gerekir.

16.   Talebinizi CMK m. 111 uyarınca yazılı olarak sunun. Şüpheli veya sanığın istemi üzerine, Cumhuriyet savcısının görüşü alındıktan sonra hâkim veya mahkeme beş gün içinde karar verebilir.

17.   Kısmî kaldırma kararına da itiraz edin. "Bir suç bakımından kaldırma" kararı, talebin reddi anlamına gelir; CMK m. 111/2 uyarınca itiraz edilebilir.

18.   İtirazın reddi hâlinde kanun yararına bozma yolunu değerlendirin. Adalet Bakanlığından CMK m. 309 uyarınca kanun yararına bozma talebinde bulunulması istenebilir.

19.   Bireysel başvuru süresini kaçırmayın. Olağan kanun yolları tüketildikten sonra, nihai kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulabilir.

CMK m. 111 — Adlî kontrol kararının kaldırılması

"(1) Şüpheli veya sanığın istemi üzerine, Cumhuriyet savcısının görüşünü aldıktan sonra hâkim veya mahkeme 110 uncu maddenin ikinci fıkrasına göre beş gün içinde karar verebilir.

(2) Adlî kontrole ilişkin kararlara itiraz edilebilir."

 

Önemli: Bu yazıdaki açıklamalar genel bilgilendirme amaçlıdır ve kişiye özel hukuki görüş yerine geçmez. Aynı dosyada birden fazla suç isnadı bulunması hâlinde adli kontrol süresinin hesabı; tedbirin ilk uygulandığı tarihe, isnatların dosyaya giriş tarihlerine, kısıtlamanın fiilen kesintiye uğrayıp uğramadığına, işin ağır ceza mahkemesinin görevine girip girmediğine ve şüpheli/sanığın yaşına göre değişir. Yazıda savunulan bütüncül hesap görüşü, Anayasa Mahkemesinin tutuklamaya ilişkin yerleşik içtihadına ve Genel Kurulun Veysel Kuşçu kararındaki yönteme dayanmakla birlikte, adli kontrol bakımından isnat başına hesabı doğrudan reddeden bir Anayasa Mahkemesi kararı henüz bulunmamaktadır; derece mahkemelerinin farklı yönde karar verebildiği dikkate alınarak taleplerin ve itirazların dayanaklarıyla birlikte usulüne uygun şekilde ileri sürülmesi gerekir. Somut durumunuza özgü değerlendirme için bir avukattan destek almanızı öneririz.

 

Adli Kontrol, Yurt Dışı Yasağı ve Azami Süre Uyuşmazlıklarında Hukuki Destek — LimanLegal Hukuk Bürosu

Yurt dışına çıkış yasağı, "önemsiz" bir tedbir gibi görünse de; işini, ailesini, eğitimini veya tedavisini yurt dışında sürdürmek zorunda olan bir kişi için yıllara yayılan ağır bir kısıtlamadır. Dosyaya her yeni sevk maddesi eklendiğinde sürenin yeniden başladığının kabul edilmesi, kanunun açıkça sınırladığı bir tedbiri fiilen süresiz hâle getirmektedir.

İstanbul Kartal'da bulunan LimanLegal Hukuk Bürosu; adli kontrolün kaldırılması taleplerinin hazırlanması, kısmî kaldırma kararlarına itiraz, azami süre hesabının dosya üzerinden çıkarılması, kanun yararına bozma başvuruları, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru ve koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davalarında hukuki destek sunmaktadır.

Hemen İletişime Geçin — https://www.limanlegal.com/iletisim