AYM'den Adli Kontrolde Emsal Karar: Kanun Yolunda Geçen Süre de Azami Süreye Dâhil Edildi

Yazar: Coşkun Genç
Bu İçeriği Yapay Zeka İle Özetle

 

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, 16 Aralık 2025 tarihinde karara bağladığı ve 16 Nisan 2026 tarihli ve 33226 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Veysel Kuşçu başvurusunda (B. No: 2023/95649), adli kontrolde azami sürenin nasıl hesaplanacağına ilişkin uygulamadaki görüş ayrılığını sonlandırdı. Mahkemeye göre, Ceza Muhakemesi Kanunu m. 110/A'daki azami süreler belirlenirken kanunda soruşturma ile kovuşturma evreleri ya da hüküm öncesi ile hüküm sonrası arasında herhangi bir ayrım yapılmamıştır; bu nedenle istinaf ve temyizde geçen süre de azami sürenin hesabına dâhildir. Genel Kurul ayrıca, azami süresi dolmuş bir adli kontrol tedbirine uyulmaması nedeniyle verilen tutuklama kararının kanuni bir temelinin bulunmadığını tespit ederek, Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ve başvurucuya net 167.000 TL manevi tazminat ödenmesine hükmetti.

 

Kararın künyesi

·       Mahkeme / Birim: Anayasa Mahkemesi — Genel Kurul

·       Başvuru: Veysel Kuşçu, B. No: 2023/95649

·       Karar tarihi: 16/12/2025

·       Resmî Gazete: 16/4/2026 tarihli ve 33226 sayılı

·       İhlal edilen hak: Anayasa m. 19 — kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

·       Sonuç: Kabul edilebilirlik oybirliğiyle; esas yönünden ihlal kararı oyçokluğuyla (Üye Ömer ÇINAR karşıoy)

·       Giderim: Net 167.000 TL manevi tazminat; 2.220,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 42.220,60 TL yargılama gideri

 

Olay: Yedi Yıl Süren Yurt Dışı Yasağı ve Ardından Gelen Tutuklama

Başvurucu hakkında 21 Ağustos 2016 tarihinde, terör örgütüne üye olma suçundan yürütülen soruşturma kapsamında Elâzığ Sulh Ceza Hâkimliğince yurt dışına çıkış yasağı şeklinde adli kontrol tedbirine hükmedildi.

Elâzığ 2. Ağır Ceza Mahkemesi 4 Ekim 2018 tarihinde başvurucunun 7 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verdi; kararda adli kontrol tedbiriyle ilgili herhangi bir değerlendirme yapılmadı. Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesi 7 Ekim 2019 tarihinde istinaf başvurusunun esastan reddine karar verdi — Bölge Adliye Mahkemesi de kararında adli kontrol tedbirine ilişkin bir değerlendirmede bulunmadı.

Dosya temyiz incelemesindeyken, 5 Ekim 2023 tarihinde Bodrum Turgutreis sahili açıklarında bir tekne içinde, aralarında başvurucunun da bulunduğu kişiler Sahil Güvenlik Komutanlığı görevlilerince yakalandı. Ertesi gün yapılan sorguda başvurucu müdafii, adli kontrol için azami yedi yıllık sürenin geçtiğini, dolayısıyla ortada uygulanabilir bir yurt dışına çıkış yasağı bulunmadığını ileri sürdü.

Elâzığ 2. Ağır Ceza Mahkemesi ise başvurucunun tutuklanmasına karar verdi. Kararın gerekçesinde, terör suçlarında adli kontrol süresinin azami yedi yıl olduğu kabul edilmekle birlikte "dosyanın kanun yolunda olduğu sürelerin bu sürelere dahil olmadığı" belirtildi:

 "Sanık Veysel Kuşçu hakkında Mahkememizin 2016/409 Esas 2018/369 Karar sayılı dosyasından CMK nun 109/3-a maddesi çerçevesinde yurt dışına çıkamama şeklinde adli kontrol kararı mevcut olduğu, sanık hakkında yurt dışına çıkma yasağı şeklindeki adli kontrol kararının 21/8/2016 tarihinde uygulanmaya başladığı ve hakkındaki hükmün 4/10/2018 tarihinde verildiği, 5271 sayılı CMK'nın 110-A maddesinde terör suçlarında adli kontrol süreleri için en azami 7 yıl uygulanabilecek ise de dosyanın kanun yolunda olduğu sürelerin bu sürelere dahil olmadığı anlaşılmakla […]" 

— Elâzığ 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 6/10/2023 tarihli tutuklama kararından (AYM kararı, § 13)

 

Tutuklama kararına yapılan itiraz, Elâzığ 3. Ağır Ceza Mahkemesince 16 Ekim 2023 tarihinde kesin olarak reddedildi. Başvurucu 27 Ekim 2023 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulundu. Yargıtay 3. Ceza Dairesi 27 Haziran 2024 tarihinde bozma kararı verdi; başvurucu 7 Şubat 2025 tarihinde tahliye edildi.

Anayasa Mahkemesinin Gerekçesi

Genel Kurul, incelemesini üç aşamada yürüttü.

1) Sürenin başlangıcı: tedbir tarihi esas alınır

Mahkeme, CMK m. 110/A'nın 8/7/2021 tarihli ve 7331 sayılı Kanun'un 17. maddesiyle eklendiğini ve 1/1/2022 tarihinde yürürlüğe girdiğini hatırlattıktan sonra, sürenin kanunun yürürlük tarihinden değil adli kontrol tedbirine karar verilen tarihten başlatılması gerektiğini belirtti:

 "Anayasa Mahkemesi azami tutukluluk süresinin beş yıldan yedi yıla çıkarıldığı dönemde incelediği başvurularda azami süreyi hesaplarken kanun değişikliğinin yürürlüğe girdiği tarihi değil tutuklama tarihini esas almıştır […]. Aynı durumun adli kontrol tedbiri için de geçerli olduğunu kabul etmek gerekir. Kanunda azami sürelerin bu Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten önceki adli kontrol tedbirlerine uygulanmayacağına ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. […] Dolayısıyla somut olayda adli kontrol tedbirine karar verildiği tarihten itibaren sürenin başlatılması gerektiği sonucuna varılmıştır." 

— AYM Genel Kurulu, Veysel Kuşçu , B. No: 2023/95649, 16/12/2025, § 39

 

2) Kanun yolunda geçen süre azami sürenin hesabına dâhildir

Kararın en çok tartışılan bölümü budur. Mahkeme, kanun yolunda geçen sürenin hesaba katılmaması kuralının tutuklamaya özgü olduğunu ve adli kontrole genişletilemeyeceğini ortaya koydu:

 "Ağır Ceza Mahkemesinin kanun yolunda geçen sürelerin azami sürenin hesabına dâhil olmadığı yönündeki tespitin de değerlendirilmesi gerekir. Adli kontrolle ilgili azami süreler belirlenirken 5271 sayılı Kanun'da soruşturma ve kovuşturma evreleri arasında bir ayrım yapılmadığı gibi hüküm öncesi ve hüküm sonrası şeklinde bir ayrım da yapılmamıştır. Kanun yolunda geçen sürelerin azami sürenin hesaplanmasında dikkate alınmaması suç isnadına bağlı tutuklama ile ilgilidir. Anayasa Mahkemesinin de kabul ettiği gibi kişi serbest bırakılmadan yargılanmakta olduğu davada ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûm olmuşsa mahkûmiyet tarihi itibarıyla suç isnadına bağlı tutukluluk hâli sona erer. […] Mahkûmiyetle birlikte kişinin kuvvetli suç şüphesi ve bir tutuklama nedenine bağlı olarak tutukluluk hâli sona ermektedir." 

— AYM Genel Kurulu, Veysel Kuşçu , B. No: 2023/95649, 16/12/2025, § 40

 

 "Mahkûmiyete bağlı tutma ile suç isnadına bağlı tutmanın nitelik farkından kaynaklanan bu tespitin özgürlükten yoksun bırakma niteliğinde dahi olmayan yurt dışına çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol tedbiri için de geçerli olduğunu söylemek mümkün değildir. Bu nedenle hüküm verildikten sonra adli kontrol tedbirinde geçen sürenin de hesaba katılması gerekmektedir. Somut olayda başvurucu hakkında 21/8/2016 tarihinde adli kontrol tedbirine karar verilmiştir. Yedi yıllık azami süre 21/8/2023 tarihinde dolmuştur. Bu durumda başvurucu, esasında kanunda öngörülen azami süresi aşılmış bir adli kontrol tedbirine uymadığı için tutuklanmıştır. Azami süresi dolmuş olan bir adli kontrol tedbirine uyulmaması nedeniyle tutuklama kararı verilmesinin kanuni bir temelinin bulunmadığı değerlendirilmiştir." 

— AYM Genel Kurulu, Veysel Kuşçu , B. No: 2023/95649, 16/12/2025, § 41

 

Mahkeme bu değerlendirmeden önce, adli kontrole dayanan tutuklamanın hukukiliğine ilişkin genel bir ilke de koydu: "5271 sayılı Kanun'un 112. maddesi adli kontrol tedbirine uyulmaması hâlinde tutuklamaya izin verse de bu yetkinin kullanımı, uyulmadığı iddia edilen adli kontrol tedbirine ilişkin kararların hukuka uygun olmasına bağlıdır. Tutuklamanın dayanağı olan adli kontrol kararı kanuna aykırı ise bu karara uyulmadığı gerekçesiyle verilen tutuklama da hukuki temelden yoksun kalacaktır" (§ 37).

3) Kanun yolu aşamasında ilk derece mahkemesinin CMK m. 100 yetkisi

Genel Kurul, somut olayda tutuklamanın ikinci ayağını — CMK m. 100 kapsamında kuvvetli suç şüphesi ve kaçma şüphesine dayanan tutuklamayı — da inceledi ve yetki bakımından bir boşluk tespit etti:

 "Anılan Kanun'un 112. maddesi, kişiye adli kontrol tedbiri kapsamında yüklenen yükümlülüklere uyulmaması hâlinde ilk derece mahkemesine tutuklama yetkisi tanımaktadır. Buna karşın kanun yolu aşamasında ilk derece mahkemesinin 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi kapsamında tutuklama kararı vermesine imkân tanıyan açık bir kanun hükmünün bulunmadığı görülmüştür. Bu konuda açık bir hüküm bulunmadığından ilk derece mahkemesince 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi kapsamında verilen tutuklama kararının da kanuni bir dayanağının bulunmadığı sonucuna varılmıştır." 

— AYM Genel Kurulu, Veysel Kuşçu , B. No: 2023/95649, 16/12/2025, § 42

 

Karşıoy

Karara Üye Ömer ÇINAR katılmadı. Karşıoyda, mahkemelerin salt adli kontrole uyulmadığı için değil, başvurucunun yasa dışı yollarla Yunanistan'a geçmeye çalışırken yakalanmış olması nedeniyle somut olgulara dayalı kaçma şüphesi de tespit edilerek CMK m. 100 kapsamında tutuklama kararı verdiği; dosya temyiz aşamasındayken tutuklama kararını verecek merciin mahkeme olduğu ve Yargıtay 3. Ceza Dairesinin de tutukluluğun devamına karar verdiği vurgulandı. Karşıoya göre "müdahalenin kanuni dayanağının bulunduğu […] nazara alındığında CMK'nın 100. maddesi uyarınca tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu kabul edilmelidir."

Önemli ayrım: Karşıoy, tutuklamanın CMK m. 100 ayağının hukukiliğine ilişkindir. Azami yedi yıllık sürenin 21/8/2023 tarihinde dolduğu tespiti ise karşıoyda da açıkça paylaşılmaktadır: "Somut olayda 21/8/2016 tarihinde adli kontrol tedbiri uygulanmaya başlanmış olup, olay tarihi olan 6.10.2023 tarihinde 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 110/A maddesinde öngörülen yedi yıllık azami süre dolmuştur." Dolayısıyla sürenin hesabı bakımından Genel Kurul içinde bir görüş ayrılığı bulunmamaktadır.

 

Kararın Dayandığı Kanun Hükümleri

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 110/A — Adli kontrol altında geçecek süre (Ek:8/7/2021-7331/17 md.)

"(1) Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde adli kontrol süresi en çok iki yıldır. Ancak bu süre, zorunlu hâllerde gerekçesi gösterilerek bir yıl daha uzatılabilir.

(2) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, adli kontrol süresi en çok üç yıldır. Bu süre, zorunlu hâllerde, gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı, Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlarda dört yılı geçemez.

(3) Bu maddede öngörülen adli kontrol süreleri, çocuklar bakımından yarı oranında uygulanır."

 

CMK m. 112 — Tedbirlere uymama

"(1) Adlî kontrol hükümlerini isteyerek yerine getirmeyen şüpheli veya sanık hakkında, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun, yetkili yargı mercii hemen tutuklama kararı verebilir. (Ek cümle:14/4/2020-7242/16 md.) Hakkında mahkûmiyet hükmü verilmiş ve bu hükümle ilgili olarak istinaf veya temyiz kanun yoluna başvurulmuş olması hâlinde, UYAP kayıtlarını incelemek suretiyle hükmü veren ilk derece mahkemesi de tutuklama kararı verebilir.

(2) (Ek: 24/11/2016-6763/24 md.) Birinci fıkra hükmü, azami tutukluluk süresinin dolması nedeniyle verilen adli kontrol tedbirinin ihlali hâlinde de uygulanabilir. Ancak, bu durumda tutuklama süresi ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde dokuz aydan, diğer işlerde iki aydan fazla olamaz."

 

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 153/6

"Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar."

 

Kararın Pratik Sonuçları

Konu

Karar öncesi bazı derece mahkemesi uygulaması

AYM Genel Kurulunun tespiti

Sürenin başlangıcı

Tartışmalı; kanunun yürürlük tarihi ileri sürülüyordu

Tedbire karar verilen tarih

Kanun yolunda geçen süre

Hesaba katılmıyordu

Hesaba katılır

Hüküm öncesi / sonrası ayrımı

Yapılıyordu

Kanunda böyle bir ayrım yoktur

Süresi dolmuş tedbirin ihlali

CMK m. 112 uyarınca tutuklama sebebi sayılıyordu

Kanuni temeli yoktur

Kanun yolundayken ilk derece mahkemesinin CMK m. 100 tutuklaması

Uygulanıyordu

Açık kanun hükmü bulunmadığından kanuni dayanağı yoktur

 

Karar, yalnızca başvurucunun dosyası bakımından değil, aynı durumda olan tüm dosyalar bakımından sonuç doğurur. Anayasa'nın 153. maddesinin altıncı fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesi kararları yargı organlarını bağlar; Anayasa'nın 138. maddesinin dördüncü fıkrası ise mahkeme kararlarının yerine getirilmesinin geciktirilemeyeceğini hükme bağlamıştır.

LimanLegal Değerlendirmesi

Kararın uygulamadaki asıl önemi, adli kontrolün "hafif" bir tedbir sayılması nedeniyle uzun yıllar süresiz biçimde sürdürülmesi alışkanlığına açık bir sınır çizmesidir. Hakkında yurt dışına çıkış yasağı bulunan bir kişi, ilk derece mahkemesinin hükmünden sonra istinaf ve temyiz süreçlerinde yıllarca bekleyebilmekte; bu süre hesaba katılmadığında tedbir, kanun koyucunun öngördüğü üst sınırın çok ötesine taşınabilmektedir. Genel Kurulun tespiti, kanun metninin lafzıyla da örtüşmektedir: CMK m. 110/A'da evreler arasında hiçbir ayrım yapılmamıştır.

İkinci olarak, karardan sonra bazı yerel mahkemelerin adli kontrolün kaldırılması taleplerini Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 12.04.2011 tarihli, E. 2011/1-51, K. 2011/42 sayılı kararına dayanarak reddettiği görülmektedir. Bu yaklaşımın hukuken isabetli olmadığı kanaatindeyiz. Zira anılan CGK kararı, azami tutukluluk süresine (CMK m. 102) ilişkindir; adli kontrol süresinin hesabına dair bir tespit içermez. Kaldı ki adli kontrolde azami süreyi düzenleyen CMK m. 110/A, 8/7/2021 tarihli ve 7331 sayılı Kanun'la eklenmiş ve 1/1/2022 tarihinde yürürlüğe girmiştir; 2011 tarihli bir kararın, o tarihte henüz mevcut olmayan bir hükmün nasıl uygulanacağını belirlemesi maddeten mümkün değildir. Anılan karar, tutukluluk yönünden oyçokluğuyla alınmış olup Ceza Genel Kurulu Başkanı dâhil bir kısım üye karşıoy kullanmıştır.

Üçüncü olarak, bu yaklaşım Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı ilkesini göz ardı ederek Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararına, normatif hiyerarşi bakımından haklı gösterilemeyecek bir üstünlük atfetmektedir. Oysa Ceza Genel Kurulunun kendi güncel içtihadı da bunun aksini söylemektedir. CGK'nın 26.10.2022 tarihli, E. 2020/462, K. 2022/671 sayılı kararında, 28.04.2015 tarihli ve 469-132 sayılı karara atıfla, "Anayasa Mahkemesinin diğer kararları gibi bireysel başvuruları inceleyen Bölüm kararları da yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlamaktadır. Bu itibarla Anayasa Mahkemesinin emsal nitelikteki bu kararı karşısında mevcut içtihatların yeniden gözden geçirilmesi gerekmiştir" denilmiş; AYM kararlarının bağlayıcılığı ve içtihadi anlamda yol gösterici niteliğinin tartışmasız olduğu vurgulanmıştır.

Son olarak, bu tartışmaların hiçbirine girilmeksizin dahi, Anayasa'nın 153/6 ve 138/4. maddeleri kapsamında mahkemelerin, uygulanmakta olan adli kontrol sürelerinin azami süreye ulaşıp ulaşmadığını kendiliğinden hesaplaması gerekmektedir. Bu yükümlülük, CMK m. 110/4'te de somutlaşmıştır: kovuşturma evresinde adli kontrolün devamının gerekip gerekmediği hususunda en geç dört aylık aralıklarla re'sen karar verilmesi zorunludur.

Adli Kontrol ve Yurt Dışı Yasağı Dosyalarında Hukuki Destek

Hakkınızda uygulanan adli kontrol tedbirinin azami süresinin dolup dolmadığı; tedbir kararının tarihine, işin ağır ceza mahkemesinin görevine girip girmediğine, isnat edilen suçun niteliğine ve şüpheli/sanığın yaşına göre belirlenir. Anayasa Mahkemesinin bu kararı, kanun yolunda geçen sürenin de hesaba katılmasını gerektirdiğinden, hâlihazırda sürdürülen birçok tedbirin süresinin fiilen dolmuş olması mümkündür.

İstanbul Kartal'da bulunan LimanLegal Hukuk Bürosu, adli kontrolün kaldırılması taleplerinin hazırlanması, tutuklamaya ve tutukluluğun devamına itiraz, kanun yararına bozma başvuruları ve Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru süreçlerinde hukuki destek sunmaktadır.

Hemen İletişime Geçin — https://www.limanlegal.com/iletisim